• sözlük yazarlarının itirafları

    160587.
    çocukluktan ergenliğe geçmeye başladığım cinselliği keşfediş dönemlerinde ön sevişmeyi vücudun ön tarafı ile ilgilenme, o bölgeleri öpüp okşama ile alakalı bir şey sanıyordum. arka tarafta kıç olduğundan pis bulunup arka sevişme adında bir şey bu yüzden yok herhalde diye düşünüyordum. neyse ki kirli ve acı gerçekleri çok geçmeden öğrenmiş oldum. sırt, boyun ve kalçalar gibi güzellikler de ön sevişmeden mahrum bırakılmamalıydı sonuçta...
    7 -3 ... serenity painted death
  • ödünç verilen kitabı geri getirmeyen insan

    111.
    ödünç verdiğim şeyleri isteme konusunda çekince yaşayan ve utanıp isteyemeyen bir insan olarak elimden çıkmış olan bu kitapların ödünç(!) verildiği yahut bir yerlerde bulup okumaya başlandığı kişilerle aralarındaki bağın kuvvetlenmesi ve yeni yuvasında yabancılık çekmemesi için ilk sayfalarına adımı yazmak yerine "x", "sen", "hediyedir, hediye edilirse güzelleşir", "sana ait olabilir", "ben", "kimi hatırlatıyorsa onundur..." gibi şeyler yazıyorum...

    (#34791349)
    15 -1 ... serenity painted death
  • anın görüntüsü

    15690.
    erkenden uyandık biz!

    anın görüntüsü

    ve şimdi de keşif yapıyoruz...

    anın görüntüsü
    54 -5 ... serenity painted death
  • paint it black

    106.
    tak tak tak tak!!! hadi, bateriye eşlik ederek hep beraber giriyoruz. ahhh, dedem de çok severdi bu parçayı ben de çok severim... diye güzelim entarime başlamak isterdim; hani kuşaklar boyunca dinlenilen, nasıl bir efsane eser olduğunu anlatabilmek için. lakin dedemin bu parçayı hayatında bir kez bile dinlemiş olabileceğini sanmıyorum. kaldı ki dinleseydi bile sevebilme ihtimali mucizevi bir olaya tanık olmak kadar imkansız gibi. dedem ve rolling stones yahu! doku uyuşmazlığı var. durum o kadar vahim anlayacağınız. bizimkisi de böyle bir dede işte. neyse, konu bu değildi zaten... coverlanması farz olan bu ölümsüz parçanın bir adet the tea party yorumu vardır ki, kanımca yapılanlar içerisinde en güzeli. eşlik etmeden durabilmek oldukça güç. tekrar tekrar dinletiyor kendisini. jeff martin abimizin vokali olağanüstü yakışmış diyor ve başarılarının devamını diliyoruz. ortalığı daha fazla siyaha boyamadan gidelim şimdi. bom!
    3 -1 ... serenity painted death
  • yaran olaylar

    2249.
    Maaile milyoner yarışması izleniyordur. Sessiz ve dikkatle, bir Hayli ciddi bir ortam. Çocuğun biri tek tek soruları bilir ve joker kullanmadan 125 bin lira ödüllük soruya gelir. Emin olamasa da yine joker kullanmadan son soruya cevap verir ve sonuç hayal kırıklığı olur. Tam da o yanlış cevabı verdiği anlaşılan ses duyulduğu anda nine kişisi tüm sükunetini bozar ve ekrandaki çocuğa bağırarak kızmaya başlar...

    "Eeeiiiiy, salak uşaaaak. Yikarken götuni poklayisun taşaklaruni!!! Siku tutarsun habole, hey gidi tamahkar ahmak; sağa ne gerek yarişmak!!!"

    "!!!??.."
    14 ... serenity painted death
  • dark city

    35.
    film noir sosu ile tatlandırılmış ekspresyonist öğelerle süslü karanlık atmosfere sahip, insanoğlunun evrendeki konumu, varoluş ve kader üzerine kafa yorduran leziz bir bilim-kurgu klasiğidir. aksiyon delisi değil de türün meraklıları için oldukça doyurucu. Tam anlamıyla kült bir klasik.
    2 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160498.
    ciddi derecede kek bağımlısıyım. kokusu, adı ve tadına hayranım. erkeğin kalbine giden yol mideden geçiyorsa eğer benim için o yolun vazgeçilmez ara duraklarından biri mutlaka kek olmalı. hamuru bile ayrı güzel. millet rüyalarında fıstık gibi kadınlar görürken ben birbirinden leziz kekler görüyorum. bilinç altımla midem gizli gizli sevişiyor sanırım. kek imparatorluğu kurmak istiyorum! tövbe estağfurullah; hakkımda hayırlısı...
    24 -1 ... serenity painted death
  • ahmet hamdi tanpınar vs ahmet batman

    3.
    Superman ile batman'i kıyaslamak bile daha mantıklı ve akla yatkın.

    Ahmet Batman, kahraman tazeoğlu ve Cezmi ersöz'ü bir gemiye yerleştirip paralel Evrenlerden birine ya da uzak bir galaksiye yollamalı...
    9 ... serenity painted death
  • anın görüntüsü

    15674.
    Dans ediyoz biz!

    anın görüntüsü
    19 ... serenity painted death
  • anın görüntüsü

    15658.
    Kuşların izinde,

    Renklerin üzerinde,

    anın görüntüsü

    Seslerin içinde.
    33 -1 ... serenity painted death
  • yazarların merak ettiği şeyler

    68.
    bazan bir ses ararken tek bir fısıltı bile duyamayız.

    bazan sesimizi duyurmak isteriz, herkes içinde sesi duyulmayan bir tek biz kalırız.

    bazan tek birinin sesini beklerken ondan hiçbir söz duyamayız.

    bazan da kalabalıklar içerisinde onca gürültüye rağmen sesi duyulan tek kişi oluruz...

    suskun kalan, sessizliğe mahkum olan, sessizlikte anlam arayan yahut sustukça anlatmaya çalışan,

    hangisi aslolan biziz,

    hangisi olunca daha çok yoran/yorulanız?
    15 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160445.
    Bazı zamanlarda farkında olarak, çoğu zaman da farketmeden saçmalamayı, parkenin altında saklanan karıncalarla konuşmayı, uçuşan tozların dansına eşlik etmeyi, yıldızlarla resimler çizmeyi, kağıt uçakların yere çakıldığı anları, duvarlara masallar anlatmayı, parmaklarımın ucunda dünyayı görmeyi, çizgili dünyalarda kaybolmayı, televizyonda futbol maçı açıkken karşısına geçip uyumayı, sevdiğim parçaları zibilyon kez dinlemeyi, ağladığım filmleri hatırlayıp bir kez daha ağlamayı, gülüp eğlendiğim anları unutmamak için kendi kendime hatırlatmayı, nefret ettiğim insanların sevenlerini sevebilme ihtimalimin imkansıza yakın olmasını, kaybolan oyuncaklarım için dua etmeyi, sevdiğim şeylerin yalnızca bana ait olmasını istememi, çocukken ilk kez öptüğüm kızı bir kez daha göreceğime inanmamı, dağınıklığın içindeki o şiirsel düzeni, ruyalarımı kontrol ettiğimde çabucak uyanmadığım zamanları, kontrolü ele aldığım ruyalarımdaki masalsı maceraları, midem bulanana kadar süt içmeyi, süte bebe bisküvisi katıp yemeyi, çoğu zaman hastalıklı bir hal alan doğa üstü koku alma yeteneğimi, mesaneme baskı yapan çişimi inatla tutmaya çalıştıktan sonra uzun uzun işemeyi, olur olmadık zamanlarda birkaç dakikalığına da olsa uyuklayabilmemi, aynadaki benle bir yabancıymışız gibi bakışmayı, karşımda konuşan insanların gözlerine değil de burunlarına ve dişlerine bakmayı, pastel renkleri, sulu boyalarla yapılan resimleri, sabun köpüğünden balonlar yapmayı, elektrik süpürgesinin sesini, gecenin sessizliğini, avuç içinde baş parmak ile bilek arasındaki tombik yeri, bir türlü gelmeyen o şeyi, ...ve bunlara benzer saçma salak birçok şeyi seviyorum.
    19 ... serenity painted death
  • ilişkiyi bozacak 3 şey

    83.
    Toz, rutubet ve son kullanma tarihinin geçmiş olması.

    önünde sonunda bozulup çürüyeceğiz, kaçış yok. O ana kadar tadını çıkartmaya bakın.

    Not: adı üstünde, ilişki; hayatın yegane anlamı yapıp fazla abartmayın.
    13 -1 ... serenity painted death
  • son

    221.
    Bir başlangıç; Sensiz, onsuz, noksansız. Hayat gibi. Bir fırsat daha istersiniz. Beklersiniz. Şanslıysanız gelir. Öyle ya kimi zaman da şanına yarışır bir şekilde gelir. Sonrası tektir, Hakikidir. Ölüm gibi.
    16 -1 ... serenity painted death
  • voice of treason

    1.
    pale communion Adlı efsane albümün en değerli parçası kanımca. Şahanesi, benzerine rast gelinmeyesi... Oya gibi milim milim işlemiş mikael. Ritmi, kurgusu, atmosferi, sözleri, enstrümanları ve pek tabi ki eşsiz vokali ile bütün olarak şahane. Opeth klasikleri arasında yerini giderek sağlamlaştırıyor. Parçalara ayırıp incelenesi birçok bölüme sahip. Detayları keşfettikçe daha çok sarmaya başlıyor. Ortalarındaki hızlanan oryantal ezgilerle bezeli ritmi ve sonlara doğru bulutlarda geziniyormuşçasına hafifleşen vokal, yaylılar ve klavye uyumu ile bir sonraki güzelliğe kusursuz bir şekilde bağlanıyor. Yaşlar bir bir devrilip ikinci bahara doğru meyledişlerimize rağmen kış kalbimizde derin bir yerlerde gizlenmeye devam ederken opeth dinlemekten vazgeçemiyoruz ya, sayende mikael. Kral adamsın...

    https://m.youtube.com/watch?v=iO4-mXMbiy8+

    Have you ever had the feeling of a sorrow inside?
    Have you ever been the reason why a hope subsides?
    Have you ever seen the aftermath of giving up?

    Have we given up?
    Is it over?
    Have you given up?
    Is winter hiding in your heart?
    10 -1 ... serenity painted death
  • hayat

    1954.
    kuvvetle muhtemeldir ki her şey böyle sıradan, diğerlerinden pek de farksız olmayan bir günde başladı. kendimi hissedemediğim, etime kemiğime işleyen bir esriklik anında. evet evet böyle olmalı; eskimiş ve yorgun ruhlar gezerken misafir oldular boş buldukları beynimde. Kuruyemiş çıtırtıları, yağlı yemek kokuları, çocukların sümüklü ağlayışları, çamaşır tutmayan bezgin plastik mandallar, karantinaya mahkum paslı objeler, gıcırdayan somya telleri, karınca sesleri, kutudaki hapsolmuşlar, panjur aralığından gülümseyen güneş, sağır uşaklar korosunun şarkıları, burun sızısı, kanayan dudak yaraları ve o ölü deriden farksız duvarların ardındaki gözleri bulmaya yeminli üç numaralı ağlak sonbahar kişisi... pek tabi ki anlamadın bunları da. her anlayış sandığın o aldanış anlarında şırıngasız zamanı içine çekince bir garip oluyorsun sıklıkla...

    gülleri pek sevmiyorum mesela, farkına vardım bugün. fazla iddialı, fazla klişe buluyorum çünkü ve ben kendim yakın hissettiğim iddiasız şeyleri severim. kaktüsüm joelbob ya da gölgesinden beslenen bir ortanca çiçeği daha çekici... sıkılıyorum gösterişli şeylerden. Sıkılmayı düşünmek bile sıkıyor beni fakat çekip gitmek gelmiyor içimden. hoş cesaretim isteğimden daha baskın gelse nereye gideceğim de belli değil ki!.. bugün hiç bakmak istemediğim haber satırlarında keskinliği ile bir etten daha fazlasını doğrayıp dilim dilim yapacak yeni bir şey var mıydı acaba? meraklı olduğuma bakma sen, belki göz ucuyla bakacağım günün sonunda. hayat, dengesizlik kipinin üstünde sallantıdaki bir cambaz gibi değil mi sence de? herkesin gözünde aynı iyi giyimli malum kişi olamasa da... dinlenmeye, dindirmeye çalışmalıyım; neyi dindireceksem artık!

    çat kapı gelenler neden çat kapı gitmiyorlar? inatçı arsızlar neden çekilmesini bilmiyorlar? Kötü kalpli çocuklara öykünen cani akıllar neden on binlerce ruh ağırlığını üzerlerinde taşıyıp bir türlü koltuklarından kalkmıyorlar? tek bir hayat üstünde şekillendiğime inanmak istiyorum. istiyorum da neden bir boyuttan diğerine seksek oynuyorum? ötekilerin mesai saatlerine sığdıramıyorum performansımı, çöktüğüm zamanlarda da düşmüyorlar yakamdan. beceri istiyor yaşamak. gündelik zekalar, pratik çözümler ve kişisel gelişimlerle kas yapıyorum da kas erimesiyle beraber ruhumun rendelenmesi kaçınılmaz kabus olarak duruyor karşımda; "boşveeeer, kasma kendini..." dedikçe birileri... maymundan değil de balıktan gelmiş olabilir miyiz? yüzmeyi niye becerebiliyoruz da daldan dala konamıyoruz mesela? doğumum ıslak, hüzünlerim ve sevişmelerim bir miktar yapışkan, sulu.... ya ölümüm? ölümüz hep aynı toprağa çıkıyor nasıl olsa... balıktan korkan biri olarak çabucak atıyorum kafamdan bu düşünceleri!

    cümlesine yabancı olduğum el için ağlayan yüreğim neden bu denli yorgun, içindeki hazineler ne zamandır kayıp? rutinin cazibesi gibi görünen gündeliklerim olmasa, bu arızlarımı nasıl saklardım bilmiyorum. ağır ağır kaçan akrep ile inatla peşinden koşan yelkovanın aşkı bitmiyor mesela. kavuşma anlarında kimileri dilek tutuyor; ben ise yıldızların kaymasını bekliyorum hâlâ... bir mecburiyet silahı varmış da beynime doğrulmuş sanki. vursana diyorum, hadi ne duruyorsun vursana! "ben yapamam bunu, yapamıyorum, sen yapabilsen bari..." oturup ağlayan kurşuni cüceler var gibi geliyor bazen omuzlarımda; bize engel olan ve sakın yapma diye fısıldayan... önce sağa, sonra sola; tüm o ağır yüklerine selam verip devam ediyorum hayata. Şimdi değil de belki sonra...
    14 ... serenity painted death
  • arabın dini

    30.
    Müslümanlık Arap dini diyorsunuz, amenna. Peki çok pardon de hıristiyan ve museviler kimin dinine inanıyor? hangi topraklardan çıktı o dinler? yoksa isa, amerikalıların büyük bir kısmının sandığı gibi seattle'dan fırlamış rock grubu solisti tipli bir adam mıydı size göre de? Ya Musa, isveçli Viking tipli bir abi miydi? Onlar da ortadoğulu değil miydi? Yoksa mesele sadece islam mı? güldürmeyin insanı. Din ırkı esas almıyor. Götten sallamayın. insanların değerleri ve inançlarına sataşarak zevk almayı bırakın.
    23 -3 ... serenity painted death
  • sevişirken dinlenebilecek şarkılar

    2062.
    (bkz: aman yavaş aheste)

    (bkz: sakın gelme)
    10 ... serenity painted death
  • özel mesaj ışığının yanması mutluluk vericidir

    44.
    Mühim olan nedir peki? Mesajın kaynağı mı, içeriği mi? Ateş el de yakar, Gönül de. Karanlıkta kalmayı kimse istemez gerçi. Bir yudum mutluluk için iki cümle sohbet bahane. Kafanın içindeki ışıkları yakmayı unutmayasın. içinin karanlıkta kalmaması asıl mesele.
    13 ... serenity painted death
  • düş kırıklığı

    6.
    neden buradayım, neredeydim ve ne zaman geldim hiç bilmiyorum. bu bir ruya sanırım, başını hatırlayamıyorum... mevsim güz, en sevdiğim. altın boynuzun üzerinden batan akşam güneşinin en güzel göründüğü o en sevdiğim sokaktan caddeye doğru giriyorum. her zamanki gibi çok kalabalık lakin bu kez hiçbir yüzü seçemiyorum. kimseden tek bir ses dahi çıkmıyor; ölüm sessizliği hakim. herkes, her şey öyle bulanık, öyle donuk ki saniyeler akrep hızı ile ilerliyor sanki. oysa yakalayabildiğim herhangi birinin gözlerinin ardına bakıp hikayeler uydurmayı öyle çok severdim ki... üzerimde en az benim kadar yorgun kadife ceketim, boynumda ise gri bir atkı. bir elim ceketin sağ cebinde, iki küçük misket ile oynuyorum. diğeri sımsıkı kapalı ve avucumun içinde kanayan bir yara var. tepemde bir kuş, dans ediyor sanki. kuşun belli belirsiz gölgesi ile oynayan siyah bir kedi görüyorum. dokunmasalar sonsuza kadar devam edecek gibi... avucumda milyonlarca iğne darbesine benzer bir acı! açıyorum ve kan duruyor. aniden kuruyan yaranın üzerinde bir yazı beliriyor; "kara kedinin adımlarını takip et!" yazıyı okuyan iç sesimi duyarmışçasına bana doğru dönüyor kedi. yüzünde çocuksu bir gülümseme ve hızla uzaklaşmaya başlıyor. bulutlar üzerinde yürüyormuşçasına hafif ve bir masal perisi kadar zarif... nefesim ve gücüm yettiğince koşuyorum. koşuyorum, hiç durmadan... hep aynı çember etrafında dönüyormuşçasına uzun sürüyor bu takip. tam yaklaştım derken kalabalığın arasında kayboluyor. bir kadın beliriyor kalabalığın arasında. fakat o diğerleri gibi bulanık değil. üzerinde siyah bir elbise ve başında büyük mor bir şapka var. yüzünü göremiyorum. boynundaki siyah fuları çözüp sallıyor sağ eliyle ve yavaşça bırakıyor onu rüzgarın kollarına. bir şeyler anlatmak istiyor, çağırıyor beni. ağır adımlarla ilerlemeye başlıyor. ardından gidiyorum ama gücüm tükenmiş durumda. bir yanım ona yetişmek, yüzünü görmek istiyor. diğer yanımsa bu yorgunluğa dayanamaz halde. pes et diyor. pes et... hadi, pes et... pes etmiyorum. inatla devam ediyorum takip etmeye. ve hiç beklemediğim bir anda duruyor. nihayet kavuşuyorum ona. öylesine güzel bir kokusu var ki sanki düş bahçelerinden koparılmış tüm çiçeklerin karışımı. tam şapkanın gölgesi ile saklanan yüzünü göreceğim derken yüzünde parlayan ışık ile gözlerim kamaşıyor. hiçbir şey söylemiyor. tek kelime bile duyamıyorum. ta ki elini uzatıp elime dokunduğu an... o an hakkındaki her şeyi öğreniyorum. sımsıkı tuttuğum avucundan dökülen cümleler anlatıyor kendini; gerçeklerden kaçış yok. ağlıyoruz... elimi bırakıp uzaklaşırken derinlerden gelen bir piyano sesi ile kendime geliyorum. müzik bitiyor; her şey, herkes normale dönüyor ve aniden mevsim değişiyor... ceplerimde kırık dökük kelimeler, yerini bulamadığım derinlerde bir sızı ve tenimde is kokusu ile yürümeye devam ediyorum. Bir anlık mutlulukmuş perdenin ardındaki.
    12 -1 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum
    Takip Edilenler
    serenity painted death kimseyi takip etmiyor.