• hülya avşar

    1426.
    günlerden bir gün okuldan çıkmış nişantaşı sokaklarında yürürken reasurans çarşısındaki gerekli şeyler'e gidip çizgi roman almaya karar vermiştim. yollar her zamanki gibi trafik yoğunluğuyla sıkış pıkıştı. göt kadar kaldırımda zar zor ilerlemeye çalışırken önümde bir adam kadının teki ile konuşmaya çalışıyor, kadın ise adamı tersleyip duruyordu. birkaç saniye kendilerini bekleyeyim derken daha fazla dayanamayarak olaya dahil oldum ve bu küstah hanımefendiye anladığı dilden cevap verdim...

    "nasılsınız hülya hanım, ben sizin hayranınızım."

    "ee iyiyim de banane bundan."

    "sizi daha fazla televizyonda görmek istiyorum."

    "iyi, tamam."

    "bir fotoğrafınızı ya da imzanızı alabilir miyim?"

    "uğraştırma beni şimdi, nereden bulayım fotoğraf. çok işim var."

    "ekranda göründüğünzden daha güzelmişsiniz."

    "ne yani televizyonda çirkin mi görünüyorum ben şimdi?"

    "yo yo..."

    "yeter yahu! çekilsenize artık, deminden beri sizi bekliyorum. koca götünüzle kaldırımı kapladınız, ilerleyemiyorum. hem siz de boşuna iltifat etmeyin şu kadına. görmüyor musunuz, içinin çirkinliği yüzüne yansımış. onca boyayı siz sürseniz yüzünüz ondan daha güzel görünürdü herhalde. Siz iltifat ettikçe hakarete devam ediyor kadın... neyse, hadi çekilin şöyle, hah hadi eyvallah. iyi günler beyefendi!"

    "!!!..."

    "!!??"
    17 -1 ... serenity painted death
  • madness

    25.
    bugün aslında dündü ve bu dün aslında hep aynı dört buçuk dakikalık tekrardan ibaretti... dur hayır, yoksa ayık değil miyim?! kahve fincanında alt dudağımın izi var fakat büyük beyaz odada neden hiç kimse yok? başımı kollarımın arasına gömüyorum ve üzerine toprak örtüyorum. kendi küçük kıyametimin ardından mahşeri umarken duvarın öte yanında uyanıyorum. ters yüz edilmiş bir dünya sanki; tam orta ekseninde 180 derece döndürülmüş gibi hayat... bu kahve fincanı ne zamandır sol yanımda? izler nereye kaybolmuş? içeride gördüğüm bu tanımadığım suretler ne zamandır var!? güz ne zamandır ilk baharı giymiş üzerine? bu eski kokular bana ne anlatmaya çalışıyor? gölgesinden daha hızlı suretler yaşanmış sahneleri tersine oynamaya başlıyor. paralel evrende tanıdık çocuklar aşina olmadığım şarkılar çalıyor. kendisini binlerce parçaya bölmüş bir kadın aşkıma ihtiyacı olduğunu fısıldıyor...

    peki benim neye ihtiyacım var?

    https://m.youtube.com/watch?v=Ek0SgwWmF9w+
    8 -1 ... serenity painted death
  • sözlüğün en tatlı yazarı

    8.
    (bkz: bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi)

    Söz konusu sağlıksa dalga geçilmemeli. Acil şifalar dilerim.
    12 ... serenity painted death
  • kitap alıntıları

    836.
    Güneş öğleden sonra ortalığı kavurduğunda, kışın alev rengi meyvelerini yemek için ateşdikenlerinin dallarına konan ve dallarla birlikte havada sarhoş gibi salınan güvercinler, saçakların gölgesine çekilip uyuklayacak. Orta yaşlı kadınlar balkonlarda ellerinde yelpazeler, saçlarından söz edecekler. ”Bana yapışık fön yakışmıyor. Yüzüm geniş ya benim, kuaföre kabarık fön yapmasını söylüyorum.” Yazlıklarına gidemeyen apartman yöneticilerinin canları sıkılacak, yine bir duyuru yazıp apartman girişine asacaklar. ”Siz saygıdeğer apartman sakinlerimiz olarak sizlere daha rahat ve huzurlu bir ortam yaratmak istiyoruz.”

    ikindi ezanı okunurken elektrikler kesilecek. Birden sessizlik. Balkon kapıları gıcırdayacak, rüzgarla havalanan, uçuşan tüllerin halkalarının kornişlerde çıkardığı tıkırtılar duyulacak o sessizlikte.

    Elektrik gelince buzdolaplarının motorları yeniden uğuldamaya başlayacak. Akşam olacak, gece yine eşikte durup yalandan bir kaç kez öksürecek. Anneler, güzel bir şeyi, olmasını istedikleri bir şeyi, sabırsızlıkla bekleyen çocuklarını, ”Yatacağız, kalkacağız, yatacağız, kalkacağız…” diye avuturken çıplak gerçeği söylemiş olacaklar.

    Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa, aşağıdaki insanları gösterip, bir süre yere paralel gittikten sonra onlara anlamayacakları şeyler anlattım diyeceğim. Öyle olsun.

    (bkz: bir süre yere paralel gittikten sonra)
    18 ... serenity painted death
  • havuçlu kek yapmasını bilmeyen kız

    10.
    "Pufff... Havuçlu kek de neymiş, ben kek tadında havuç yapabiliyorum!"

    der ve şu cümleden başka verebileceğiniz hiçbir cevap kalmaz:

    "Öyle mi? Hmmmm... Gdo'dan uzak durmak gerek tabi..."

    Not: kek olsun, bizim olsun, midemiz lezzet ve mutlulukla dolsun!
    10 -2 ... serenity painted death
  • hissizleşmek

    89.
    Etinizin kemiklerinizin parçalandığı bir kaza sonrası sinirlerinizin zedelendiği boktan bir cerrahi operasyon-mesela yüzünüzde- geçirin de ondan sonra hissizleşmenin nasıl bir deneyim olduğunu anlatmayı deneyin.

    sağlıklı kontrol edilemeyen, yarı uyuşuk ve keçelenmiş uzuvlarınızla yaşamanın hayat standartlarınızı yerlerde süründürdüğünü gördükçe duygusal anlamda hissizliğin bunun yanında esamesinin bile okunmayacağını anlayıp binlerce kez halinize şükredersiniz. sağlığın yerindeyse gerisini boşver dostum, zamanla her şey düzelir.
    9 ... serenity painted death
  • adalet

    408.
    Sözde hukuk devletinde yaşıyoruz fakat gösterişli saraylarına rağmen içi koca bir boşluktan ibaret olan kokuşmuş adalet sistemimiz neden sadece işine gelene/gücü elinde tutana çalışıyor? Kivi bıyık ve şürekası, yandaş kafalar, çeteler, hortumcular, sistematik olarak devleti sömürenler ya da şehir eşkıyası mafya bozuntuları diledikleri gibi at koşturup iğne ucu kadar yara almaz, cezalardan her halükarda sıyrılabilirken, sıradan bir vatandaşımıza neden adil davranılmıyor?

    Merak ediyorum; adalet hep söylendiği gibi, büyük ve güçlü sineklerin delip geçtiği, ufak olanların takıldığı devasa bir örümcek ağı mıdır? Yoksa yalnızca günümüzde pek sık kullanılmayan, eskilerde kalmış bir kadın ismi midir?
    5 ... serenity painted death
  • insanlar

    146.
    Kendisinden Uzaklaşıp "iyi" olmak istedikçe arızaya bağlayan ve olmadık anlarda belirip sizi dürterek kötü olmanıza sebep olan insanları yalnızlıklarıyla cezalandırmak istediğinizde varlıklarının mutsuzluk verdiğini göstermeye niyetlenirseniz bu durum onları daha bir keyiflendiriyormuş. Akabinde de sizin hayattan almaya çalıştığınız tüm keyfin içine sıçılıyor haliyle. Dikenli bir döngüye dönüşüyor yaşantınız.

    insanlardan kaçmaya çalışanları daha iyi anlıyorsunuz böyle durumlarda.

    Üzüntüden dem vurup binlerce üzüntünün müsebbibi olmayın. insan kalmaya çalışın, insanların keyfini kaçırmayın.
    6 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11598.
    Değirmen götlü olabilirsin. ilgi budalası da. Enaniyet aşmış belli ki. Dev aynası yetmiyor hatta. istediğini alamayınca saldıracak yer bulamamak seni çıldırtırıyor da olabilir. Herkesin sevdiği insan olmak zorunda değilsin. insan olsan en güzeli. Güzel bulunmamak da seni üzmemeli. Güzellik geçici. Güzel anılmak istemeli. Kendine gel adamım, kendini içinden çıkart da öyle gel. 6 adım aşağısını unutma.
    18 -1 ... serenity painted death
  • çok fena seks döndüğü düşünülen yerler

    65.
    Alt kat komşum!

    Özellikle yatak odamın tam altındaki odada neredeyse her gece çok fena bir şekilde seks dönüyor. Hatta bazan dönmüyor, sabit yahut ayakta da olabilir. Her türlü aksiyon mevcut. Mesela bu gece de oldukça yoğun bir mesai var. Gürültü yine başladı, sağ olsun...

    (bkz: komşunun eskort olması)
    9 -2 ... serenity painted death
  • let it be

    58.
    hani olur ya bazan tak etti artık dersiniz de, "lanet olasıca tüm dertler beni mi buldu, arıza paratoneri miyim? sıçarım ben böyle hayatın bacağına!.." düşüncesiyle küfürleri savurmak istersiniz; işte o anda paul amcamız imdadınıza yetişip, "dostum sakin ol, koy götüne rahvan gitsin, iş olacağına varır..." temennileri ile sakinleşmenize vesile olan bir parçadır bu. kırılan kalpleri yapıştıracak, daralan gönülleri yatıştıracak güce sahiptir. böcüklerin son güzelliğidir ve 50 yıl geçmiş olsa bile güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir.
    7 ... serenity painted death
  • mojo pin

    3.
    buckley'in eşsiz kadife sesinin ne derece etkileyici olabildiğinin kanıtlayıcısı olan mojo pin, bir albüm için seçilebilecek en sağlam açılış parçalarındandır. hele ki bu albüm grace gibi zamanının çok ötesine ulaşan bir başyapıt ise... bünyede yoğun bir tahribata neden olabilir; kontrolsüz dinlenilmemelidir. Zamanı durduran, yerçekimini sıfırlayan, renkleri pastelleştiren, çiçekleri çağırıp düşselliğin doruk noktasına çıkaran bir eser. Ve fazlası. Çok fazlası...

    https://m.youtube.com/watch?v=Bawbk71Qh_g+
    2 ... serenity painted death
  • hope

    27.
    Hayatındaki olumsuz pencereleri etkisizleştir. Karanlığa sırtını dön. Bu gözyaşı nehirleri alıp götürse de seni umut dolu bir kıyı her daim bulunur. Yenilme, yenilen. Yolun sonu aydınlık olsun...

    https://m.youtube.com/watch?v=WxoEAibdbMs+
    2 ... serenity painted death
  • türbanlı tokatlamak

    5.
    Bunu söyleyen, savunan ve salyaları akarak hayalini kuran tiplere ne desek az.

    Ön yargılarınızdan öpülesiniz(!)

    Allah ıslah etsin sizi... (dileyeni Zeus'un gazabına da bırakabiliriz)

    Return Of the jedit: bu saçmalığa karşı olmak için imanlı bir Müslüman yahut yobaz bir dinci olmak gerekmiyor. insan olmak kafi.
    10 -5 ... serenity painted death
  • ömer kavur

    18.
    yönetmenliğini yaptığı eserlerinde özellikle bireyin yalnızlığını ve bu yalnızlığı ile hesaplaşmasını incelemiştir. yalnızlık, yabancılaşma, zamansızlık, ait olamamak filmlerinin en önemli temalarıdır.

    12 mayıs 2005'te kaybettiğimiz ömer kavur, yatık emine, anayurt oteli, gizli yüz, akrebin yolculuğu gibi başarılı filmleriyle türk sinemasında yönetmen etkisini hissettirebilen az sayıdaki auteur'lerinden biri olmuştur.

    Sinema filmi çekiyorum, milyonlarca insanı salonlara dolduruyorum diyen sikko yönetmenlerin yaptıkları sıçmık şeyler yerine böylesi kıymetli yönetmenlerimizin değerini bilebilsek keşke. Üstadların çoğu müteveffa oldu. Kalan sağlara sarılmak gerek.
    7 ... serenity painted death
  • anın görüntüsü

    17088.
    anın görüntüsü

    "Khhheehhh, elma var mı???"
    31 ... serenity painted death
  • leila au pays du carrousel

    3.
    yıl 2002, mevsim sonbahar. puslu, gri bir gökyüzü hakim dışarıda... ağır bir kasvet sarmış her yeri. ud, piyano ve akordeon toplanmış bir şeyler konuşuyorlar kendi aralarında. mekan le pas du chat noir. mevzu derin, yaralanmış birileri. kim bilir neden, neler yaşanmış acaba?.. ahenkli bir tartışma, birbirlerinin sözünü kesmeden, yek bir vücuddan çıkıyor tınılar. aksi bir ses duyulmuyor. gürültü yok; tüm herkes kulak kabartmış onlara. haykırış bu, sessiz bir çığlık hakim sanki. neler yapmalılar, nereye kadar sürecek bu acı?.. oysa ki kabus bitecek bir gün. herşeye rağmen dönüyor dünya. sohbet bitiyor. anouar brahem evreninde bize yol göstermeye devam ediyorlar, ismi leila au pays du carrousel olan efsunlu parçayla...

    http://www.dailymotion.co...ys-du-carrousel-var_music

    Hayatımın fon müziği olmasını istediğim parça.
    7 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının rüyaları

    2347.
    Çocukluğumun geçtiği semtlerden birindeyim. Etrafta yıkık dökük metruk evler var. Ortalık savaş sonrasına dönmüş. Geziniyorum. Çocukluk arkadaşlarımı görüyorum, yıkıntıların arasında top oynuyorlar. Yanlarına gidip beni de aralarına almalarını söylediğimde korkuyorlar. Amca diye seslenmelerine şaşırıyorum. Kim olduğumu anlatmaya çalışsam da inanmıyorlar. Bir grup çocuk taş ve sopalarla bana saldırmaya başlıyor. Duvarlara tırmanıyorum. Uçsuz bucaksız yıkık duvarların üzerinde yürüyerek kaçıyorum oradan. Beni gören insanlar büyük bir kabahat işlemişim gibi yüzlerini buruşturarak hakaretler ediyor. Midem bulanıyor. Bir sürü saç tükürmeye başlıyorum. Başım dönmeye başlıyor. Son bir saç teli daha kalmış ağzımda. Onu çıkartmaya çalışıyorum. Çekiyorum, çekiyorum, çekiyorum... çektikçe geliyor. Metrelerce uzunlukta bir saç teli gelmeye başlıyor elime. Çektikçe içim parçalanmış, erimiş gibi oluyor. Giderek zayıflıyorum. Ve saçın tamamını çıkarttığımda bir deri bir kemik oluyorum. Saçlarım da neredeyse yerlere değecek kadar uzamış. Başım dönüyor ve duvardan düşüyorum. Öylesine zayıflamışım ki üzerimdeki kıyafetlerin hepsi bol gelip çıkmış. Çırılçıplak yürüyorum. Bir çeşme buluyorum. içinden rengarenk sular akıyor. içtikçe şişmeye ve kendime gelmeye başlıyorum. Çıplak bir kadın yanıma gelip çeşmenin suyu ile beni yıkamaya başlıyor. Elinde cam bir tas var. Tası düşürüp kırıyor. Ve eli kanıyor. Kanı emmeye başlıyorum. Yara kapanıyor. Saçlarımı düzeltip dudaklarını dudaklarıma değdirirken dilimde bir saç teli ile uyanıyorum.
    7 -1 ... serenity painted death
  • alevi

    882.
    ilkokul üçteyim. Hemen yan sınıfta okuyan cem adında bir çocuk var. bir gün okulun bahçesinde oyun oynarken üst sınıflardan gerzeğin teki beni itiyor ve kendimi yerde buluyorum. sanırım çamurla ilk büyük imtihanım oluyor o an. üstü başım berbat durumda ve bırakın yardım edeni herkes dalga geçip gülüyor bana. küçüğüm ve bu olayı hayatımdaki en berbat an sanıyorum. sonra cem geliyor, bu eşek şakasını yapan çocuklara kafa tutuyor kendinden büyük olmalarına aldırmadan. kalkmama yardım ediyor, çamurları temizlemeye çalışıyoruz. herkes dalga geçerken onun yaptığı bu iyilik beni şaşırtıyor; o güne dek tek bir sohbetimiz bile yok oysa ki... gel zaman git zaman cem ile çok iyi arkadaş oluyoruz. yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor. aynı sınıfta olamasak da teneffüsler bir ömür gibi geçiyor. bir gün cem ile samimiyetimden rahatsız olan mustafa adında bir arkadaşım geliyor yanımıza. kolumdan sıkıca tutup kenara çekerek aklı sıra uyardığını sanıyor. onun da duymasını istiyor belli ki. ne olduğunu anlayamadığım saçma sapan şeyler söylüyor...

    "ne yaptığını sanıyorsun sen, hep onunla oynuyorsun artık. uzak dur o çocuktan! bilmiyor musun?"
    "neyi? ne var cemde?"
    "cemler alevi!!! oynama onunla bir daha..."
    "sana mı soracağım be..." diyorum ama ne olduğunu anlayamıyorum. onun bu söylediklerini duyuyor cem. ne o gün ne de daha sonra bir daha asla yanıma gelmiyor. üzülüyorum bu duruma. Hiçbir anlam veremiyorum uzun bir süre. bir gün abime gidiyorum ve ona anlatıyorum yaşadığım bu durumu. onun birçok şeyi bildiği gibi bunu da bileceğini düşünerek sormak istiyorum...

    "abi sana bir şey soracam."
    "Nedir?"
    "alevi ne demek?"
    "Hmm... insan, senin benim gibi insan demek... onun ötesinde başka bir şey arama. saçma sapan şeyler söyleyenlere de sakın kulak asma!.. kimseye Alevi nedir, Alevi misin diye de sorma... "

    büyüyorum ve öğreniyorum, alevi ne demek. birçok alevi insanla tanışıyorum, hayatlarını görüyor ve arkadaş oluyorum. haklarında söylenen iftiralara itibar etmiyorum. biliyorum ön yargılarla bir yere varılamayacağını...

    Birkaç yıl evvel mustafa'yı görüyorum, okuduğum ilkokulun yakınlarında bir yerlerde. iki küçük çocuk var yanında. konuşmalarından anladığım kadarıyla kendi çocukları. bir şeyler istiyorlar babalarından. mustafa yıllar öncesinde bıraktığım gibi. yüzü gülmüyor, öfkeli ve anlayışsız oldukça. önce bağırmaya başlıyor birine, sonra diğerine tokat atıyor ve çekiştirerek götürüyor onları... o an 20 yıl öncesinde yaşadığım bu anı düşüyor aklıma. hak etmediği halde hayatımdan çıkan cem şu an kim bilir nerede, neler yapıyor ve ne halde...

    Hiç kimsenin bir başkasından üstün bir yanının olmadığını; hiç kimseyi ırkı, dini ve kültürü nedeniyle ötekileştirmememiz gerektiğini bilemeyen birilerinin hâlâ çevremizde bulunuyor olması ne acı...
    55 -4 ... serenity painted death
  • türk düğünlerinde olmazsa olmazlar

    96.
    Ortalıkta koşturan çocuklar.

    orada oluş amaçları olan düğünleri hiç ama hiç umursamazlar. onlar için mühim olan yegane şey, yaşıtları ile geçirecekleri güzel zamanlar ve bitmesini istemeyecekleri oyunlardır. kuvvetle muhtemel, yaklaşık 4-5 yıl sonra ergenlik döneminin etkisi ile bu tarz ortamlardan kaçarak çevresinden ve tanıdıklarından uzak durmak isteyeceklerdir. akıp giden onca yılın ardından büyüyüp koca koca adamlar/kadınlar olmaya başladıklarında gittikleri düğünlerde ise hissedecekleri bambaşka şeyler olacaktır: seneler geçmiş, çocukluğun o güzel günleri uzak hatıralarda kalmış, kimi zaman geçmişte aynı konumda oldukları çocuklara kızar hale gelmiş, belki de o çocuklardan birinin kendine ait olma olasılığını düşünüp büyüdüğünün farkına varmış ve büyümek bir yana dursun yaşlanmaktan korkar hale gelmiştir.

    çocuk olmak güzel şeymiş...
    7 -1 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum