• sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11395.
    tek bir cümle ile karşımıza çıkan her sorunu iyileştirebilecek kudrete sahip iken yek bir sessizlik ile güzellikleri boka çevirebilme hakkını tercih ederek inatla tüm yükü karşı tarafa devredip işin içinden sıyrılmaya çalışan dangalak bir nesiliz biz. Olur olmadık anlarda iş olsun vakit dolsun anlayışıyla en münasebetsiz soruları sormasını çok severiz lakin bizi bu hale getiren nedir diye sorsalar cevap veremeyiz. beslendiğimiz tüm cümlelerin müsebbibi olanların cümlesine sövmesini iyi biliriz de başkaları tek bir söz etse hazmedemeyiz...

    sırları ağarmış, ağırlığından boynu bükülmüş aynalarımızdan uzaklaşıp yükü başka evlerdeki aynalara devredebilsek keşke. görünen biz bu kez daha bir sahici olurdu da akıbetimiz bu denli karanlık olmazdı belki.
    16 -1 ... serenity painted death
  • yazarların özlediği kokular

    6.
    Kız kulesini uzak bir tepeden seyredebildiğimiz büyük bir evimiz vardı. Üst katında terasa çıkıp martılarla oynamayı ve Boğaz'ın eşsiz güzelliğini seyre dalmayı çok severdim. Yaz akşamları geniş aile o evde toplanır yemeklerimizi terasta yerdik. Yemek faslının sonunda da tatlı ve çay keyfi olurdu. Babaannemin favori tatlıları pepeçura ya da kabak sütlüsüydü. işte o kabak sütlüsünün kokusu ne vakit aklıma gelse burnum sızlar, bugünlerde mumla aradığımız o huzurlu ve mutlu zamanları hatırlarım.

    Ne dünya aynı dünya artık, ne aileler, ne de kişiler. Bir kısmı çoktan göçüp gitmişken bir kısmı da birbirine karşı düşmandan beter... Senelerdir tatmadım kabak sütlüsünü. Kokusunu da tadı kadar özlerim. Ama en çok da çocukluk zamanlarını hatırlattığı için özlem duyarım. Bir yerlerde tekrar burnuma ilişirse kokusu, kim bilir belki aynı huzurun ufak da olsa bir benzerini yaşarım...

    Koku hafızası hafızalar içerisinde en güçlü ve büyüleyici olanı belki de. insanı saniyeler içerisinde zaman yolculuğuna çıkartıp yaşattığı hüznüyle can acıtsa dahi tesirini hiçbir zaman kaybetmeyip belleğimizden silinmesin isteriz. iyisi mi pencereyi açıp geçmişin kokusu geliyor mu diye bir bakayım.
    15 ... serenity painted death
  • masumiyet

    511.
    araf tedirginliğinde derin bir kuytuya sindi yüreğin. bir tek sen biliyorsun sıradan hayatına gömdüklerini, kendine biçtiğin bu paçavra kumaşın astarına damlayan lekeleri; beyaz ya da kırmızı, kan izleri... ne kadar zalim, ne kadar ahlaksız, ne kadar cibilliyetsiz olabilirsin ki?

    karanlık ve dar sokaklarında köşeleri tuttun önceleri; sırtın açıkta kalmamalıydı. ağır yaralı haldeyken acıların seni olgunlaştırmasını bekledin; seninle beraber olgunlaştıklarını fark etmeden acıları... sığındığın her köşe kapanın oldu, sığındığın herkes yaralarını gösterdi. yaralarına ayna tuttukça acı arsızı oldun. her halini bildin, her halini öğrendin. sayamadığın, es geçtiğin, hortlayan milyonlarca saniyeni seyrine kattın... ahvalinden sual etmedin; yarım yamalak olanlardan su katılmamış olanlara dek. sonuçsuz bekleyişlerle gerildin, kırık hayallerle yoğruldun. boşluğa düştün her gece; gölgelendi düşlerin, incindi gerçeklerin. her yeni gelenin giderken söküp aldıklarıyla eksildi ruhun...

    elinde küçük mavi küre, kör bir pandomim; sadece sözler sığınak, sözler ele verir bizi. rengârenk gözlerden yansıyana aldanmamak gerek. hiçbirimiz sandığımız kadar masum değiliz; Sen dahil.
    11 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160729.
    Hatırladım.

    26 sene olmuş. 91 yılıydı. Hollanda'dan gelmiş küçük teneke bir bisküvi kutusu idi. Mavi renkli. Üzerinde bisiklet görseli vardı. Kapı komşumuza akrabaları getirmişti. Tereyağı kokuyordu içi. Lezizdi. Büyülenmiştim o kutunun güzelliği ve bisküvilerin lezzetiyle. iki kardeştirler. Küçük olanı ile yaşıttım. ilk arkadaşımdı. Beraber büyümüştük. Aynı apartmanda, yan yana. Aynı sırada okula gidiyorduk. Aklımıza bir fikir gelmişti. Filmlerden etkilenmiştik. O kutunun içerisine bir şeyler koyup toprağa gömmüştük. 30 yıl sonra açmak için söz vermiştik birbirimize. Birkaç oyuncak, bozuk para, beraber çektirdiğimiz bir fotoğraf, kan kardeşi olduğumuz anda kanlı parmak izlerimizin olduğu bir kağıt ve iki mektup. ikimiz de bir şeyler yazmıştık mektuplarda. Geleceğe. Kendimize. Yazdıklarımızı okumamıştık. Sürpriz olacaktı. Çocukken uzunca bir süre her gece o kutuyu hayal ederdim. Bir keresinde ondan gizli kutuyu çıkartıp mektubunda neler yazdığını okumayı bile düşünmüştüm. Ama yapmadım...

    Kutunun gömülü olduğu yerde arşa değen kocaman binalar var artık. inşaat esnasında birileri onu bulmuş mudur yoksa kepçe darbeleriyle parçalanıp çöp mü olmuştur bilemiyorum. Üzücü. Ve ben 26 sene evvel o mektupta neler yazdığımı çok merak ediyorum. Hiçbir cümlemi hatırlamıyorum.

    Unutmuşum...
    58 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının rüyaları

    2332.
    şiddetle tekmelenen kapının sesi ile gözlerimi açıyorum. tanımadığım bir odadayım. her şey o kadar eski ve yabancı ki bir an zaman yolculuğu yoksa gerçek mi oldu acaba diye düşünmeden edemiyorum. kapıyı açıyorum, o da ne! brad pitt upuzun sakalları ve saçları, başında fesi ve elinde bastonuyla tam karşımda duruyor. cebinden bir kağıdı çıkarıp masada açarak anlatmaya başlıyor. bu bir suikast planı. sultan abdülhamit'i öldürücekmişiz! sonra anlıyorum ki kendisi abdülhamit'in arnavut bir kadından olma gayrimeşru oğluymuş. iyi de benim burada işim ne!?.. yıldız sarayı'nın önünde büyük bir kalabalık toplanmış padişahı görmek için birbirlerini ezerken elimdeki peketi yere bırakıp kaçıyorum. birkaç dakika geçiyor ve kulakları sağır eden bir ses duyuluyor. fakat ne ölen var ne de yaralanan. patlayan şeyin ardından etraf rengarenk pasta parçalarına bürünüyor. insanlar üzerlerine bulaşan krema ve pastaları birbirlerine atarak eğlenmeye başlarken mehteran ekibi başlıyor çalmaya... az sonra brad abimiz yanıma geliyor. Öfkeli. vır vır vır konuşup başımı şişiriyor; bir işi doğru yapamadığımdan kelli çok öfkelenmiş belli. benim de bir sabrım var sonuçta; dayanamıyorum. "sıçarım böyle işe de böyle rüyaya da!" diyerek basıyorum suratına osmanlı tokadını ve dişlerimin ağrısıyla uyanıyorum. Kan kokusu yayılmaya başlamış yine...
    17 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11337.
    herkesten önce o vardı. 20 seneye sığdırılan yüzlerce insandan daha az, daha çok... yirmisine merdiven dayamış bir çömezken, yirmi sekizinde hayattan bezmiş bir yorgunken, yolun yarısına iki basamak kaldı diyerek kaygılandıktan sonra okkalı bir küfür savurup daha yaşanacak onca güzel gün bizi bekliyor avuntusu ile kendimizi sahte masallarla kandırırken, yarın acaba son olur mu sorularını zibilyonlarca kez sorarken, dün bir başlangıçtı da farkında mı olamadık derken, bugünü acımasızca tüketip yarına ne kaldı demeden uykuya dalarken, yolda kalınmış herhangi bir anda omzunu arayıp sağlam bir yumruk atarken, pek de karanlık olmayan bir gecede ayın görünen yüzünde görmek istediğimiz yegane sureti ararken, güneşin cehennemle aşık atan ateşi inceden inceye mesaj verip tenleri kavurduğunda el yordamı ile yön bulmaya çalışırken, iki buçuk milyon liralık piyango ikramiyesi ya bize tutarsa ne yaparız düşüncesi ile korkarken, dudaklarının kenarında kurumuş şeker izleriyle dünyadaki en sevimli gülümseyişe sahip sarı saçlı küçük bir kız çocuğunu severken, belki bir gün o kız çocuğuna eşdeğer güzellikte bir kıza babalık ederken, anne adayını henüz tanımıyorken, ilk görüşte aşka siktir çekerken, hayır belki de tükürdüğümüzü bilmem kaçıncı kez yalarken, inanıyorum bu kadın çocuklarımın annesi olabilecek biri derken, o mühim mevzuyu ilk kez paylaştığımız insan olduğumuzu ikimiz de bilmiyorken, nedense epey bir zaman geçtikten sonra bunu birbirimize itiraf etme ihtimalini düşünürken, dalgaların üzerinde iki paralel çizgi olup bulutları izlemeye çabalarken, kumların altında ateşten bir gölge ararken, ufak bir adanın kalabalığında yıldızların altında çekip giden gözleri anarken, soğuk bir balkon köşesinde hep aynı hüzünlü ezgiye eşlik edip tek bir kelime etmeden ağlıyorken, çikolatalı milkshake içerisine bin yudum mutluluk sığdırırken, asidi kaçmış mutlulukların ardından ağıt yakarken, dumanı tüten zıkkımın kökünü yolup yolup yine ona tutarken, tekerrürlerin mide bulantısına sayısı unutulmuş poşetlerden birini daha açarken, belki hayatının imzasını attığında göz göze geldiğin an tek bir tebessümle o an ihtiyacın olan tüm desteği kalbinde hissederken, olmuyor olmayacak diye diye içindeki tüm boşluklar hızla büyüyüp birleşerek seni kemirirken, aşk acısı ile arşa kafa tutan dağlara tırmanıp haykırmak geçerken içinden tüm miskinliğinle bundan da vazgeçmeyi düşündüğün an dilediğini yapabilmen için sana el uzatırken, aynı günaha paydaş olup pişmanlıklara yelken açarken, aynı sevabı eşit bir biçimde pay etme telaşına düşerken, aynı fıçıdan dökülen zehirde kulaç atarken, aynı secdeye baş koyup tozu ciğerlerine gömerken; o hep vardı. aynı yerdeydi.

    4 yıl kapalı kapılar ardında, belki dört duvar arasında, belki ıssız bir adada, kim bilir kimsenin asla göremeyeceği bir gezegeni keşfederken, yolların asla kesişmediği yolculuklarda, unutulanların unutulmaktan dert yanmadığı, unutanların unutulmaktan korktuğu zamanlarda, dirsek dirseğe cümleleri eskitmiş yitik kuşağın birbirlerinden kaçmak için gizliden gizliye gün saydığı yıllarda isimler hariç her şeyi, eskiye dair ne var ne yok güzel saydığımız şeyleri hatırlama çabasıyla yırtındığımız bir zaman diliminde gönüllü esarete teslim olmak için topuklarını bilmem kaç santim yukarıda neşeyle tokuşturup hayırlara karışarak tek atımlık cesaretin artığından yokluğunla varlığını ispat edebilme düşüncelerine dalarken başını kapıya doğru çevirdiğin bir anda bir tesadüfe yahut bin bir tilkinin çıldırtan sorularına maruz bırakan yazgı denilen o tuhaf bilinmezliğin tokadı ile sersemleştiğin o anda tek bir selam sözcüğünün içinde sayfalara sığdırılamayacak kadar uzun bir nerede kalmıştık alt metinli öykülere başlangıç yapıp sanki hiçbir vakit ayrılık yaşamamış sayarak aradaki o karanlık parçaya makas atıp filme devam ediliyor... mürekkebe bulanmış beceriksiz parmaklara beraber güldüğüm, hayatın çelmesini yediği bir anda havada yürüdüğüne şahit olduğum, moloz yığınlarından nasıl edip de eşsiz renklerde çiçek bahçeleri yaratabiliyor olmasına şaşırdığım, acılarını toprağa gömüp izlerini kıta sahanlığımdan kaçırırken, acılarıma neşter vurup itinayla dikişleri tutturmaya çalışan, düşler aleminin kıytı köşesinde tırnaklarıyla kazıyarak inşa ettiği o görkemli köşkün en güzel odasını benden hiçbir zaman esirgemeyen, sırtındaki ayrıntıları ezberleyememem için daima yanımda olup sırtımdaki dikenleri hiç üşenmeden söken, her defasında karşıma geçerek bana ayna tutan, yara izinden öptüğüm güzel yüzlü insan; can dostum.

    Kıymetin emsalsiz. Bendeki yerin tarifsiz. Eksiliyorum ve birer birer kayıplar vermeye başlıyorum; sen her daim yakınımda kal...
    35 -4 ... serenity painted death
  • kitap yazacak olsanız son cümlesi

    656.
    Uyandığımı sandığım o gün, aslında öldüğüm gündü.
    30 -2 ... serenity painted death
  • sevgilinin geçmişi

    216.
    -miş'li geçmiş zaman'da mı yoksa -di'li geçmiş zaman'da mı? ya rivayeti? hikayesi? sorun değildir zira geçmiş gitmiştir. fakat bazılarının meselesi nedense pek geçmemiştir; geçmişte kaldığını sandığınız şeyler sizden habersiz hâla bir yerlerde devam etmektedir. asıl sıkıntı yaratan durum da budur. esneyerek uzayan, kopmaya engel olan inatçı çengellere dikkat etmek gerek.

    geniş zamanda yaşamaktan vazgeçmeyen geniş mahluklardan olmamalı insan. Kendinizi koruyun.
    26 -1 ... serenity painted death
  • kitap yazacak olsanız ilk cümlesi

    75.
    Bu dün aslında yarındı; bir zamanlar bugün...
    42 -1 ... serenity painted death
  • ölüm

    3247.
    Sessizce çağırıyor. Duysan da duymasan da. Orada. Köşede. Bir başına. Yanıbaşında. Görsen de görmesen de. istiyorsun ki gitsin. Uğramaz olsun. Korkuyorsun. Toprağın altından. Ya fezadan geliyorsa? Sanıyorsun ki bu bir son. Ya başlangıç diyorsa? Kaçıyorsun. Daha fazla kalmak uğruna. Orada sonsuzluk varsa? Sevmiyorsun. Özlem seni yaralıyorsa. Sevgi nedir bilmiyorsan? Bu yorgunluk dinecek belki, anlamıyorsun. Bir el ararken, seni çekip kurtaracak el ya onunsa? Anlamını bulman için seni bekliyor. Sabırlı olsana. Biraz daha demlen. Bu bir fırsat sana.
    24 -1 ... serenity painted death
  • sevgiliniz kapanacağım dese ne yapardınız

    112.
    Sevdiğini söylediği insan kapanmak/örtünmek/tesettüre girmek istiyor ve buna niyetlendiğini söylüyor diye şutlarım, siktir çekerim diyen insan; sevgi anlayışını bir kez daha kontrol et istersen.

    Niyet güzel ise destek olup onu anlamaya çalışmak gerek. Birilerine hoş görünmek için değil de kendi isteğiyle ve kalbi duygular ile böyle bir yönelim içindeyse saygı duymak lazım. Zor bir karar zira. Biraz empati.
    24 -2 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11211.
    Ne zamandır uyanıktım? Rüyalar her dem rengarenk. Ayık olunca hep Aynı rüyadalar. Tanıdık. Tanıdık olanlar birer yabancı artık. Artık geçmişe takılmak yok demedik mi? dedik. Dedik de kandıramadık. Hadi kandır beni? Oysa tek bir cümle ile ne de çabuk kanardık. Kanayan yerleri say. Öyle çok ki. Üşendin. Her zamanki gibi. Yatak darmadağınık. Kim bu uyuyan yabancı? Çıkartamadık. Sayfaların arasında kaybolmuşuz. Kulaklarından tut ve kıvır. çek ve al. Kendine gelmesi gerek. Yazık. Karnında şiddetli bir ağrı. Ağrını umursamadı. Her daim Karnında şiddetli bir ağrısı varmış. Umursadığımı umursamamış. Uzağındaymışız. Ses bekle dur bakalım. Kuşlarla haber yollamasını um. Kuşlar kayıp. Kurtlar sesi duymuş. Çoktan Üşüşmüş aç kurtlar. Çevresinde pervane olmuş. Kuşları belki hiç önemsememiş. yoksa kurtlara mı seslenmiş? Kurtların varlığı ona yetermiş. Yeter mi? düşünme daha fazla. dağıt şu balonun içindeki seçilemeyen sözcükleri. Televizyonu aç. Kopya suretler ekranda ahkam kesiyor. Gördün mü? Ders almaya bak. Sahte hayatlardan kaç. Ona sığın. Elleri aç, rahmana haykır. Duaların kabul olur. Olsa ne dilerdin? Cevabını biliyorsun. Secdeyi dinle, hala yankılanıyor eski duaların. Kabul olmayışına isyan etme. Yine dene. Denedik. dene. Denerdik. inadına dene. Deneriz. Alis masallar anlatsın. Masalcıyı çok sevdik. içinde adı geçer mi? Geçti bile. Geçip gitmese olmaz mı? Çok şey istedik. Ne zaman yenildik? Hiç bilemedik. Belki hiç sevilmedik. Ben sevildim. Diyor. Bence haklı. Kabul ettik. Kalk bir insan içine çık oğlum. Yedin kendini otur otur. Oturma! Sen kendini, boşluk seni, kime ne kalacak senden geri? Hadi. Bir. iki. Üç. Dur, saymayı bırak. Tamam dedik. Çık dışarı büyük beyaz örtünün üzerine uzan ve dinle kendini. Vicdansız. Sen de mi? Aslında iyiyim. Biliyorum. Hadi usulca git. Giden gitmiş. Üzüldüm. Nöbet tutulmuyor ki yalnızlığın başında. Başa gelince deneriz. Gece 3-5 senin. Geri kalanlar hep benim olsun. Fedakarsın. Yapacak bir şey yok. Bu da geçecek biliyorum. Geçmeyen tek bir şey varsa şu dünyada, yanına kalmıyor yaptıkların. ahh! birilerinin ahını mı aldık? Kar-ma, beni yorma! Yorma beni... Acımıyor. Acımaz. Acımadı ki! Diye diye tuz basıyoruz yaralarımıza. Olsun dostum acı da bize keyif de bize. Durulmaz gidenin önünde. kapıyı göster yine. Kapı? Kapı senin secerende var. Açıver madem ki görevin bu. Kabulleniyorsan üzerine basıp geçmesine göz yum. Yumamam. O zaman harekete geç! Ama gurur? ilk ses senden gelsin. ama benim son cümlelerim kayboldu bulutların ötesinde. Yüksekte olana ait değilsin. Emin misin? Öyle olsa el uzatırdı. Uzatmadı. Ya da uzanmasını beklediğin el bir başkasının avuçlarında çoktandır. Deme böyle. Yeryüzü de kabul etmiyor artık bizi. Ayakların ne kadar toprağı hissediyor. iki katman arasında esaret. Ezildikçe küçülüyorsun. Küçülüyorum. Üstümde bir ağırlık. ne kadar ağırdık? içimde sonsuz bir boşluk. büyüyen bir boşluk. içindeki boşluğa seslenme. Dışarı çık. Önce gökyüzüne. Sonra ona. Ve yaradana. Önce sen. Önce o! Saçmalık. önce ben. hep ben demiyorum. ben hep ben diyenlerden olmadım. biliyoruz. o bilse ya. bilmiyorum. Cevapsız bırakmadım ki ben? ey başını, ört gururun üstünü. Boşver, sen seslen. Ses ver artık. Duyar. Duyarlar. Duysunlar. Dua et. Ya öncesinde yetmezse vaktim. Öncesinde ne? Bu taş, bu boşluk ya kemirirse. Ölüm var. Ölüm her daim. Unutmamalıydık. ya unutulduysak? Ölü olurduk. ölümü bile unutuyor insanlar. kim kalıyor ki geriye, ölürüz. ne zaman? Belki yarından yakın. Eşhedüenla... dur, saçmalama artık! Gün yeni başlıyor. Biten başka neler var hala farkında olmadığımız. Kim bilir? Bilen tek ve gerçektir. Şükret. Onun için her suretin ardında onun görür ve bilirsin; onun bir tozu, zerresi, yansımasısın; onun bir parçası olduğundan kendini paramparça hissedersin; onun içindesin...
    17 ... serenity painted death
  • sözlüğe bir söz bırak herkesin kulağına küpe olsun

    18.
    "Götünüzden element uydurmayın. Çıkaramazsanız içinizde kalır..."

    Rezvaun mahmood
    12 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160416.
    iki gün arasında ezilmiş karbon kağıdı kadar yorgun ve incelmiş vaziyetteyim.
    26 -1 ... serenity painted death
  • dost

    476.
    sevgili sen, 17 sene o kadar çabuk geçmiş ki sanki kısacık bir tren yolculuğundaymışım gibi; penceremden hızla akıp gitmiş hayat... elinde süt kutusu ile karşılaştığımız o anın üzerine yüzlerce kez doğmuştur güneş. "tuhafsın ve bu güzel" deyişinin ardından başlayan saçma salak hikayemiz kim bilir nereye varacak. sıklıkla birbirimizden kopmamıza rağmen hep aynı noktadan devam ediyor oluşumuza da şaşırmıyor değilim. Tekerlekli sepet yolculuğu, ağaçtaki suretini keşfedişimiz, parçalanan televizyon, yırtılan etiketler, soyulan elbiseler, uyduruk bestelerimiz, kediler için salam sosis çaldığımız günler, mathilda'yı bulduğumuz gece, bataklıktan kurtuluşumuz, kıyısından döndüğümüz onca an ve diğerleri... özlüyorum. kafamız hep o eski günlerdeki gibi güzel kalabilse keşke. biz yaşlanmaktan değil de büyümekten korkuyorduk aslında. umarım yenilmeden yenilenebiliriz... beraber geçirdiğimiz o en sıkıcı ve boktan görünen günler için bile kendimi şanslı hissediyorum. olur ya okursun belki çok uzaklarda bir yerde, beklenmedik bir anda; kim bilir... mavi ve griyiz.
    14 ... serenity painted death
  • otobüste yaşanan dumur olaylar

    763.
    nenega ile otobüs yolculuğu yapıyorduk. kendisi bir miktar kilolu olduğundan koridor tarafında oturmayı tercih etmişti; cam kenarında olursa sığması biraz daha zor olacaktı çünkü...

    hemen yanındaki koltuklarda genç bir çift vardı. oğlan tam bir piçe benziyor, kız da türk erkeklerinin ağızlarının suyunu akıtan cinstendi ve yabancıydı...

    önceleri ufak ufak cilveleşmeyle başlayan muhabbetleri yavaş yavaş öpüşmeye ve ön sevişmeye doğru evrilmeye başlayınca bizim meraklı nenega kişisi dayanamadı ve kafasını burunlarının dibine doğru uzatıp onları izlemeye koyuldu. otobüsteki yolcuların birçoğu bu çiftten rahatsız olmuşsa da sesini çıkartamıyordu fakat bizimki onları izlerken bir yandan da laf sokup kendince eğleniyordu...

    "ne yapıyorsun, ayıp!"

    "ula olarunki ayup değul da benum yaptuğum midu ayup! o deduğun yatakta olur, ahan da yatağa döndurdular burayi."

    "rahat bırak insanları, bakmasana..."

    "sus ula sus! bak devam ediyilar."

    "..."

    "ahan da donuna soktu eluni! ula aferun uşak, ne gada hizlisun sen ole."

    "ahah bari sessiz ol."

    "(Bağırarak) bağa bak, otobüsten bir uşak daha çikacak ben diyirum sağa. bu çocuk birazdan sikecek habu kizi!!!"

    "yuh..."
    12 -2 ... serenity painted death
  • resmini bile görmediğn biriyle sevgili olur muydun

    9.
    (bkz: her)

    Olmuşunun anlatılmış olduğu film. Üstelik insan bile değil aşık olunan. izleyin.
    16 -1 ... serenity painted death
  • elfen lied

    76.
    her saniyesinde insanın sinirlerini kabartırken aynı zamanda yaşattığı yoğun hüzünden ötürü bağımlılık yaratan ve tek bir günde bütün bölümlerini izletebilen ödüllü rahatsızız edici anime serisi. aşırı şiddet, cinsellik ve duygu sömürüsü gibi eleştirileri önemsemeyen anime manyaklarının müptelası olabileceği bir yapım. tesadüfün de bu kadarı mı olur, yeşilçam dönemi türk filmlerinde bile böylesine rastlamadık diye takılmazsanız eğer beğenmemeniz için pek bir sebep yok aslında. fazlaca duygu yüklü olması size dokunmuyorsa tabi. özellikle bölüm introlarında lucy'nin(nyuu) görüntülerine adapte edilen gustav klimt'in birbirinden güzel tabloları eşliğinde çalan muazzam parça lilium'u dinlerken bile bu arıza anime hakkında fikir edinebilirsiniz.

    https://m.youtube.com/watch?v=kua_iJ4bAmo+
    5 -1 ... serenity painted death
  • en iyi film müzikleri

    2343.
    babel- iguazu.

    https://m.youtube.com/watch?v=E4eWnA1gUuM+

    Bilhassa Filmi izlerken duyulmaya başlandığı o helikopter sahnesi ile etkileyiciliği daha da artıyor. ve izleyenler bilir, orada insanın aklına ister istemez şu soru takılıyor:

    han/g/i medeniyet, han/g/i insanlık?..
    8 ... serenity painted death
  • yazarların kendilerinde nefret ettiği özellikler

    1007.
    kendi halinde bir süper kahraman olarak kırmızı donlu kripton yetimi kadar süper özelliğimin olmayışı. işte bu beni deli ediyor! kurşun işlemese de çabucak moraran derim, legolas'tan daha iyi göremeyen gözlerim, dağları bile deviremeyen osuruğum, bir sıçrayışta anca yirmi yedinci kata kadar çıkabilmem, her clark çekişimle otuzdan daha az kadını büyüleyebiliyor oluşum falan yetersiz ve sevmediğim özelliklerimden. Lakin parçalanmaya karşı dirençli bir yüreğim de Yok değil. neyse, buna da şükür...
    12 -1 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum