• emrah serbes

    .
    "slogan solcu" dedikleri cinsten bir adammış. adalet, hak, hukuk gibi kavramları sadece söylemiş, içselleştirmemiş ve bence yaptığı hatanın büyüklüğünün farkında bile değil. sen alkollü araç kullanıp 3 kişinin ölümüne sebep olacaksın, bununla kalmayıp suçu yanındaki adama atacaksın, olayın ortaya çıkacağını anlayıp teslim olacaksın. sonra da "ben insanım, rahat bırakın cezamı çekiyim" diyeceksin. hadi ordan!

    insanlar alkollü trafiğe çıkıp kaza yapmasına "hata yapmış" diyebilirdi ama sonraki süreç kimsenin hak verebileceği cinsten değil.

    neticede kendisi tıpkı mustafa ceceli, murat başoğlu gibi "olduğu gibi görünmeyeler" kervanının son yolcusu oldu. aslında bu "imaj" satan sanatçı görünümlü tüccarların hazin sonu. çünkü eninde sonunda takke düşüp kel görünüyor.
    14 ... nadia nadia
  • beklenen gelir mi

    .
    Kaçış yok, uzaktan bir akraba gibi bakıyorum ben de hepsine. Kimse yabancılık çekmesin. Yürüyorum gibi görünüyor ama koşuyorum. Şampanya rengi gecekondunun üflesek düşecek pencerelerinin önünde iki güvercine rastlıyorum. Düşmese bari. Şimdi atılan ekmek ufaklarını parçalıyor gagaları. Bekliyorlarmış meğer. “insan neyi bekliyor acaba?” diye bir soruyu geçiriyorum içimden. Altından ırmaklar akan yeri değil şimdilik; kimi bir kadını, kimi yapımı süren evini, kimi kucağına verilişi aylara bölünmüş bir meleği. Herkesin aradığı yarı buçuk bir cennet..
    Benim beklediğim ise farâzi cevaplar sonucu vardığım biraz daha gece, biraz daha kahveden ötesi. Masa başı bir iş bulunca feraha kavuşacağını sanan bir memurun aldanışı kadar sahici bir şeyi bekliyorum ben de. Bir memurla ortak yönlerimizi bulmuş olmam, canınızı sıkmasın ama durum aslında öyle değil. Biz hiç benzemiyoruz. O, masasında memnun ve ruhunu teslim edeceği güne kadar memur, ben de kavuşunca memnun ve o zaman teslimi gerçekleşmiş bir ruh.. Onun masasında hesaplar ve konsantre, benimse zencefil çayı, çayın şekeri, şekerin kaşığı.. Ona Mehdi, Hızır hatta ara ara ilham bile gelirken, bana varsa yoksa cinnet. Ama hala bekliyorum. belki gelir diye.
    iç sesimin asistanı:
    Beklerken de boş durmuyorum. “Hangi geminin gelişi beni süresiz bir neşeye gark eder ki?” diye bir soruyu duvarıma tedbir niyetli asıyorum. Gelmezse beklenen diye.
    ama sahi gelse ne iyi olur?
    6 ... kuskonmazsokagi
  • beklenen gelir mi

    .
    gelir. beklemeyi bıraktığında, her şey için çok geç olduğunda gelir. *
    3 ... onlygoodnessbellalola
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    .
    birden bire yaşlansam keşke, ait olduğum dünyada olurdum belki, belki dinlediğim şarkıların devrinde olurdum, ne güzel. eski hayatlar, cumbalı evler, küçük bakkallar, hakikatli esnaflar olsaydı mesela çarşılarda. herkesin herkesi tanıdığı zamanlarda, eve uğrayan komşulara aldırmadan, son ses radyo sesleri örneğin.

    dünyayı tam tekmil mahallem saysam, komşuları patiska perdemden izleyip lakap uydursam, akşam vakti rakımı açıp, geçmiş ve saçma günlere gülsem, gösteriş değil hakikatle ama.

    evlerin odalarından naftalin, bahçelerde meyve ağaçları olsa mesela. yanlış zamana uğradı vagonum, yaşlılıkta aşkı bulsam mesela.
    12 ... gunesiuyandiralim
  • akp döneminde türk ordusunun itibarsızlaştırılması

    .
    sadece feto değil.. cihangir solu da.. hatta esas olarak cihangir solu..

    cihangir solunun 12 eylül 1980'den sonra türk ordusuna karşı müthiş bir kin duyduğu sır değil..
    sol kesimin hakim olduğı medyadan ve akademik kurumlardan 1980-2000 arası pompaladığı söylemin anahatlarına bir bakalım:

    --asker kandan besleniyor.. pkk'yı bilerek bitirmiyor..
    --pkk kürt halkının acı çığlığıdır.. asker kürtlere karşı soykırım yapmak istiyor, ama pkk engel oluyor.. pkk sebep değil sonuçtur..
    --türkiye'de demokrasi yok.. asker vesayet rejimiyle türkiye'yi perde gerisinden yönetiyor..
    --iş halkın seçtiği siyasetçilere kalsa türkiye uçar, uçar... ama asker müsaade etmiyor.. halkın seçtiği siyasetçiler iktidar oluyorlar, ama muktedir olamıyorlar..
    --laf dinlemeyen siyasetçiler darbelerle indiriliyor, sonra da asılıyorlar.. her darbe türkiye'yi 20 yıl geriye götürüyor..

    bu şablon 1980-2000 arası sürekli tekrarlandı durdu.. her habere yedirildi.. özellikle türkiye'deki belli bir eğitim düzeyinin üzerindeki insanlar üzerinde çok etkili oldu..

    asker elbette eleştirilebilir.. ama cihangir solunun yaptığı eleştirinin çok ötesinde, organize bir psikolojik savaştı.. benim görebildiğim kadarıyla asker büyük bir aptallık yaptı ve psikolojik saldırı altında olduğunu asla farketmedi.. meseleyi basit bir demokrasi sorunu olarak gördü. "demokrasi var canııım, bırakalım istediklerini söylesinler" diye düşündü.. oysa çok, ama çok basit bazı önlemlerle cihangir balonunu patlatması mümkündü..

    reco/feto iktidarı ele geçirdiklerinde tek korktukları kurum askeriyeydi.. askeriye bütün planlarını bozabilirdi.. reco/feto askeriyeyi yıkabilmek için dahiyane bir plan yaptı:

    --yobaz kesimin elinde hadsiz hesapsız, sınırsız para vardı. ama propaganda gücü yoktu.. dincilerin ağzından çıkan hiç bir laf türkiye'deki tahsilli ve medeni kesimi etkilemiyordu.. dinci iktidarlar tamamen kürtlere ve çomarlara dayanıyordu..

    --solcuların elinde para yoktu.. ama türkiye'deki tahsilli ve medeni kesim üzerindeki etkileriçok büyüktü. tahsilli kesim murat belge, yıldırım türker vs. gibi yaratıkların ağzından çıkan her kelimeyi sorgulamadan kabul ediyordu..

    reco/feto ve cihangir solu abant toplantılarında buluştu ve güçbirliği yaptı.. yobazlar parayı basıp cihangir solcularına taraf gazetesini çıkarttılar. taraf 1980-2000 arasında yapılan propagandayı onla çarparak üzerimize pompaladı.. türk askeri artık iki isimle anılıyordu

    --postallı cani
    --apoletli katil

    ortam yeterince oluşturulduktan sonra balyoz ve ergenekon davaları başladı.. bugünlere geldik..

    üç suçlu var:

    1) en büyük suçlu: türk askerinin bizzat kendisi..
    kardeşim sen psikolojik saldırı altında olduğunu nasıl anlamazsın? karşıt önlemleri nasıl almazsın?
    eğer nöbette uyuyan 20+ yaşındaki ere ceza kesiyorsan, 1980-2000 arasındaki üst rütbelilerin uyumasının cezası ne olmalı?

    2) türk okumuşunun bitmez tükenmez solcu sevgisi
    murat belge, yıldırım türker, ahmet altan, baskın oran, ece temelkuran gibi figürlerin her söylediğini tartışmasız kabul etmek, etmeyeni "ırkçı faşist" diye yaftalamak, bu grubun yaptığı pkk pompasına kapılıp kürtlerden çok kürtçü olmak,... bağdat caddesi çocuklarının gerilla romantizmi yaşamay heveslenmesi gibi komik manzaralar.. acısı rizeli recep diye ilkel bir köylünün tepenize oturmasıyla çıkıyor işte...

    3) türk okumuşunun derinlemesine cehaleti
    üç kuruşluk bilgisi olanlar, türkiye'nin tanzimattan 1980'e kadar olan tarihini en yalapşap şekilde dahi olsa bilenler, solcuların topluma pompaladığı hikayelerin %80 yalan %20 abartma olduğunu farkederler. ama türk okumuşu bilmez, okumaz, merak etmez.. cumhuriyet tarihi bilgileri nazım şiirlerinden ibarettir..

    sonuç olarak yobazlar türk askerini parçalarken türk okumuşu mesafeli durdu.. çomarların zaten umrunda değildi..

    son analizde herkes hakkettiğini yaşıyor..
    9 ... arbutus unedo
  • anime önerileri

    .
    one punch man - tam bir komedi! Canı sıkılan işsiz saitama'nın süper kahramanlık maceraları. izleyin asla pişman olmazsınız.

    steins gate - geçmişe mesaj göndererek geleceği değiştiren bir grup insanı anlatan, her şeyi ile harika bir anime. Kesinlikle izlenmeli!

    shingeki no kyojin - dev bir titanla kan bağı olan genç eren'in mücadelesi. izlenmesi gereken animelerden.

    fullmetal alchemist/fullmetal alchemist brotherhood - iki kardeşin fantastik ve duygu dolu hikayesi, mutlaka izlenmelidir.

    code geass lelouch of the rebellion - lelouch adlı özel güçleri olan çocuğun hikayesi, dram dozu yüksektir. Anlatılmaz izlenmesi lazım.

    rurouni kenshin - diğer animelerden daha çok dram içerir, öyle ki ağla ağla içiniz dışınıza çıkar. kılıç/kan/savaş sevenler kaçırmasın. Tabi ki çok büyük bir aşk da içeriyor, hatta anime tarihinin en büyük aşklarından birini.

    monster - ünlü bir beyin cerrahının gerçekleşen cinayetlerden şüpheli duruma düşmesini konu ediniyor, 74 bölümlük güzel bir anime.

    hunter x hunter - manyak bir anime, uzun soluklu olmasına rağmen bir çırpıda izlenir. izlemeyen varsa hiç düşünmesin.

    ghost in the shell - çizimleri/hikayesi vs daha bir sürü şeyi ile harika anime. izlenmesi elzemdir, film olanını izleyip boşa hayal kırıklığı yaşamayın.

    clannad after story - ağlamak için ideal, tam bir trajedi. fakat aksiyon sevenleri sarmayacaktır.

    kiseijuu sei no kakuritsu - 24 bölümlük fantastik bir anime, anime izlemeye başlayacak olanlar için ideal. Konusu ağır değil, kesinlikle izlediğinize pişman olmayacaksınız. filmi de çekildi ama onu izlemeye değmez.

    bleach - 287 bölümden oluşan çok güzel bir anime, bölüm süresi kısa olduğu için bir oturuşta 10 bölüm izlenir. animeseverlerin izlemesi gereken yapımlardan!

    sailor moon - 1992 çıkışlı, izlediğim ilk anime. Duygusal/komik/samimi/sıcak ve şirin bir yapısı var, diğer sezonları da çok güzeldir. Fakat 2014 çıkışlı cyrstal olanının çizimlerini beğenmediğim için izlemedim.

    death note - en güzelini en sona sakladım. Herhalde izlemeyen yoktur, ama yine de yazayım. Bana göre animede zirvedir, konusu/çizimleri/karakterleri vs her bişeyi efsane. zaten death note izlememiş biri, ben animeseverim demesin.
    13 -2 ... olmaz abi donla sevisecek
  • sözlük yazarlarının korkuları

    .
    ani olan her şey. ani kaza, ani haber, aniden biten arkadaşlıklar, dostluklar. aniden gelen hayal kırıklığı, bu muydu yani repliği ve korkuyu oluşturan tüm o hayhuylar. hazırlanmadığımız sorudan sınava girmişiz gibi hissediyoruz bundan sebep. sanırım çaresi korkuya gülümseyebilmek, meşakkatli olsa da...
    sözlük yazarlarının korkuları
    7 ... gunesiuyandiralim
  • iyi hal indirimi

    .
    iyi hal indirimi
    iyi hal indirimi
    iyi hal indirimi
    iyi hal indirimi
    iyi hal indirimi
    22 -2 ... uyusaydimuyurdum
  • artificial intelligence

    .
    lanet olası insanoğlunun, lanet olası "ben!" egosuna lanet ettiren bir şaheser film. *
    ve yine insan ırkının, acilen yok olması gerekliliğini de bir kere daha hatırlatır bu film.

    hani bir soru vardır ya; "Gif'ler biz onlara bakmayınca ne yapıyor?" diye; işte bu film tam olarak bu soruya cevap veriyor diyebiliriz.

    Tasarımcı olanlar bilir; grafik, web falan... bir gif ya da animasyon yaparken döngü sayısı sorulur; infinite ya da forever falan yazarsın, o da sonsuza kadar oynar. neden, çünkü eğlencelidir; gifler, animasyonlar falan. lakin insanoğlu sonsuz mudur? elbette değildir ve en azından bu dünyada asla olamayacaktır. dolayısıyla bizden sonra da kendini devam ettiren bir şeyleri yaratıp duruyoruz.

    günümüzde de yapay zeka; bir web sitesi, bir photoshop grafiği kadar pratikleşip üretilebilen bir ürün haline geldi. tamam; gif'lerin, animasyonların elbette duygu, sevgi diye kavramları yok. ya peki yapay zekanın? insanoğlu zaten bunun için yapay zekayı geliştirmeye çalışıyor.

    filmin daha girişinde bu soru bir profesöre de soruluyor: "peki, ya kendisine sevgi, duygu yüklenen bir yapay zeka; sevdiği, bağlandığı bir insanı bırakmak istemezse?"

    işte lanet edilen şey de bu. insanın; tanrıcılık oynayıp yaratma, en iyisini yapma ve ne hikmetse de kendisine/egosuna hizmet ettirme felsefesi, böyle bir paradoksu da kendisiyle birlikte yaratıyor. insanoğlu sonunu görmeye biyolojisinin elvermediği kavramları zorluyor. peki ne için? elbette pragmatist, materyalist veya kapitalist hırsları uğruna.

    çok değil, on yıllar sonra yapay zeka kavramı evlerde de kullanılabilir bir hale gelecek. ve bu filmin senaryosu bir bilim kurgu olmaktan çıkıp tiksinç bir realite halini alacak.

    tanrının yarattığı en tehlikeli varlık gerçekten de insan...
    4 ... gece
  • neil gaiman in yarattığı en iyi karakterler

    .
    ister romanlarında olsun, ister çizgi romanlarında olsun, o yarattığı karakterlerin havasını başka kimse veremiyor. Tamam, hellblazer var, alan moore'un gözdesi, watchmen'de var, yine alan moore'un gözdesi. Fakat neil gaiman'in o kadar güzel, o kadar saf karakterleri var ki, kendilerini okurken kendinizi onların yerine koyarsınız.

    (bkz: the endless)
    (bkz: lucifer)
    (bkz: shadow)
    3 ... bibbo bibbowski
  • bursa nutku

    .
    Mustafa kemal atatürk'ün mesajıdır:

    türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.’ demeyecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

    polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, ‘polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir.’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, ‘demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.’ diyecek.

    onu hapse atacaklar. yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. diyecek ki, ‘ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’

    işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği!”
    11 ... sb has left the building
  • biri her şeyim olsun istiyorum

    .
    soğuk bir hastane koridorunda tanıştım onunla...
    27 yaşında yani birçokları için daha hayatının baharı sayılabilecek yaşta kanser hastası bir genç kız.

    gözüm boşlukta dolaşırken farkettim, durgun ve yaşlı gözlerini. gencecik, biraz sonra mr'a girmek için sıra bekleyen bir genç kız. kulağımda alanis that i will be good derken farkettim onu. doğruldum, yanına gittim.

    tanımıyorum ama oldum olası tanışmayı severdim zaten insanlarla. yüzümde kocaman gülümsememle sordum yardım edebilir miyim diye. annem dedi, ms hastası. gelemedi.

    olsun ben varım diyebildim.

    korkuyorum dedi.

    her ne kadar ne olacağı hakkında hiçbir şey bilmesem de korkma dedim. gözleri doldu, bir insanın ağlamamak için çaba sarfederken nasıl göründüğünü ilk kez o zaman fark ettim. yanına oturdum. elinde kocaman bir şişe ilaç içmesi gereken. içemiyorum, çok midem bulanıyor dedi. yürüyelim açık havada, belki faydası olur dedim.

    beş dakika önce tanıştığım kız, koluma girmiş, çantası elimde dışarıdaki buz gibi havaya inat sanki günlük güneşlikmiş gibi yürüdük.

    neyin var dedim. çok kısa oldu cevabı, kanser.

    kanser... bir kelime bu kadar anlam ifade edebilir miydi, şaşırdım. hakkında sayfalarca gözyaşı dökebilecek kadar anlam yüklüydü tek başına göğüs germeye çalışan bir kızın vücudunda.

    sustum, tek kelime edemedim. teselli cümleleri o kadar anlamsız geldi ki.

    ilacı bitince tekrar girdik hastaneye. mr'a alacaklardı, gitmezsin değil mi çok korkuyorum dedi. gitmem dedim. Biyopsi'de bayılmıştım korkudan bayılınca yanımdan ayrılma olur mu dedi.

    bilemiyorum ağlamamak için kendini zor tutan benim farkıma varmışmıydı. ayrılmam dedim.

    -çantam sende kalsın.

    çantasını tutmuş o soğuk hastane koridorunda henüz adını bile bilmediğim birini bekliyordum içimde tarifsiz bir endişeyle. insan tanımadığı birine ne kadar üzülebiliyormuş o zaman öğrendim. elime verdiği kocaman enjektörlerle bekliyordum onu. ondan çok ben korkuyordum.

    bir ara ablanız enjektörlerini istiyor diye bir ses duydum, buz kesen ellerimle uzattım enjektörleri. içeride ne yaptıkları hakkında hiçbir fikrim yoktu. ama sanırım en az onun kadar ben de korkuyordum.

    yarım saatten fazla olmuştu. farkında olmadan dua etmemle allah'a belki de en yakınlaştığım zamanlardan birini yaşadığımı o an anladım.

    ne kadar zaman geçti bilemiyorum üzerinden. sadece kapıda bitkin, umutsuz o kızı görünce uzun zaman olduğunu tahmin edebildim. titriyordu. korkudan, hastanenin soğuğundan, enjektörlerden, içine girdiği o kocaman aletlerden belki de, endişelenilecek kadar titriyordu. sanki biraz sonra kollarımda bayılacakmış gibi. montunu giydirdim hemen. elimde çantası hastanenin cafe'sine gittik. bir insan yeni tanıdığı birine çantasını emanet edecek kadar nasıl güvenebilirdi?

    ikimiz de konuşmuyorduk. sıcak bol şekerli bir çay aldım biraz da yiyecek bir şeyler. çayı içince biraz kendisine geldi. titremesi durdu ve anlatmaya başladı.

    tanımadığı birine, bilmediği bir hayatı, öznesi sanki kendisi değilmiş gibi, üçüncü tekil şahsını anlatıyordu içinde büyüttüğü.

    "hayatta aklına gelebilecek her konuda hayal kırıklığı yaşadı."

    o küçük kızın hayatını özetleyen en anlamlı cümleydi ağzından ilk çıkan.

    sevdiği kanser hastalığı yüzünden ayrılan ve yüzüstü bırakan, işinden çıkarılmış, hayatındaki tek tanıdığı ms hastası annesi olan, babasının vefatından sonra okuyamayıp daha 13 yaşındayken çalışmaya başlayan.

    sigara olsaydı keşke dedi. o an hiç sigara içmemiş benim bile ilk aklıma gelendi. sanki ciğerlerime çekip tüm broşlarımda sindirdikten sonra dertlerimi salıverecekmişim gibi gelmişti. senin içmemen lazım dedim.

    konuşurken ikimizde zorlanıyorduk ağlamamak için.

    -cebimdeki tek para dönüş için yol parası biliyor musun? yoksa sana çay ısmarlamayı çok isterdim. seni allah çıkardı karşıma.

    işte o zaman çantasını bana verirken içerisinde kaybedecek hiçbir şeyinin olmadığı, sadece 1 lira yol parasıyla birkaç enjektörün bulunduğunu bilemezdim. keşke bilseydim.

    çok uzun konuştuk. çok uzun bir hikaye dinledim ben. her anı acıyla dolu olan. bunların hepsini buraya yazmak zor. ne kendimde o takati bulabilirim, ne de sizleri o kadar sıkmak isterim.

    ama sorduğum bir soruya aldığım cevap aslında içimi en çok burkandı. ne kanser hastası olması, ne hasta annesiyle kalması, ne çektiği acılar, ne ayrılıkları....

    ne istiyorsun hayattan dedim.

    "biri her şeyim olsun istiyorum."

    kim olduğu önemli değildi. onun acısı kanserden değil yalnızlıktandı o zaman anladım. hem annesi gibi bir şevkat göstersin, hem babası gibi korusun biri istiyordu. bir dostu gibi dertleşmek. bir arkadaşı gibi eğlenmek belki bilemem. hepsi birden olmamıştı. bari birisi olsaydı...

    hayatta hiçbir şeyi olmayan insanlar, en mütevazi istekleriyle aşındırırlar dua kapısını. onu o zaman anladım.

    kalktık masadan. üzerine konuşacak, söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. telefonunu istedim. hiç tereddüt etmeden verdi. Her şeyi olamazdım belki ama bir yerlerden başlayabilirdim diye düşündüm.

    Hoşça kal derken ve bana sarılırken, sanki bir daha hiç görüşemeyecekmişiz gibiydi. belki de arayacağıma inanmıyordu onca ayrılıktan sonra.

    şimdi 2-3 günde bir arıyorum. iş bulduk ona birlikte. çalışıyor. yeniden başlayacağız bir şeylere. sözü var bana. Her şeyi değilim ama ikimiz de biliyoruz mutlaka bir şeyleri olmuştum. hem de tek bir bardak sıcak çay karşılığında...
    203 -10 ... dibi dibi rek