• sözlük yazarlarının itirafları

    160984.
    Uzunca bir süredir öldüğümün farkında değildim. yeni uyandım. yeniden uyuyacağım anı bekliyorum. o vakte kadar ne olur bilinmez. ama hissediyorum, nihai son pek yakın. Olursa da olmazsa da kabülüm.
    12 -1 ... serenity painted death
  • kadınları çekici yapan detaylar

    2684.
    (bkz: çil)

    Burnundan başlıyordu, gözlerinin altından yanaklarına doğru hafifçe yayılıyordu. Gülümsedikçe çiller çiçek gibi açıyor ve gülümseyişi güzelleştiriyordu. Güneş vurdukça yüzüne çiller çoğalıyor, yüzünde Güneş açıyordu. Yanakların, gözlerin, burnun ve dudakların... dudakların... çillerin sayısı kadar, her çilin büyüklüğü kadar öpülüyordu. Suretin kaybolsa da gözlerimin önünden, gözlerinin altındaki çiller bir türlü kaybolmuyordu...

    Sevilir, onlarla daha da sevilesidir.
    12 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160830.
    Hediye almak konusunda sıkıntılı biriyim. Zor bir seçim. Pahasından ötürü değil de alınan kişiye dokunup onu mutlu edebilme endişesi beni geren...

    Uzaklarda bir arkadaşım var. Sıkıntılı zamanlar geçirmişti. Atlattı. Daha iyi olacak inşallah. Yeni bir hayata başladı. Yeni bir diyar ve yeni bir ev. Bir süre evvel bu yeni eve geçişinde ona hediye olarak turuncu bir ukulele almıştım. Bir türlü fırsat bulup kendisine ulaştıramadım hediyesini. Belki ulaşmasını o istemedi, belki ben miskinlik ettim, belki de başka bir güç idi buna mani. Bilemiyorum.

    Küçük bir çocuk tanıdım yakın zamanda. Müziğe karşı çok ilgili. Maddi durumları çok iyi değil. izlediği bir filmde ukulele görmüş. Heves etmiş. Küçük gitar istiyorum diye söylemiyormuş sürekli. Babası da fırsat bulup alamamış bir türlü. Bunu öğrendiğimde arkadaşıma aldığım ukuleleyi o miniğe hediye etmeye karar verdim. Hediyesini alınca çok mutlu oldu. Gözlerindeki parıltıyı görünce doğru bir karar verdiğimi düşündüm. Çalmayı öğrenebilmesi için gereken dersleri de ücretsiz almasına vesile oldum. inanıyorum ki müzikle iç içe bir hayat geçirecek ve bu hediye onun için güzel bir başlangıç olacak. Umarım...

    O arkadaş hediyeden bihaber idi. Belki bir başka hediye gönderirim. Belki de hiçbir şey gitmez. Ama biliyorum ki böylesi onu daha çok mutlu edecektir. Kusuruma bakmayacağına inanıyorum.
    16 -1 ... serenity painted death
  • sana değer

    13.
    bitmeyen bir sevişme gibi. bitemeyen. biteceği bilindiği için bitmesi istenmeyen. buruk ve acı. ama tadı damaktan kesilmeyen sevişme. büyük bir parça. harbiden büyük. bir başınıza, yapayalnız dinlersiniz. Belki bir balkon köşesinde, karanlıkta bir dost gölgesi ile. her saniyesine değer.
    6 ... serenity painted death
  • shynola

    1.
    genellikle animasyon tarzında yaptıkları kısa film ve video kliplerden oluşan birbirinden orijinal çalışmalarıyla tanınan shynola, gideon baws, chris harding, richard kenworthy ve jason groves'dan kurulan aşmış bir ekibin adıdır.

    bazı zaman müziğin bile önüne geçebilen yaratıcılık ve özgün fikir konusunda rakipsizler.

    uzun uzun anlatmaya gerek yok esasında. yaptıkları çalışmalardan bazılarını izleyip fikir edinebilmeniz için;

    radiohead - pyramid song
    blur - crazy beat
    unkle - eye for an eye
    coldplay - strawberry swing

    http://www.shynola.com
    6 ... serenity painted death
  • barış manço

    1503.
    Adam olacak çocuklara doğru örnek olmak için kendinden çok şey vermeye niyet etti, Çocuk kadar adam olamamış büyüklerin ortalığın içine sıçmalarını göremeyecek kadar erkenden gitti.

    kısacık ömrüne fazlaca şey sığdırmak için çabalayan, akıp giden zamanı daha tasarruflu kullanabilmek adına anlatacağı onca mevzuyu bir an evvel söyleyebilme isteğinden ötürüydü belki bu aceleci tavrı ve hızlı konuşması.

    Unutulmadı. Hafızalarda yaşamaya devam ediyor. Çok şükür ki unutulacakmış gibi de görünmüyor.

    Mekanı cennet olsun.
    15 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11441.
    bir gülümseyiş göğsünüzde derin bir yara iken nefes alıp vermek ne zor bir iş...

    umarım kendi tebessümüm de hiçbir zaman aynı acıyı yaşatmaz.
    21 ... serenity painted death
  • fullmetal alchemist

    92.
    hatırladıkça özlüyor insan, özledikçe de hüzünleniyor; geçmişi, çocukluğu, kardeşliği, yitirilenleri, o güzel günleri anar gibi...

    bambaşka bir animeydi, kolay kolay hiçbir seride bulamayacağınız anlar barındıran. tarifi oldukça güç. Şahika. özellikle şu müziği var ki insana gözleri kapalıyken bile adına yakışır şekilde kardeşlik duygusunun ne olduğunu hissettirebilen harikulade bir güzelliktir.

    https://m.youtube.com/watch?v=LmMWha-sBnc+
    13 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının tespitleri

    4766.
    elimizden uçup gittikten sonra kıymetini daha iyi anladığımız, saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok şey vardır şu hayatta. kaybedince geride bıraktığı boşluğu doldurmak için ne yaparsan yap nafile. fakat içlerinde şu ikisi yok mu, sevdiklerini yitirmenin haricinde kıymetini kaybedince anladıklarımız içerisinde en mühim olanları bunlar sanırım.

    biri sağlık, diğeri de bekarlık(!)

    Kıymet bilmeyenlerden olmayın.
    19 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11436.
    Gecenin en sessiz anı. Uyandım. En güzel yerinde evin, en güzel anında rüyanın. Hangisi rüya. Belki bu? Böyle rüya olmaz. Olmazlar olsun. iste, olsun. Gördüğüm yarım kaldı. Kalmasaydı kim bilir ne olurdu. Oldur. Düşündüğüm olsun. Olsun mu dedim? Olsun derdi. Dedi. Kıvrımlarla yetin. Kan ter içinde kal. Kana tere bulaşma. Kırmızı, beyaz yok. Şimdilik. Başka zamana kalsın. Belki. belki değil mutlak. Mümkün. Orada kalma kendim. Orası başka zamana. Bir, iki, üç birbirine girmiş. Üçe gerek yok. iki yeter. iki eşittir bir. Bir olsun. r artı yedi. yedi güne dolsun. Olacak zaten. Ben nereden bilirim. Sen bilirsin. Burnumda kokusu. Sanki. Olmalı böylesi. Böylesine güzel kokusu. Nerede sızısı. Dinmesin. Sol yanımda sızı. Kalk ve kendine gel. Kalktım. Çiş. Bir boynuzun tadı duyuldu. inatçı tatlı. O da uyansın. Odada hala kokusu. Odada kara delik. içine girip kaybolmak gerek. Başka yer. Orada bir yerin içinde olmak. Bekliyor demek. içi kadar dışında. Kıvrımlarında saklanmak. Kayıp gitmek. Güneş değmez. Oraya, orada bana, benimle orada. Susuyorduk. Alıştık. Ve birden. Hey! Cümlesini duydum. Cümlesine tavım. Ses ver. 3. 2. 1. Hazırım. Hazırsan varım. Söylediğinden fazlasına hazır mısın? Artık duymalısın. Vakit doğru. Bilmeli, görmeli, bildiğini görmeli. Gördü, okudu, duydu, söyledi. Ağzın çarpıldı. Çarpıldın. Çarpık çurpuk yürü. Çıktım. Yüzde kaç kardeş? Hesapsız olmalı. Bekliyor. Gidip gör. Vakit dar. Yolda susmamalı. Kaça kadar demek yok. Susmamalı. Yanlış anla. Amuda kalkıp cümleleri okursun. Kızdın. Kızdım. Öfke değil bu, dizlerinde yara olacak korkusu. At kendini yere. Çamura bulan. Çamuru yüzüne sür. Su gerek sana. Yüzünü suya vur. Suyu yüzüne belki. temiz olan hangimiz? Mabedine gir. Kendini yere vur. Kalbin davul olsun. Ritmini bul. Gözyaşını dinle, midene yumruk at, iğneleri yut, sözlerini tut! Gözyaşlarını hatırladıkça eriyen jöleye döndün. Jöle adam. Fare suratlı ihtiyarı hatırla. Sincap mı fare mi? Hangisi yol gösterirse. Mümkünse git. Mümkün bence. kardeş yarısı gitti. başka sefere artık. Ayva tadı dilimde. ısırmak istiyorum. Isırmayı özledim. Kamaştım. içimde bir yerlerde, içinde. Islaklık. Seni uslanmaz muzur. Susturdum. Uyanık. istediğim her an uyanık kalsa. Onunla. O istediği zaman. istediği kadar. Neyse ki iyi. Rahatım. Rahat mı? Boğaz? Boğazı yürüyerek aşabilirim. Havada yürümek gibi. Yaptım. Boğazı özledim. Vapurlar var, sonra martılar. Git gel. Gidip gelmek için binerler. Martılar sözümü dinler. Gidin ve fısıldayın. Hayat bazen güzel. Çocukken martılarla kız kulesini selamlardım. Çocukluk kaybolmayınca daha bir güzel. Martılar. Sağdan say; bir, iki. Hâla orada. Saklıydı. kıymetlidir. Esaret altında mermer askerler. Çoktan özgürler. ihmal yok. Okşamalı. Onlara iyi davran. Acı çek. Dayan. Belki yeniden kırılacaklar. Bu defa son! Üstüne bir beyaz sayfa, unutulur. Beyaza boya hadi. Yorgunum. Hey! iyisin umarım. Onlar da iyi olsun diye bu uğraşım. Ruhuna dokun. Ses. Islık çal. Şarkı söylemek isterdim. Söyleyebilsem bir şarkı bulurdum. Bulamadım. Midem bulanıyor. Bulantı. Karnına bir daha yumruk vurma! başka şeyler düşün. düşün mesela, gizemli adamı düşün. Düşündüm. Güzellik var. Telecaster saklanmış. Tellerde kan. Kan yüzünden bu küskünlük. Küskünlük? Yarası geçmemiş. Ya da düşünmese mi? Anılar hatırlamak istediğin gibi kalsın. Güzel anlar, güzel anılar. Fenaları da var. Boşver, fenalık yok. Sükut dur. Durma. Lütfen. Yanıyoruz. Yanmak değil bu! Ama yanacağız. Buhar olsak keşke. Keşke ne? Sonra söyle. Sorma. Sus. Kırmızıya bak. Hayır. Hakkımızda hayırlısı.
    10 -2 ... serenity painted death
  • insanın büyüdüğünü anladığı an

    4628.
    ne vakit bir bayram sabahı gözlerinde parıltı ile heyecan içinde değil de mutsuz, keyifsiz, hüznün buruk tadı ve tuhaf bir sıkıntı ile uyanmaya başlarsın, işte o an anla ki çoktan büyümüşsün de farkında bile değilsin.
    23 -1 ... serenity painted death
  • hayata dair iç burkan detaylar

    5511.
    Afrika'da bir ülkede yaşayan yoksul küçük bir çocuk için yıllık eğitim bursu olarak 200 dolar gibi cüzi sayılabilecek bir bağışta bulunursunuz. O çocuk kimdir, nerede, ne şartlarda Yaşar bilmezsiniz. Bir süre sonra unutmuş olurursunuz. Fakat eğitim dönemi bittiğinde malum çocuk tarafından sizin adınıza el yazısı ile yazılmış bir teşekkür mektubu ve karnesi ile çekilmiş bir fotoğrafı aldığınızda yaşadığınız şaşkınlık hem sizi dünyanın en mutlu insanı yapar hem de tarifsiz bir burukluğa sebep olur.

    Çocuk o eğitim dönemini başarıyla tamamlamıştır. Siz dünyanın bir ucundaki minik bir kalbin mutluluğuna bir kum tanesi etkisinde de olsa vesile olmuşsunuzdur. Belki hiçbir zaman bir araya gelemeyecek olsanız da yanıbaşınızda size güleryüz göstermekten imtina eden, gülen yüzünüze, iyiliklerinize ve onca yardımlarınıza rağmen size sırt çeviren insanlara, belki sizin de onlar gibi başkalarını aynı şekilde görmezden gelişinize karşın, o yüreği bedeninden büyük çocuğun kocaman mutluluğuna ufak da olsa destek olduğunuzun farkında olduğunu belirten eşsiz tebessümün güzelliğini anlatmaya hiçbir kalemin gücü yetmez.

    iyilik yap, karşılık bekleme, gün gelir mutsuzluğunun temeline küçük de olsa bir darbe o unuttuğun yerden gelir.
    20 -1 ... serenity painted death
  • komik telefon diyalogları

    7.
    öğrencilik zamanları. O yıllarda akıllı telefon, sohbet programları falan yok tabi. tanımadığım bir numaradan mesaj geldi. Mesajların bir tanesi bile pek kıymetli(!) olduğundan yanlış kişiye yolladınız diye uyarmam gerekirken, karşı tarafla dalga geçmeye başladım ve saçma bir diyalog oldu...

    "selam ben özge... sende dif denk ders notları var mı?.."

    "yok, ne arar bende."

    "bende var.(gülücük)"

    "iyiymiş."

    "sınava çalışmayacak mısın?"

    "çalışsam da pek bir şey anlamam, kafa basmaz."

    "o zaman ben sana geleyim beraber çalışalım.(gülücük)"

    "Valla çok istiyorsan buyur gel ama ders mers çalışacağımızı sanmıyorum. Emin misin?"

    "neden?(gülücük)"

    "çünkü ne o dersle alakam var ne de sandığın kişiyim."

    "nasıl yani?"

    "yanlış numaraya mesaj gönderiyorsun!"

    "pardon...."
    23 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının rüyaları

    2335.
    oldukça eski görünümlü yeşil bir masadayım. üzerinde birkaç kağıt parçası var. içlerinden sadece birinde bir şeyler yazıyor ve ne olduğunu anlayamıyorum. kadim zamanlardan kalma bilinmeyen bir dil sanki. yazılarını okuyamadığım bu kağıdı katlayıp uçak yapıyorum. kendi kendine büyümeye başlıyor ve üzerine binip pencereden dışarıya süzülüyorum... istanbul ile bulutlar arasındayım. her şey tanıdık gibi ama bir o kadar da yabancı. boğazın üzerinden geçerken şaşırıyorum. şehrin avrupa yakası aynıyken diğer taraf frisco'ya dönüşmüş! başım dönüyor, dengemi kaybediyorum ve sarmaşıklarla kaplanmış bacaksız köprünün üzerine düşüyorum. çırılçıplak bir kadın yanıma geliyor ve sırtımı soymaya başlıyor. tişörtümü parçalayıp tüm derimi kağıt gibi yüzerken ayağa kalkıp deli gibi koşmaya başlıyorum. sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor bu kaçış. eski bir ahşap köşkün bahçesine geliyorum. tam karşısında asırlık dikilitaşlardan biri var... bahçede, elinde boş bir bardak olan yaşlı bir kadın duruyor; belki yüz yaşında vardır. beni bekliyormuş gibi görünüyor. içeri davet ediyor. evin üst katına, kız kulesine bakan terasa çıkıyoruz. kan kusmaya başlıyor kadın. bardak dolup taşıyor. bana veriyor ve kuşlara uzatmamı istiyor. elimde kan dolu bardakla beklerken bir martı omuzuma konuyor ve bardaktaki kanı içmeye başlıyor. tüm o iğrenç şeyi içtikten sonra uçup turuncu bir vosvos'un üzerine iniyor. ona bakmak için başımı uzattığımda yaşlı kadın beni itiyor ve aşağı düşüyorum. tam asfalta çakılmak üzereyken martıların sesiyle uyanıyorum. dudaklarımda bir ıslaklık ve ağzımda kan tadı var. lavaboya gidip aynaya baktığımda bir önceki gün çektirdiğim yirmi yaş dişimin yerinin uyurken kanamış olduğunu görüyorum. ve o martı da aynı yerinde duruyor; sağ alt ikinci sıra...
    14 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160761.
    lise hayatım boyunca en sevmediğim hatta tek korktuğum ders matematik, kimya yahut tarih değil de kompozisyon yazmak zorunda olduğumuz günlerdeki edebiyat dersiydi. ne vakit hocamız kompozisyon için bir konu belirlese o an benim için adeta bir kabusa dönerdi. dizlerim titrer, midemde şiddetli bir bulantı olur, koca kafamın iki yanında şakaklarımdan aşağı doğru ilerleyen terler birbiri ile yarış içerisinde derin çizgiler çeker ve heyecandan burnum kızarırdı. animelerdeki duygu değişim anlarında tuhaf hallere bürünen salak kahramanlara dönerdim. bir mevzu hakkında doğru düzgün iki üç satır karalayabilmek hiç beceremediğim bir şeydi. Bu konuda kesinlikle çok yeteneksizdim, berbat yazıyordum ve o esnada kelimeler beynimde grev yaptığından düşüncelerim hiçbir vakit istediğim gibi kağıda yansımıyordu. bütün bu beceriksizliğimin yanında yazdıklarımı okumaktan da utanıyordum. zira içim dışıma çıkmış gibi görünüp, kendimi tüm sırları açığa çıkmış, savunmasız ve çıplak hissediyordum. her daim rezil notlar aldığım o kompozisyon sınavları bir şekilde geçiyordu da yazdıklarımın okunmaması için bir an evvel ders bitsin diye bildiğim tüm dualara en fantastik eklemeleri yaparak yaradan ile günü kurtarabilmek uğruna dileğim gerçekleşirse bundan sonra artık çok daha iyi bir insan ve günahlardan uzak duran, düzgün bir kul olacağıma dair sözler vererek sürekli bir pazarlık yapıyor olmam tam anlamıyla bir rezillikti.

    hatırladıkça utanırım...
    16 ... serenity painted death
  • lise anıları

    224.
    Edebiyat dersiydi. Pencere kenarında en arka sırada oturuyordum. Sınav sorularını erkenden cevaplamış ve kağıdı hocanın masasına bırakmıştım. Ne hikmetse hocamız sınavı erken bitirenleri sınıftan dışarı salmadığından, ben de oturmuş boş bir kağıt üzerine bir şeyler karalıyordum. Kağıdı gövdemle kapatıp yanımdaki arkadaşımın neler çizdiğimi görmemesini isterken, sınıfta dolanan hocamız beni fark edip şüphelenmeye başladı. ve o an olan oldu işte...

    "Bana bak, sana diyorum! Gel burayaaa!!! O kağıt ne, kopya mı çekmiştin yoksa, onu mu saklamaya çalışıyorsun?"

    "Hııı???"

    "Getir onu buraya, çabuk! Çabuk!!!"

    "hayır, kopya değil..."

    "Kopya değilse ne yazıyor üzerinde? Niye saklıyorsun? Getir şunu dedim sana!"

    "Hocam getirmesem?" (kağıdı buruşturup top yaparım...)

    "kime diyorum çocuk, ver şunu bana!!!"

    "tamam hocam..."

    Ceket iliklenir, Yumruğun içerisinde buruşuk bir top olmuş kağıt, Yavaş yavaş yürüyerek tahtanın önünde öfkeyle bekleyen hocanın yanına gidilir Ve maalesef teslim edilir...

    "buyurun hocam... kızmayın ama size kopya olmadığını söylemiştim..."

    "sus sus, ver bakayım şu kağıdı. görelim bakalım ne varmış üzerinde!"

    Kağıdı açan kadının çığlıkları sınıfta yankılanır, Öğrenciler şaşkın, olan biteni anlamaya çalışır, Hoca iki eliyle başını sıkıca kavrayıp bana saydırmaya başlar,

    "terbiyesiz, ahlaksız çocuk, bu ne rezillik, bu ne kepazelik, öğretmenlik hayatım boyunca böyle bir pisliğe ilk kez şahit oluyorum, püüüü sana, yazıklar olsun, defol, defol, geç sırana, gözüm görmesin seni!!!"

    Ben küçük emrah modunda, başı öne eğik, sıramın yolunu tutarken, Kağıt yerde, tüm sınıf çember olup etrafına üşüştüğünde üzerinde neler varmış, hoca neden bu denli kızmış görür; koca memeli, ince belli, geniş kalçalı ve ziyadesiyle erotik(!) pozlar veren çıplak kadın çizimleri!!! ah şu ergenlik...
    16 -2 ... serenity painted death
  • hayalinizdeki siyasetçi

    1.
    (bkz: barış Manço)

    Yaşasa idi en büyük hayallerinden biri olan cumhuriyetin yüzüncü yılında herkesi kucaklayan, tırışkadan değil de gerçek bir cumhur Reisi olabilirdi. Karşısında deniz seviyesinde kırpık bıyıklı rakipler bile duramazdı.

    keşke yaşasaydı.
    11 -3 ... serenity painted death
  • sevgiliye söylenen en güzel söz

    318.
    "Pilavı kesinlikle sen pişirmelisin!"

    Ne zaman söylese dalgalanan göz bebeklerim ile duygulanır, yüreğim si teli gibi kıpraşır, midemde kelebek ordusu, beynimde tilkilerden senfoni orkestrası, yanaklarımda ve burnumda mahcubiyetin kızartısı, mutluluk ve tarifsiz hissiyatlar balosu... olur idi.

    Lirik, dokunaklı ve iç ısıtan bir cümleydi benim için.
    17 -2 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının rüyaları

    2333.
    tabanı ve tavanı aynalarla kaplı tuhaf bir asansörün içindeyim. Sırtımda kocaman bir çello, yanımda neden orada olduğunu anlayamadığım turuncu saçlı bir cüce var. Aşağı iniyoruz. Sol kolum demirden yapılmış, kemikleri seçilebilen sağ kolum olması gerekenden daha ince yapılı. Saçlarım küçük bir kız çocuğu gibi iki yandan örülü. Çenemde oldukça kalın ve uzun tek bir tel sakal var. Nihayet asansör zemine iniyor ve dışarı çıkıyoruz. Dönüp baktığımda içinden çıktığımız gökdelenin bulutlara değdiğini ve kaybolduğunu görüyorum. Muhtemelen dünyanın en yüksek binası bu. Dışarıda çok büyük bir meydan var. Kalabalık. Çelloyu çantasından çıkartıp meydanın tam orta yerinde çalmaya başlıyorum. insanlar beni dinlemek için yavaş yavaş etrafımda toplanmaya başlıyor. Cüce elinde bir kese ile çemberin içindeki bütün insanlardan para topluyor. işi bitip yanıma geldiği an çalmayı bırakıyorum ve herkes telaşlı bir şekilde koşarak oradan uzaklaşıyor. Kısa bir sürede etrafta tek bir kişi bile gözükmüyor. Çember dağılıp koca meydanın orta yerinde cüce ile baş başa kalıyoruz. Kesenin içindeki paraları yere boşalttığımız anda mor bir kamyon yanımıza geliyor. Durduğu yerde hızla çoğalan paraları kamyonun damperine yükledikten sonra kamyona binip oradan uzaklaşıyoruz. Şoför koltuğunda turuncu saçlı cüce, gidiyoruz. Uçsuz bucaksız bir sahile varıyoruz. Tam karşımızda küçük bir ada var. Kamyonun damperindeki dağ kadar yüksek paranın tamamını denize boşaltıyoruz. Sular kararmaya başlıyor. Siyaha boyanan denizi gören cüce ulumaya başlıyor. Sesini duyan bir grup kurt yanımıza geliyor ve bana hiç dokunmadan turuncu saçlı cüceyi parçalayarak yemeye başlıyorlar. Üzerimdeki gömleği çıkartıp dikenlerimi gösteriyorum ve tüm kurtlar teker teker devrilip ölmeye başlıyor. Hepsinin karnını deşiyorum ve kanlarını yüzüme sürüyorum. içlerinden birinin içinden çıkan anahtarı cebime atıyorum. Çelloyu suya bırakıp yayını kullanarak adaya doğru ilerliyorum zifiri karanlık denizin üzerinde. Adaya varıyorum ve üç katlı ahşap bir konağın bahçesindeyim. Her yanı kurumuş ağaçlarla dolu bahçeyi geçip kapıya geliyorum. Cebimdeki anahtarı kullanıp kilidi açarak içeri giriyorum. içeride yaşlı bir kadın sallanan sandalyede oturuyor. Sincap ve fareye benzer bir yüzü var. Bir şeyler fısıldıyor. Eğilip dinliyorum onu. "adaların hepsine uğra, adaları fethet, bütün adaları geç ve sonra oraya git, doğru yere; ada'ya..." Ne demek istediğine anlam veremiyorum. hemen yanında üzerinde içi su dolu bir sürahi ve bardak olan masa var. Masadaki bardağa su doldurup içiyorum. Sonra bir kez daha, bir kez daha ve bir kez daha... bir türlü boşalmayan sürahiye inat bardağı doldurup içmeye devam ediyorum...

    Uyanıyorum, mesanemde şiddetli bir baskı. Tuvalete gitmem gerek!..
    19 ... serenity painted death
  • unutulmaz film replikleri

    8319.
    "Benim asıl engelim tekerlekli sandalyeye sahip olmam değil, onsuz sahip olmam."

    (bkz: intouchables)
    6 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum