• sözlük yazarlarının itirafları

    176338.
    çok güzel kaybediyorum. Alışkanlık edindim, sağlam kaybediyorum. buldum mu fazla tutamıyorum, çabucak kaybediyorum. Ne zamandır bilmiyorum ama mütemadiyen kaybediyorum. rakip tanımıyorum; kendi kendime kaybediyorum... kaybediyorum, kendimi de.
    #35865603 :)
  • eskiz

    28.
    el yordamı ile aydınlığı bulma çabası, sonsuz tekrar ile dönen çembere eş yorgunluk, derin mavi çizginin ardında duyulan kendi cümlelerimin kaynağındaki meçhul ile karşılaşma olasılığı, yeni bir sabaha daha uyanmış olmanın telaşı ve bilinmezliğin getirdiği çaresizlik...

    teneke solucanlarda yolculuk ederek güne başlayan lakin içinde zamanı tükettiği gün boyunca ne kadar yol aldığını bilemeyen yüzleri yerçekimine yenik insanlar görüyorum. harama uçkur çözen veled i zinalar, helale şüphe ile bakan cesareti noksanlar, doğruyu unutmuş yalana tapanlar, yüzündeki çizgilerde öykülerini saklayanlar; onlarca ses, onlarca ten, onlarca renk, onlarca koku... her birinin gözlerinin ardından sakladığı sırları, başlarının tepesinde birbirleriyle dirsek temasında düşünce balonları var lakin yanıbaşındakinin neler düşündüğünden bile bihaber durumdalar... balonlardan düşen parçaları tek tek toplayınca kendini görüyor insan. noktalar çizgileri, çizgiler resimleri, resimler geçmişi çağırıyor. çocukken üzerinde oyunlar oynadığım parktaki kum tanelerine selamlar olsun; gördüğüm her karede bana benden bir şeyler hatırlatan o eski izler var.

    Eşiğin sınırındayım ve bir adım daha atıyorum. tamamlanmayı bekliyorum...
    #35847463 :)
  • kitap alıntıları

    1242.
    aslında daha acıklı bir ses bulmalıyım, daha loş bir ışık, hasan'la pervin'in hikayesi için. ama "anlatmak, anlatılan her ne olursa olsun, neşeli, aydınlık bir eylemdir," dememiş miydi sulhi? bir başkası, urfa'dan arayan bir hediyelik eşya satıcısı, "anlatmak ateşe bakmak gibidir, gamı kederi alır." buyurmamış mıydı? ama ben yine de soruyorum: alaycı mı olmam gerekiyor? ille de alaycı mı olmalıyım? ağlaya ağlaya yazamaz mıyım? çünkü şimdi ağlamanın tam sırası.

    hasan, pervin için tam bir çeşit gönül eğlendirmeydi. tamam pervin ondan etkilenmiş, beğenilmekten de hoşlanmıştı. ama uzun süren, güvenli ilişkisinin(evet böyle bir ilişkisi vardı ve hasan bunu başından beri biliyordu) düzlüğünde karşısına çıkan bu küçük çukurdan(içbükeydi hasan) hafif bir ayak burkulmasının heyecanını duymuştu, hepsi bu. üzülerek, ağlayarak söylüyorum, hepsi bu. bir kere hasan'ı hiç mi hiç anlamıyordu. hasan'ı anlamak için, hadi size bir genelleme daha, bir insanı anlamak için onu sevmek gerekir. peki ama sevmek için ne gerekir? işte tam bu noktada nedensizliğin arsız kuşları üzerinize pisler. ciddiyim, bir de bakmışsınız, seviyorsunuz. biri çıkar karşınıza, balkon yıkamanın çok güzel bir şey olduğunu söyler, seversiniz. bir başkası çıkar, çocukluğundan beri bir gülümsemenin dudaklardan, yüzden nasıl silindiğini takip ettiğini söyler, seversiniz. bütün çocukların okuldan koşarak çıktığını fark edip etmediğini sorduğunuzda, "evet, üstelik kışın, paltolarını giymeden yalnızca kapşonlarını başlarına geçirip öyle koşarlar." yanıtını veren bir kadını, güzel domates kesen orta yaşlı bir adamı, oktay rifat'ın “bir uykuda” şiirini çok seven birini, ispirto ocağını cezvesini ve fincanını yanından ayırmayan bir kahve tiryakisini, kızının saçlarını tarayan bir babayı, "bal kavanozu" diyemeyip "bal kavanözü" diyen bir anneyi, herkesi, herkesi sevebilirsiniz. insan sevilecek bir canlıdır. gezegenimizdeki en güzel şeydir. yattığım yerden biliyorum bunu. ama pervin bilmiyordu.

    (bkz: veciz sözler)
    #35846787 :)
  • yazarların başından geçen tuhaf olaylar

    91.
    kız arkadaşım, ben ve onun iki saf arkadaşıyla beraber limonlu bahçe'de oturuyorduk. şakayla karışık onlara kahin olduğumdan bahsedip eğlenmek istiyorduk, zira sohbet iyice sıkmaya başlamıştı. madem ki kahindim bunu kanıtlamam istendi.

    "saat kaç serenity, sakın hiçbir yere bakma ve hemen söyle?!"

    "3 56??"

    "!!! nasıl ya ???"

    bununla yetinecek gibi görünmüyorlardı. onlara hemen yan tarafımızda oturan mutlu çifti gösterdim.

    "bence birazdan kız çocukla kavga edecek ve onu terk edecek..."

    yarım saat falan geçmişti ve olan oldu! gayet mutlu görünen çiftimiz iki dakikada birbirine girdi ve kız oğlana tokadı patlatıp çekip gitti...

    "Yok artık..."

    sıkıcı sohbet devam ederken mevzu bir şekilde fikret kuşkan'a geldi...

    "yaaa ben onu çok seviyorum of keşke yakından görebilsek..."

    "Hmmm... o zaman buradan çıkalım ne dersiniz? Dışarıda karşılaşacaksınız onunla. ha yakından görsem keşke bıdı bıdı diyorsunuz ama görünce kesin diliniz tutulur. tek bir laf bile konuşamazsınız onunla."

    "Abartma ya, bu da olursa pes deriz!"

    "Hehe hadi gelin, neden olmasın..."

    hesap ödenir ve mekandan çıkılır. henüz caddeye doğru bir iki adım atmışken tam karşıdan fikret kuşkan elleri ceplerinde, başında şapka, yere bakara bize doğru gelmektedir.

    kızlardan biri taş kesilirken diğeri çığlık atmaya başlar. ben ve kız arkadaşım kahkahalarla güleriz bu saçma duruma.

    zavallı adam ise şapkası ile yüzünü gizlemeye çalışarak tedrgin bir şekilde aramızdan geçmeyi başarır...

    bütün bu anlatılanlar gerçektir ve evet kuvvetle muhtemel tuhaf bir tesadüftür. zaten yaşadığımız bir çok olay da öyle değil midir ki...

    yoksa?!
    #35846659 :)
  • yaran diyaloglar

    8760.
    bir yaz günü saçları rastalı, sakalları örülü ve kolları dövme kaplı bir arkadaşımla tünel civarında dolanırken cezerye, mesir, lokum ve envai çeşit şekerleme satan yaşlı bir amca yanımıza yaklaşır ve arkadaşla konuşmaya başlar...

    "ister misiniz, bakın ne de güzel şeylerim var."

    "yok amca sağ ol..."

    "niye ha? çocuklar mı yer yoksa bunları, onu mu demek istiyon?"

    "hayır amca öyle bir şey demedim. şimdi bu sıcak havada böyle şeyleri yersek düz duvara tırmanırız falan, hehe aman diyeyim."

    "ne duvarı beeaa! ortalık karı gız kaynıyo görmüyon mu? al birini, çek bi köşeye, hallediver. sen işini gör ben de para kazanayım!"

    "ne saçmalıyorsun sen be ihtiyar, hayvan mı var karşında ha? köpek miyiz biz!!!"

    "valla çocuk tipine bakınca öyle görünüyor."

    "!!!"

    "..."
    #35846412 :)
  • gecenin şiiri

    11599.
    Kış büyük geliyor nara gidelim
    soğudu günlerin yüzü nara gidelim
    narın bir diyeceği olur da bize
    açılır yazdan binbir sıcak söz
    dilimiz kurudu burdan nara gidelim
    narın bir evi var pek kalabalık
    keşke biz de otursaydık orada
    ev büyük geliyor şimdi her oda
    bir ayrılık, çocuklar kapalı kutu,
    bahçeler dağınık: Bir salkım üzümü
    paylaşırken nasıl da bağ bahçe arkadaştık,
    meğer yapraklarından saymaya başlamış
    bahçeyi hırsız, bağ çıplak kalmış!
    Narın bahçesine bir hoyrat girse
    tenden önce dile yoksulluk düşer
    dil üşümeden daha da üzülmeden ten
    açılıp saçılsın bize nara gidelim;
    ev ki nar gibi içiçe bahçe
    kadın aşka bahçe, deli sarmaşık
    tutunup aşkına hemen nara gidelim

    Nârın elinden kopardık şu aşkı diyelim!

    (bkz: haydar ergülen)
    #35846230 :)
  • undisclosed desires

    48.
    diyorlar ki, adamın içindeki castin timbırleyk ruhu hortlamış; bastırılmış ezik popçunun prangaları çözülmüş. olabilir... kime ne?

    diyorum ki, içimdeki kaybolan dans etme tutkusu ve kendimle bağdaştıramadığım kirli zevkler uyanıvermiş. olabilir... kime ne?

    boşverelim şimdi bunları. nasıl güzel sözler bunlar. nasıl güzel bir melodi bu. tekrara alınası! teknik meselelere falan girmek istemiyorum, anlayan birileri farkına varacaktır zaten.

    sonuç: böyle şarkı söyleyebilmek istiyorum, bu parçayı söylemek istiyorum, söyleyebileceğim biri var mı ona emin olmak istiyorum, varsa eğer kim olduğunu bilebilsin istiyorum, yağmur gibi... istiyorum.

    https://m.youtube.com/watch?v=XJgh7iaN164 +
    #35845985 :)
  • orda bir köy var uzakta

    23.
    kısa pantolonlu veletler oduğumuz zamanlardan kalma nefret edilesi anıların en tipik örneklerinden biridir. tuhaf ötesi bir sahiplenme güdüsü ile söylenen coşku dolu sözler nedense üzerimde ürkütücü etki gösteriyordu. sevemedim, kabullenemedim bir türlü. notalarla şekillenmiş hali daha da kötüydü, trajikomik biçimde midem bulanırdı ve gülmeye başlardım bu içler acısı şiire. bir sevgi pıtırcığı halleri, tatlı limon seven şu kızınki gibi sanki... nereden hatırladıysam... Pehh!
    #35845518 :)
  • yaran fıkralar

    5160.
    fıkranın baş kahramanı bu kez temel değil, en az onun kadar efsane hikayeleri olan annesidir.

    istanbul'da yaşayan oğlu temel'in yanına gitmek için diğer çocukları tarafından tek başına uçağa konulan ihtiyar anne kalkış esnasında kemerini bağlamakta zorlanır ve hosteslerden birinden yardım ister. yanına geldiğinde kemerini bağlamasına yardım eden hostes hanım kızımız pek bir mızmızlanır, söylenir durur; yolculuğun ilerleyen dakikalarında da zavallı kadının isteklerine pek aldırış etmez ve ters cevaplar vererek geçiştirmeye çalışır. hostesin bu tavrından rahatsız olan ihtiyar istanbula gelince uçaktan inerken intikamını acı bir şekilde alır...

    "Oyu, kizum sen benum oğlum Temel'i taniyi misun?"

    "pardon! kiim ?"

    "temel, temel... oğlumdu, habu şehre yaşiyi..."

    "nerden bileyim ya, bir sürü temel var bu şehirde..."

    "laa, nasiii olur. oysa bizum uşak pağa demiştuki hağu istanbul'da ne kada orospi varsa hepsuni taniyirum anacum..."

    "!!!"
    #35845238 :)
  • en güzel bisküvi

    14.
    (bkz: sultani)

    Adına kurban olduğumun tadı da başka bir güzel.

    Gönlümün sultanı sanki.
    #35845101 :)
  • fayton

    53.
    yerine sevemem'in ekürisidir bu. lakin ruh ikizi değil, hissettirdikleri tamamen farklı. öteki süründürürken bu dinle ve kendini iyi hisset parçası. hüzünlendiriyor da aslında. dinlerken hatırlattığı dönemlerden olsa gerek...

    sonuç: sayın kırdar gibi biz de yaşlandık!

    tespit: zavallı gökhan bey, tüm enerjisini bu parçanın klibinde tüketmiş sanki. o gün bugündür robot gibi hareket ediyor.

    Not: klibindeki acayip kıyafet seçimi hakkındaysa hiçbir şey söylemek istemiyorum. Cendereden eli silahlı ağır abiler topuklarıma falan sıkabilir yoksa...
    #35845045 :)
  • yerine sevemem

    135.
    henüz eli silahlı abilerin ortalığı kana buladığı sikko dizilerin müziklerini yapmadığı dönemlerden kalma eski bir gökhan kırdar parçası. saçlar lapiska gibi düzleştirilmemiş; kıvırcık ve kabarık, şimdiki gibi feminen de görünmüyor halleri. bunlar bizi pek ilgilendirmiyor gerçi, girizgah olsun diye yazıverdik... girizgah demişken; şu parçanın başlangıcındaki ud yok mu! süründürür dinleyeni... katıksız aşk acısı, pişmanlık ve bolca gözyaşı. dönemi hatırlayanlar için kült sıfatına layık bir eser, tehlikeli. Yerine sevemem deme, çok rahat ikame edilebiliyorsun. Unutursun. şarkılara sığın, unuttuğunu bile unutursun.

    https://m.youtube.com/watch?v=V5JKJxGN9JQ +
    #35844980 :)
  • analyse

    20.
    feci şekilde düşler diyarına çağıran parçadır... Masa başında yorgun bir beden; ne yapmak istediğini bilmeyen. üşüyen parmaklar herhangi bir şey ile temas etmekte zorlanıyor. gözler siyah beyaz frisco posterine kaymış; californisa street'i orta yerinden bölen tramvaylar iyi ile kötüyü ayırıyorlar sanki. kalabalık içinde yapayalnız insanların mutsuz silüetleri, gerçeküstü bir tablonun üzerindeki titrek fırça darbeleri gibi. upuzun bir yokuş, zamanın hızla kayıp gidişine dikkat çekiyor gibi. binaların arasında karışırken ufuk çizgisine, bulutların ardından yeni bir gün haber salıyor... gözlerini kapıyor adam, parçanın bitişiyle beraber sonsuzluğa yelken açıyor. büyü bu... büyü.

    https://m.youtube.com/watch?v=bIFEUEl4PQ8 +
    #35844876 :)
  • gitmek

    480.
    Kendinden gidemedikten sonra hiçbir işe yaramıyor aşılan mesafeler ve alışılan yeni yüzler. Yol almak, yön değiştirmek, mevsimleri aşmak kadar unutmak gerek. Öyle bir hız alacaksın ki dikenli anılar peşinden sana yetişemeyecek. Ancak böylesi mümkün olursa, insanı yenileyip yeni bir başlangıca götürecektir gitmek.
    #35841560 :)
  • izlanda daki ananaslı pizza tartışması

    2.
    izlandalılar öpüp başlarının üzerine koysun öyle başkanı. Şikayet ediyorlarsa buraya yerleşsinler. Kivi bıyık yüzünden üç günde sokağa dökülürler maazallah.
    #35840543 :)
  • anam avradım olsun

    133.
    Şu dünyadaki en iğrenç ve rezil yemin etme şekli bu olsa gerek. Ya ağızlarından çıkan cümlenin ne anlama geldiğinden bihaberler ya da sapıklık ruhlarına işlemiş. Ahlak anlayışının ikiyüzlülüğüne dair bir işaret.

    Hangi ahlaklı ve onurlu insan karakterini böylesine ayaklar altına alıp yemin etmek için validesini şu iğrenç cümlede kullanır, aklım havsalam almıyor.
    #35840152 :)
  • yazarların yaşları

    46.
    Yolun yarısına yakın, birkaç adım diyorlar lakin ne zaman yola çıktık, bu yol nerede sonlanacak, muallak...

    ihtiyar-genç, çocuk-adam olacak yaşlardaymışız; istemesek de bir kez daha hatırladık.
    #35839965 :)
  • er ryan ı kurtarmak için ölen askerler

    29.
    (bkz: Niyazi mangası)
    #35839785 :)
  • a summer s end

    2.
    Kar, kış, fırtına. Bir mağaranın tam ortasında. Mavi Alevlerin karşısında. Kırılgan düşlere sarılı saklı bir güzellik gibi.

    Hiç eskimeyen kesik acısı mübarek...

    Şu parçada yer alan piyanodaki güzelliğe eş bir şeyler arıyor insan. Arıyor da mevsimler geçiyor. Gençlik çoktan kaybolmaya yüz tutmuş.

    Kayıp.

    https://m.youtube.com/watch?v=22sqRddix4Q +
    #35839771 :)
  • yanıbaşımdan

    158.
    Heriflerin yaptığı en sağlam birkaç parçadan biri. Soloya gidene kadar damla damla besliyor dinleyeni. Sonra kaynatarak öyle bir demliyor ki soloda uçuveriyor kafalar. Türk rock müziğinde böylelerini daha çok görmek isteriz. Soloyu yazan arkadaşı gözlerinden öperiz.
    #35839508 :)
  • yeni şeyler getiriyorum