• derinlik sarhoşluğu

    33.
    "aslında sen haklısın" dedi ayna. "ben de haklıyım" dedi sonra. ve "evet, onlar da..." gözlerinin içine baktı uzun uzun; ardında unuttuklarını görmeye çalıştı. yüzüne yapışan semazenlerle oynadı. sıkıca tutunamıyorlardı artık. terk etme zamanlarının yaklaşmış olmasına canı sıkıldı; kabullenemiyordu. -oysa ki yeterince olmuşlardı... yüz yirmi adım, üç yüz dört saniye, tek bir adam ve aynı hikaye. gün aydınlandığından beri devam ederken, sadece tek bir cümleye eşlik ettiğini anımsadı. -bir zamanlar çocukken... tatil dönemleriydi. sabahları düşlerinden uyandıran reçel kokusu, sıcaktan çatlamış parkelerin arasında beliren karıncalar, güneşin kollarında dans eden zerrecikler, küskün kuş, uyuklayan sarman, büyük dedenin cebinden çıkan şekerler, hep bir sonraki güne bırakılmış boş defter, sepetteki yorgun askerler ve yaşlı ağaç... yeniden görebilecek miydi?.. sızlayan dizine dokundu. ilk kez ne zaman düştüğünü hatırlayamadı. diğer birçok ilk gibi bunu da unutmaya başlamıştı. -zamanın izleri... düşüncelere daldıkça bunalıyor, içini daha büyük sıkıntılar kaplıyordu. planlayıp yapılamayanlar, hiç hesapta yokken karşılaşılan durumlar, hayatından çekip gidenler, dahil olmak isteyenler, gerçekleşmeyen sözler, sonsuzluğa karışan tüm o söylenenler... -boşluk! hep aynı çıkışsızlıktı bu... daralan duvarlardan kaçmaya karar verdi. nefes almaya ihtiyacı vardı ve kendisine neyin iyi geleceğini biliyordu. -kapıyı ikiye bölen mavi çizgi. dalga sesleriyle güneşi uğurlamak için toparlandı. bu anı sanki defalarca kez yaşamış gibiydi. cebindeki notları okumadan çöpe attı. ceketini giydi ve çıktı.
    16 -2 ... serenity painted death
  • hayata dair iç burkan detaylar

    5358.
    Yan komşumun yedi yaşında küçük bir oğlu vardı. Kendisini altı bezli burnu sümüklü zamanlarından beri tanırdım. Sarı saçları, Kocaman gözlüğü ile sevimli bir çocuktu. Sitede yaşıtı hiçbir oğlan çocuk olmadığından sürekli kızlarla oynardı. Uslu, sessiz, hüzünlü bakışları olan kırılgan bir yapısı vardı ve kız çocuklarıyla fazla vakit geçirdiği için neden bilmiyorum onu her gördüğümde içimi tuhaf bir his kaplar, ya kız gibi narin/ince bir Adam olacak ya da kadınların dilinden çok iyi anlayacak diye düşünürdüm. Eve geldiğimde sitenin altında oynayan çocuklar arasında onu arardım. Ne vakit karşılaşsak yanıma gelir sarılırdı. Hiçbir şey demeden öylece bakardı. Saçlarını okşayıp nasılsın diye sorduğumda iki gözünü birden kırpıp iyiyim der, gülümserdi. Çok severdim onu. Çok...

    Bu bayramda trafik kazası geçirdiler ve kaybettik miniği. Olayı öğrendiğimden beri günlerdir doğru düzgün uyuyamıyorum. Yüzü gözlerimin önünden gitmiyor. Balkondan izlerdim diğer çocuklarla oynarken. "Arkadaşlarım benim gitmem gerek, hepinize iyi akşamlar, yarın tekrar görüşürüz umarım..." Deyişini işitiyorum belli belirsiz. O masumluk, çocuksu ciddiyet ve sevimli olgunluğu unutamıyorum.

    Evlat acısı en büyük acı derler. Allah ailesine sabır ve sağlık versin. inandığımız cennette en güzel yerlerden birinde sonsuza dek Nurlar içinde yaşar umarım. Bugün hayatta olsa okula gidecek, derslerin Nasıl okulu seviyor musun diye sorduğumda yine aynı cevapları verecekti belki de...

    Düşünüyorum, şu lanet dünyada masum bir çocuk olarak hiç kirlenmeden vefat edenler mi daha şanslı, yoksa bizim gibi ömrünü çürütenler mi? içindeki onca kötülüğe ve kararmış kalplerine rağmen onlarca yıl yaşayıp insanlığa zararı dokunan mahluklar varken minicik bedenleri toprağa veriyor olmak ne acı.
    52 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160460.
    Kendi halimdeydim. Geldi. Ses verdi, dokunamadım. Kendi halindeydi. Gitti.
    21 -1 ... serenity painted death
  • kahraman tazeoğlu

    363.
    Leş. Vıcık vıcık, yapmacık, duygusal değil ağlak ve içi boş balonsu bir köpük. Yazar değil, yazan. Yazarımsı bile denmez bu tiplere. Kendisi yetmiyor gibi bir de Ahmet Batman adında kopyası türemişti. O da kendisinin müstear ismi olabilir gerçi. Her şey beklenir bu para için şişirme sayfalar dolduran aşk böcüğü sömürücülerinden. Çıbanın başı Cezmi ersöz tabi. Başta onu uzaklaştırmak gerek kitap yazma işinden.
    18 ... serenity painted death
  • hayata dair iç burkan detaylar

    5347.
    Yirmi beş yıl evvel bütün sülalesinin kendi büyük evlerinde toplanıp kalabalık, huzurlu ve neşeli bayram günleri yaşattığı ihtiyarların bugün bir başlarına herkesten uzak ve sessiz bir bayram geçirmesi. Kahvaltılarını yaparlarken balkonda mezarlığı izleyip ölümlerini beklediklerini söylemeleri...

    insanlar yaşlanıp kendi mikro ailelerini büyüttükçe sülaleler parçalanıyor ve birbirlerinden giderek kopmaya başlıyor. Geriye kalan da birkaç dakikalık telefon trafiği ve fotokopi usulü soğuk bayram mesajları. Yazık.
    25 ... serenity painted death
  • mantı açabilen erkek

    4.
    Açmak açar da kapatmak zor. Onda yardım şart. imece usulü olsa kabul değil mi? Çok fazla yüklenmeyiniz. Olmadı kıymalı makarna üstüne sarımsaklı yoğurt, oh mis, afiyetle yiyiniz.
    11 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160295.
    Bebek kokusundan daha güzel bir şey varsa o da kucağınızda uyuyan Bebeğin kokusunun üzerinize sinmesi. O an dünyadaki bütün yorgunlukları ve üzüntüleri yerle bir edebilir.
    22 ... serenity painted death
  • anın görüntüsü

    12386.
    anın görüntüsü

    Çizgi film izliyoruz, rahatsız etmeyiniz...
    31 -2 ... serenity painted death
  • yalnızlık

    8143.
    Uzanıyorum uzanıyorum, hep ben, sadece ben demektir.

    Yalnızlığın kendisine bile dokunamaz olursunuz.

    Tercihli ise güzel, öbür türlüsü omuzlarınızın üzerinde bir cehennem yaşamaktır.
    11 ... serenity painted death
  • allah görülse söylenecekler

    19.
    Ola ki inandığınız Tanrı/Allah ile karşılaştınız, yahut inkar ettiğiniz, o esnada şu sorulardan herhangi birini sorabilecek cesarete sahip bir durumda olabilecek misiniz çok merak ediyorum.
    9 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının rüyaları

    2336.
    sörf tahtasında kayıp giderken hırçın dalgaların içerisinde kaybolarak en büyük hayallerimden birini gerçeğe dönüştürmenin keyfini sürerken, kasıklarımda yoğun bir ıslaklık hissediyorum. neredeyse tüm vücudum suyla temas etmesine rağmen neden bu bölgede daha yoğun bir ıslaklık var diye düşüncelere dalarken, dengemi kaybedip suya düşüyorum... gözümü açtığımda kucağımda minik bir kedi var ve uyurken üzerime işemiş. onu uyandırmadan kaldırmaya çalışıyorum fakat başarısız oluyorum. karşımda suratında müstehzi ve kin dolu bir ifadenin çarpık çizgilerle çizildiği konuşan bir kedi var: "uyumuyorum! akşam benimle ilgilenmedin diye bilerek işedim üzerine..." korkudan ne yapacağımı şaşırıyorum. üzerimde kedi çişi ile apar topar kaçıyorum evden. apartman kapısından çıktığımda kendimi nişantaşı sokaklarında buluyorum. sağa sola bakınıp nereye doğru gideceğime karar vermeye çalışırken önümde muhtemelen dünyanın en uzun beyaz limuzini duruyor. kapısı alttan ve üstten açılıyor ve içeriden bana parmağı ile gel işareti yapan adamın çağrısına uyup beyaz canavarın ağzına atıyorum kendimi. bodoslama konuya giriyor beyefendi; "merhaba ben timur savcı! yeni çekeceğimiz dizi için başrolde seni düşünüyorum. şişkin bir ücret ve karşı koyamayacağın şöhret seni bekliyor..." şu malum dönem dizileri furyası hala bitmedi mi diye soruyorum. Otuz üç yıl 4 ay 13 gün daha bu işlere devam etmek istediğini söylüyor; "yeni dizimiz yavuz sultan selim hakkında olacak, sen de onu oynayacaksın haliyle!" yavuz bıyıklı değil miydi diye soruyorum, o resimlerdeki yavuz değildi, rüyamda gördüm kendisini, tıpkı sana benziyordu deyince şu sakal olayını biraz fazla abarttığımı fark ediyorum. toplumun hiç de azımsanmayak bir kısmının pek de hoşlanmadığı bir tarihi figürü oynamak istemediğimi söylüyor ve teklifi kibarca reddediyorum; "ama bir rock star rolü falan varsa düşünebilirim!!!" iki dakikada götüm kalkıyor ve sanatçı kaprislerine giriyorum. teklifini kabul etmeyeceğim konusundaki ısrarcılığıma boyun eğiyor ve sinirlenmeye başlıyor; "bitireceğim seni, bu dizide oynamayı kabul etmezsin demek ha, sileceğim seni piyasadan, defol git, yıkıl!!!" muhtemelen çektiği sikindirik dizilerin etkisi ile kafayı sıyırmış olmalı ki kendisi de o karakterlere benzemeye başlamış belli. pişkin pişkin sırıtarak arabadan çıkarken son kez dönüp lafımı sokuyorum; "sizin çekeceğiniz diziye..." böylece oyunculuk kariyerim başlamadan sona eriyor... limuzinden indikten sonra sokaklarda aylaklık edip vitrinlerdeki muhteşem fiyatlar ile olayın etkisini üzerimden atmaya çalışırken yanıma beyaz doktor önlüğü ve elinde o cins gitarlarından biri ile matt bellamy geliyor; "ben de seni arıyordum! sana bir teklifim var. sen bana gitar dersi ver ben de senin dişlerini ömür boyu ücretsiz tedavi etme sözü vereyim. nasıl fikir?" herifin türkçe konuşmasına mı şaşırsam, dişlerle alakalı tepkisine mi; yoksa gitar konusunda benden bir şeyler öğrenmek isteyişine mi, bilemiyorum. teklifi karşısında bir süre düşündükten sonra eğer kendisi de bana piyano çalmayı öğretirse kabul edebileceğim söylüyorum. gamzeli sivri çenesinin üzerinde muzur bir gülümseme beliriyor; "gel benimle!" iki sokak ötedeki bir apartmana giriyoruz. diş hekimi muayenehanesi! önce dişlerini kontrol edelim diyor ve köpek dişlerimden birini söküyor koltuğa oturur oturmaz. gayet sağlıklı dişimi neden söktüğünü anlayamıyorum ve küfür kıyamet kavga etmeye başlıyoruz. yan odaya kaçıyor ve içeri girdiğimde kocaman bir müzik stüdyosu içinde envai çeşit enstrumanla beni bekliyor. önce iki gitar alıyor ve karşıma geçip ona birkaç akor öğretmemi istiyor. sonra piyanonun başına geçiyoruz ve iki dakikada bir şeyler çalabilecek seviyeye gelişimi hayretler içerisinde izliyoruz. birkaç dakikalık çalışmanın ardından bu kadar yeter, artık konsere gitme zamanımız geldiğini söylüyor. üzerimde kedi çişi, dişlerimden biri sökük, salak saçma bir halde osmanbey istasyonundan metroya biniyoruz. kısa bir yolculuk ve çıktığımız yer londra! wembley bizi bekliyor... grup elemanları sahnede bizi bekliyor. on binlerce kişi adımı söylüyor. mikrofonun başına geçen matt beni seyircilere tanıtıyor ve grubun dördüncü elemanı olduğumu açıklıyor. eskisi kadar iyi vokal yapamıyormuş ve çalarken zorlandığı yerlerde başka birine ihtiyaç duyduğundan böyle bir karar almışlar. muse? ikinci gitar? şaşkınlığımı üzerimden atamamışken bazı vokalleri de benim yapacağımı öğrendiğimde dumur oluyorum. üzerimde kedi çişi, dişlerimden biri sökük, wembley'de muse ile sahnedeyim ve on binler adımı haykırıyor... tam ilk parçaya başlamak üzereyken tam karşımda, en ön sıradaki seyircilerden biri üzerini çıkartmış memelerini bize gösteriyor; angela merkel!!! irkilip geriye doğru kaçarken gitara bağlı jaka takılıp düşüyorum ve kafamı bir yere çarparak bayılıyorum... uyanıyorum; ne sahnedeyim, ne muse var ortada, ne de insanı hayattan soğutan o çirkin memeler! derin bir ohh çekişin ardından küfrediyorum; "ben böyle bilinçaltının içine!.."
    6 ... serenity painted death
  • perfect

    36.
    muhtemelen birçok insan için geçtiğimiz yüzyılın en rüküş dönemiydi seksenli yıllar. henüz bilgisayar ve sanal dünyanın esareti altına girmemiş, çocukluğunu sokakta yaşayabilen son neslin mavi beyaz kadife kısa pantolonlu veletleri; iki taş arasını kale yapıp saatlerce top peşinde koşturanlar ve diğerleri gibi futbolla fazla alakası olmayıp, kitaplardan başını kaldırabildiği anlarda vaktini atari salonlarında heba edenler... atari salonları ile haşır neşir olan akranlarım bilir, dönemin yegane eğlence unsurlarından olan bu mekanların en gözde oyunlarından biriydi street fighter. iki elin parmakları sayısını geçmeyen karakterlerden birini seçer, oyunun sonuna kadar hepsini tek tek dövüp şampiyon olmaya çalışırdık. geleceğin büyüklerinin şiddete olan tutkusu çocukluk yaşlarından itibaren beslenmiş olurdu böylece. dünyanın dört bir yanından seçmece dövüş karakterlerinin toplandığı bu oyunu oynarken her round bitiminde kazanmış olmak yetmezdi bazıları için. işte bu delişmen oyun tutkunlarının gerçekletirdiği zaman büyük bir kumandan edasıyla böbürlenerek etrafını saran diğer çocuklara caka sattıkları olaylardan en mühimi de hiçbir hamle yemeden enerji çubuğunu başladığı gibi sonlandırarak karşı tarafı yenebilmekti. hele ki rakip makinenin başında yenilginin verdiği öfkeyle dişlerini sıkarken seçtiği karakteri renkli pikseller dünyasında acı içerisinde kıvranarak yere düştüğünde duyulan söz yok muydu; perfect! o yaşlarda bir çocuk için yaşanabilecek en muhteşem hazlardan biri bu olsa gerek.
    7 ... serenity painted death
  • grinin berbat bir renk olması

    8.
    Arafın rengi; insanın özünün. Siyah ve beyaz içimizde, hangimiz yeterince safız ki? Kasvet, hüzün, geçmişin kokusu üzerinde. Huzur veriyor çoklukla. ışıkla samimiyeti arttırmadan iyi anlaşabilirken karanlıkla dostça savaşmakta. Her dem sevilesi.
    16 ... serenity painted death
  • boş zamanında atlaslara bakan nesil

    26.
    içlerinden bazıları da bu masumane oyunun bile içine eder, dünyayı Nasıl istila edebilirim, hangi ülkelerden başlayıp nerelere yayılabilirim hayallerine kapılırdı. Üstelik o yaşta!

    Neyse ki bu küçük adolf büyüyünce o eski hayallerinden vazgeçti de metropol keşmekeşinden uzaklaşıp Karadeniz'in küçük şirin bir köyünde kendini doğaya ve hayvanlara adayan temiz kalpli bir insana dönüşüverdi.
    8 ... serenity painted death
  • kezban

    914.
    Şu kelime çok sinir bozucu olabilir. Kadınlara hak vermeli. Lakin bazıları var ki bundan başka bir sıfat böylesi yakışamaz herhalde.

    seneler evvel yeni yeni tanışma evrelerinde olduğum bir kız vardı. O Zamanlar tabi Whatsapp falan hak getire. Tanesi bilmem kaç kuruştan götümüze giren eski usül ile mesajlaşıyoruz. Telefonlarda da Türkçe karakter ve yarım mesaj gönderme sorunları oluyor. Hanımefendi ile gayet normal bir sohbetin ortasındayken sürekli yarım gelen mesajlarını kafamda tamamlayıp cevaplamaktan bezmiş bir şekilde şu mesajı yazıveriyorum...

    "Bla bla bla....(yarım mesaj)"

    "Yarim geliyor. Konussak mi?"(dümdüz bir tepki, odunsu)

    "Yarin mi geliyor? Nasil ya? Nereden? Bir sevgilin olduğunu neden söylemedin. Niye bana ümit verdin? Siz erkekler hepiniz aynisiniz, yazma bana bir daha. Git onunla konuş!"(coştu)

    "Ne? Mesajlarin yarim geliyor. Onun yerine konusalim mi dedim."

    "Yaa ben çok aptalım, çok Çok özür dilerim..."
    10 -1 ... serenity painted death
  • sonbahar

    602.
    o güzdür ki "son" bahar olması istenmeyendir. aniden gelir, renklerin en güzelini verir, kaybedilenlerin kokusu rüzgarında, hüznün ta kendisidir... doğum ve ölümün, başlangıç ve sonun mevsimlere yansıması; mikail'in gri çocuğudur.
    12 ... serenity painted death
  • hayata dair iç burkan detaylar

    5330.
    birileri size yakın olduğunu sanarken uzaktır; birileri ile hiçbir zaman yan yana gelmemiş olsanız da sanki çok yakınınızda, yanıbaşınızdadır. birileri sizi çok iyi tanıdığını söylerken anlayamama konusunda sınırları zorlar; birileri varlığınızdan bihaber sanmanıza rağmen sizi fazlasıyla iyi tanır. birileri için onlarca cümle kurmanıza rağmen hiçbirini göremez, ruhuna dokunmayı beklerken aşılmaz duvarlar örmek ister; birileri kıyıda köşede kalıp unutulmuş olanlara kadar tüm kelimelerinize el uzatır, ardındaki anlamı bulur ve görülmeyeni görür. birileri paylaşmak istediğiniz tüm güzelliklere yabancı kalır; birileri farkında olmasanız da sizinle aynı anda aynı nota, renk ve tatlar ile aynı hissiyatı paylaşır. birileri var olduklarını sandığınız zamanlarda neredeyse yoktan farksızken, sizinle aynı anda aynı heyecanla kalbi atan, görmeyi bilemediğiniz birileri hep vardır.
    13 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    159820.
    Mutluluğun fotoğrafını(!) gördüm. Siktir olup gidebilirim. Siktir olmak ne demek bilmiyorum gerçi. Güçlü, sağlam ve Dik duruş mu? Büzüşüp bir yana doğru küçülerek hayattan kopuş mu? Hangi hal? Nasıl bir ahval? Anlamıyorum. Biri gülerken diğeri süner, biri yanarken diğeri söner. Hayat böyledir işte; Yapacak bir şey yokmuş...
    15 -1 ... serenity painted death
  • her derdini içine atan insan

    76.
    Bana gönderebilir. içim sonsuz bir çöplük gibi nasıl olsa. Benim dertlerim bana hayli az geliyor, onunkileri de yüklenirim. Birinin kendini feda etmesi gerek bazı durumlarda. Hem nasıl olsa alışmış bir kere, doku uyuşmazlığı yaşamaz içeride. Bin kişi gamdan öleceğine, bir kişi kendi keder okyanuslarında sonsuza dek mahkum kalsa kafidir. kendisini suya bırakıp o eşsiz gökyüzünü seyre dalmak koymaz ona. Hafifle, Yarasın.
    15 -1 ... serenity painted death
  • 3 kelimeyle kendini tanıt

    43.
    Buna gerek yok.
    9 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum