• yazarların memleketlerinin neleri meşhur

    289.
    süper kahramanları.

    adım başı süper kahraman bitmiş bizim topraklarda. ne mutlu bana! gidip süper güçlerimi keşfetmeye devam edeyim...
    10 -1 ... serenity painted death
  • meriç erkan

    164.
    Okuduklarıma göre yine televizyonlara çıkmaya başlamış ekran şebeği.

    vakti zamanında evimizin altında sigara dumanından ortalığın doğru düzgün gözükmediği leş yuvası bir ateri salonu vardı. bu sefil mekandaki oyunlar da belli işte; tetris, street fighter ve haggar falan. salonun sahibi keş amca bir süreliğine mekanı devretmişti; kıvırcık saçlı, iri yarı, salak görünümlü bir abiye. bazılarının yalamaya doyamadığı bu genç adam duyduğumuza göre mankenlik yapmakta ve filmlerde ufak rollerde gözükmekteydi. yanında en az kendi kadar salak manken hatunlarla ara sıra uğrar mekanı kontrol eder, çocukların ona yalakalık yapmasından keyif alırdı. burada uyuşturucu satıldığına dair söylentilerin olduğu günlerden birinde polis baskın yapmıştı da bu şapşal adam neredeyse ağlayıp diz çökecek kadar zavallılaşıp polislere yalvara yakara olaydan sıyrılmıştı. biz de ilkokul çağlarında küçükler olarak azar işitmeyerek oradan zar zor sıvışmadan evvel onun bu aciz durumunu seyredip epeyce gülmüştük. sonrasında birkaç gün geçmeden tekrar mekanı eski sahibi olan, gece gündüz sarhoş gezen adama devreden o şapşal tip de bu meriç denyosundan başkası değildi işte.

    her ne kadar çok ufak yaşlarda olsam da bu adamın işlettiği bir mekanda bulunmuş olmaktan utanmıyorum dersem yalan olur. çocukluğumun en rezil anılarından biriydi herhalde, o ve çevresindeki salaklıklara şahit olmam...

    Nereden hatırladıysam. En kısa sürede bu anıları unutturacak bir şeylerle meşgul olayım iyisi mi. Selametle!
    9 -1 ... serenity painted death
  • sözlük kızlarının fotoğrafları

    3081.
    Buraya koyulan fotoğraflardan anlaşılıyor ki son yirmi yıl içinde doğan kızlarımızın isimlerinin büyük çoğunluğu "harun." Harun Kolçak sevdasından mıdır, bilemedim.
    20 -5 ... serenity painted death
  • neden pahalı olduğu anlaşılamayan şeyler

    602.
    (bkz: gelinlik)

    Fuzuli bir şey.
    23 -4 ... serenity painted death
  • başkanlık sistemi için bir şiir de sen yaz

    8.
    Reis bildiler, gazı köklediler
    Kivi kabuğunu kutsal eylediler
    pek kandırıldı, sık sık ağlardı
    Mübarek adamdır dediler
    yol yapıyor ya, bölmeyi sevmesi ondandı
    Bağırdı çağırdı, koyunları çoğaldı
    çok kızardı amma yandaşı da iyi kayırdı
    iyi hacılar, bize de düşer;
    Ampülü patlatalım da aydınlanırız kavuğuyla...
    Kavuk girince başa sıçacaklar taşa
    Bilmediler, bilemediler
    13 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının rüyaları

    2328.
    Oturduğum koltukta bir anda doğruluyorum. Karnımda devasa bir şişlik var. Sanki hamile gibiyim. Üzerimdeki gömlek yırtılacak gibi görünüyor. Durumun şaşkınlığı ile ne yapacağımı şaşırıyorum. Odadan çıkıyorum. Geniş bir holdeyim. Dört bir yanı kapılarla dolu. Tek tek bütün kapılara girmeye başlıyorum. ilk girdiğim kapıda karşıma lisedeki kimya hocam çıkıyor. Devasa bir kütleye dönüşen karnımı gösteriyorum. "Ne kadar ekmek o kadar köfte" diyor. işinin başına dönüyor. Çıkıyorum. Bir sonraki odada büyük abim var. Ona durumu anlattığımda beni tanımamazlıktan geliyor. Üçüncü kapıyı araladığımda karşımda eski kız arkadaşım var. Hamile. Karnıma dokunup "kızın olursa benim adımı koy, ben de oğluma senin adını vereceğim" diyor. Ardından girdiğim odada en yakın arkadaşlarımdan biri var. Resim yapıyor. Gelip gömleğimin düğmelerini çözüyor ve karnımı boyamaya başlıyor. Bir sonraki odada bu sözlükte sıklıkla konuştuğum, yazılarını çok beğendiğim ve suretine dair hiçbir şey bilmediğim genç bir arkadaş çıkıyor. Bana kendisinin o olduğunu söylediğinde şaşırıyorum. Kocaman sakalları var ve yaşı sandığımdan daha büyük, daha olgun görünüyor. Karnıma bakıp dua etmeye başlıyor ve "her şey ondan gelir, elbet en doğrusunu o bilir" diyor. Son girdiğim odada doktor arkadaşım bir ameliyatın ortasında, elinde neşter ile yanıma geliyor. Karnımdaki şeyin ne olduğunu anlayabilmek için açıp içine bakması gerektiğini söylüyor. Ve bir anda neşter ile karnımı yarmaya başlıyor...

    Başım yastıkların arasında, uyanıyorum. Karnımda şişkinlik ve berbat bir sancı. Hakkımda hayırlısı...
    14 ... serenity painted death
  • is there anybody out there

    23.
    kimi gruplar var 30 seneye yığınla albüm çıkartır, yüzlerce parça yazarlar; türlü türlü enstrüman, katman katman partisyon, afili sözler, aylarca stüdyolarda provalar, süslü miksajlar... hiçbiri bir boka benzemez. bazı gruplar da kısacık parçalarındaki o üç dört dakika içinde birkaç kelimelik cümleler ve olanca sadeliğine karşın insanın hücrelerinde dokunulmamış yer bırakmayan notalara sahip tarifsiz güzellikte eserler bırakıp dipsiz karanlıkta ebediyete kadar yankılanırlar. bu parça da mevzubahis ikinci grupların yaptıklarına dair şahane bir örnektir. diğerleri? siktir edin.
    7 ... serenity painted death
  • yazarların merak ettiği şeyler

    65.
    Bazı zamanlarda da saçma sapan şeyleri merak ediyorum.

    Farz ı misal; tam şu an aynı anda kaç kişi sevişiyor, kaç kadının orgazm çığlıkları birbirlerine selam yolluyor, kaç Bebek altına işeyip ağlıyor, yılda ortalama kaç kuş boku kafaya isabet ediyor, bir günde kaç kişi hüsamettin diyor, en uzun işeme rekoru kaç saniyedir, meslek hayatı boyunca öğrencilerine en fazla tokat atmış olan öğretmen kimdir, dünyanın en güzel pastasını yiyebilecek miyim, elvis yaşıyor mu, mendebur ölmeyecek mi, dedelerin ruhu gerçekten yorgun mu, ninelerin çizgilerinde hikayeler saklı mı, arka sokaklar'ı kimler izliyor, halit ergenç'e maloz bakışlı olduğu itiraf edilmeyecek mi, bergüzar korel ören bayan reklamında oynayacak mı, ülker dandik reklamlar yapmaktan bıkmayacak mı, eti lezzetli çikolata yapabilecek mi, israil zulmeden olmayı bırakacak mı, darbeci kenan'ın resimlerini kim alıyordu, su içerken yılanın dokunduğu biri olacak mı, trabzonspor bir gün şampiyon olabilecek mi, bülent ersoy pişmanım diyecek mi, star wars sonsuza dek devam edecek mi, uzaylılar gelip dünyayı boka çevirmişsiniz diyerek çekip gidecek mi, karıncaların dilini çözebilecek miyim, hiç görülmemiş yeni bir renk keşfedilecek mi, o şu an NE yapıyor, ben ne zaman uyanacağım, anlaşılmamanın şapşallığı ile ne kadar daha saçmalayacağım, hiç yorulmadan aşağı doğru kahkahalarla koşabileceğim en uzun yokuş nerede, güneşi ayla buluşturup karanlığın karnına bir tohum ekebilecek miyim, mavi ve gri bir olunca söyleyecekleri ilk sözcük NE olacak, bir yazar kim ve insanlar bu sözlük zımbırtılarından ne zaman sıkılacak...

    gibi.
    22 -7 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160304.
    Dişlerimi fırçalarken gezegenin en korkunç insanlarından birine dönüşüyorum.

    Yemek yerken lokmaları yutana kadar beynimde birbirleriyle alakasız parçalar çalıyor; yutunca müzik duruyor.

    Klozette hacetimi giderirken kendimi öküz ötesi bir setup ile görkemli bir baterinin başında sanıp çaldığımı hayal ediyorum.

    Kontrolü ele geçirdiğim ruyalarımda uçmaya çalışınca film kopuyor ve sıklıkla uyanıyorum.

    Ve bir sabah uyandığımda sesimin bir anda çok güzelleşeceğine, istediğim tüm parçaları doğru düzgün nota basarak büyüleyici bir şekilde söyleyebileceğime inanıyorum.
    22 -1 ... serenity painted death
  • gecenin şiiri

    9007.
    bâde gam verir bize biz âşık-ı dîvâneyiz
    gelmeden bu bezme câm-ı aşk ile mestâneyiz

    çekmeziz renc-i humârı ömrümüzde gerçi biz
    gam değil mahmûr olursak sâkî-i meyhâneyiz

    Âşık-ı yek-reng ü rindân-güşâde-meşrebiz
    bezm-i hâs-ı vahdete hem bâde hem peymâneyiz

    hem gülüz hem bülbülüz germiyyet-i aşk ile biz
    dâğ-ı derde şu'le vü şem'-i gama pervâneyiz

    rind-i aşkız hâsılı nef'î-i bî-pervâ gibi
    Âşinâya âşinâ bîgâneye bîgâneyiz

    nef'i
    10 -1 ... serenity painted death
  • yazarların boyları kiloları ve cinsiyetleri

    60.
    Baktıkça yukarıya, Arşa değer belki başım

    Yürek artı gönüldeki onca yük ile Mjöllnir'den hallice.

    Androjin; kendi halinde, kendince.
    12 ... serenity painted death
  • ölmemişiz

    11.
    Hatan var mı? Yok sanırsın. Günahın? Muhtemelen çok. Ya aşkın? Şiirlere, şarkılara sığınırsın. Çiçekler? Yardımcı oyuncu. Konu? Boktan bir ayrılık. Biraz açalım. Kalp masajı? Daha fazlası. Yaşam destek ünitesi. Komada mı? Canlandırma çabası. Devam. Birden bastıran soğuklar ve şiddetli bir gönül kazası. Duvarlar? Ah o lanet duvarlar! Rüzgar yüzündeki hüznü silmeye çalışıyor. Onunsa saçlarında bir başka dans zamanı. Hep üzüldüğünü söyleyen kim? Aşkı tekeline alanlar. Yanılgıların yazgısı. Seviyorsun. Seviyordun. Seviyor? Du. iki eksi bir. Kendine döndü birdenbire. Döneceksin. Ayna kırıldı. Su ateşle Hasbihal halinde. Dirilme beklentisi? Nafile. Çiçekler soldu. Hangimiz hakikaten ağlamaklı? Cevabı içinde. Gel, bir konu var, ben sen değil, başka bir konu var. Son? Bitsin öyleyse. Dalgalar alıp götürür. Sığınacak liman? Şarkılar, şükür ki onlar var. Dinleyerek dinlenelim. Kalple beraber yürek bedene dar.

    https://m.youtube.com/watch?v=JewzwwN0kwg+
    12 ... serenity painted death
  • gss prim borcu

    951.
    Bir kez daha anlıyoruz,

    Devlet en büyük mafyadır...

    Elini verdin mi kolunu kaptırırsın. Bir verirse beş alır. Bir eli daima cebinde, parası olanın değil de fakir olanın ensesindedir.

    Haraç toplama konusunda üstüne yok. Vatandaşın da itiraz edecek mecali Yok. Mecburen teslim oluyor. Seve seve değil elbette...
    15 ... serenity painted death
  • akasya durağı

    870.
    bununla beraber ekürisi olan Arka sokaklar isimli sıçmık diziye sosyal medyada yazılanların yüzde yüze yakını olumsuz eleştiri ve ne denli boktan olduğuna dair yazılar. fakat anlayamadığım bir şey var. Boktanlıklarından ötürü onca insanın beğenmemesine ve hakaret etmesine karşın bu dizileri izleyenler kim? görünmeyen(!) dangaloz bir izleyici güruhu mu var ortalıkta? ve bu kadar olumsuz eleştiriye rağmen tv kanallarında hiç mi aklı başında insan yok? çocuklar mı yönetiyor bu kanalları?

    türker inanoğlu denen zat ı muhteremin reyting ölçüm zımbırtısı kullanıcılarını para ile istediği gibi yönlendirdiği doğru olsa bile bu denli gerzekçe bir sonuç doğurup böylesi kepaze işi dizilerin senelerdir ekranları işgal edebilmesi çok tuhaf doğrusu.
    6 ... serenity painted death
  • meraklı komşu teyze

    6.
    Bu tip komşu teyzelerin geneli ayaklı haber ajansı gibidir ve mahallede ne var ne yok gayet iyi bilmektedirler. Bir tanesini de yakınen tanırım, Allah uzun ömürler versin. kim nereye gitmiş, kim kiminle beraber olmuş, filancanın çocuğu bilmem ne okulunu kazanmış, şu şu derslerden kalmış, falancanın sürtük kızı nişanı atmış da akşamları oğlanlarla dolanırmış, kapıcı efendi aslında hepimizden daha iyi durumdaymış, konyalıların oğlu kanser olduğundan hiç ortalıkta gözükmüyormuş, muhtarın karısı gene evi terk etmiş, albay'ın kızı kocasıyla yatakları ayırmış, bakkal mahmut efendi komşunun karısı ile işi pişirmiş de muş miş mış... bunlar gibi yüzlerce bilgiyi herkeslerden daha önce ve şaşmaz bir doğrulukla ilk ondan öğrenmiştir mahalle sakinleri. hatta internetin olmadığı dönemlerde işi ileriye götürüp belediye, hükümet ve dünya gündemi hakkındaki havadisleri de medya kanallarından çok daha hızlı bir şekilde bizlere ulaştırmıştır. farz ı misal seneler önce kimsenin aklına bile gelmezken, kapımızın önüne kadar metro hattının geleceğinden bahsetmiş, bununla yetinmeyip mevcut hattın şu anki ve yapılmakta olan güzergahını da eksiksiz olarak tespit edebilmiştir. biz ise o zamanlar gülüp geçmiştik bu söylediklerine... kendisi hakkında kafamı kurcalayan asıl mesele ise bütün gün pencere kenarında patates çuvalı gibi öylece durup olan biteni izlerken, günlük ihtiyaçlarını ve yapılması gereken rutin işlerini nasıl hallediyor oluşudur. bir rivayete göre de medya takip ajanslarından daha fazla haber stoğuna sahip olan bu teyzelerin kesinlikle insan ötesi aşmış varlıklar olduğudur. yahut birileri çoktan insan klonlamayı başarmıştır da haberimiz yoktur. kim bilir!
    7 ... serenity painted death
  • günün karikatürü

    2264.
    günün karikatürü

    Tebessüm ve hüzün; çok samimi bir karikatür.
    25 -2 ... serenity painted death
  • yaran diyaloglar

    8467.
    elektriklerin kesildiği bir gündü ve elektriksiz kalınca tek eğlence kaynakları olan televizyonu seyredemeyen bizim huysuz ihtiyarların kısa bir süre de olsa canları sıkılmasın diye yanlarına gidip onlarla birkaç kelam sohbet ederek hayırlı torun olmak istemiştim.

    fotoğraf albümlerinden birini aldım ve eski günlerden bahsedince mutlu olacaklarını düşündüm. fakat sonuç hiç de eğlenceli olmayacaktı; en azından onlar için...

    "vay be, dedeme baksana. gençken ne kadar yakışıklıymış!"

    "heee ole yakuşukliydi ki bütun istanbul güzelleri peşune kuyruk oliyidi..."

    "nasıl yani?"

    "ula maskaralık edeyrum lahana! hağu sifatun nesi idu yakuşuklu?"

    "höööyyyt! benum tipuma ne vardu? sen kenduna bak!"

    "ne bakayum kendume, senun yanunda sağa benzedum 55 seneye!"

    "niye yahu adamdaki gözlere baksana mel gibson mübarek."

    "ula bağa o kefere isumleri dema da!!!"

    "mal gibisun deyisun ya essahtan maldu bu adam, mal..."

    "ahahahahaha...
    şu hac fotoğraflarınız çok komik yahu. sen ve büyük babaanne fotoğraf çekene bakıyorsunuz ama dedem etrafı inceliyor."

    ver bakayum, heee da arap karilarunu keseyi... gaybana oraya bile boş durmayidi!"

    "ahahah yok artık!"

    "memlekettakiler yetmayidi..."

    "bu dedemin giydiği şeyin altına iç çamaşırı giyiyorlar mıydı?"

    "ihrami mi deyisun? yok giymayiler, hehehehe."

    "Niye güldün, ne oldu gene?"

    "ula sen neredan bileyisun giymeduğumi?"

    "hağu cemal emice yok miydi, bizumla gelen ilyaslarun babasi?"

    "heeeee?"

    "o bizum yanimiza otururken gördüm kakallari meydana idu."

    "ahahaha nasıl nasıl?"

    "her oturduğunda görunuyidu işte hehehehehe."

    "ula sen milletun şeyune mi bakayidun oraya???"

    "ben bakmayidum haci, o firlamuş bakayidi etrafa!!!"

    "ahahahaha yuh..."

    "senun hacun sayilmayi!"

    "asul senun hacun sayilmayi, 30 senedu dua etmedan namaz kilayisun! nafile dudak oynatiyisun."

    "edeyirum!"

    "edeyisun da 2 tane dua ile olmaz iş. hem sen oraya bile karilari düşuniyidun, bilmayrum sanki..."

    "hööööyytt! milletun kakallarina bakmaydum senun gibi!"

    "yok artuk bir da onlara baksaydun!!!"

    "senun ettuğun haciluktan ne olur ula, puuuu gözum görmesun seni..."

    "asil senun haciluğuna... sağa haci diyenun siçayum sepetune!!!"

    "ahahaha gidiyorum ben siz harbi kafayı yemişsiniz!"

    "sen sus ula pis cenabet uşak. bütun suç senun, sen çikardun bu işi başumiza!!!"
    32 -1 ... serenity painted death
  • vicdan

    246.
    netekim paşa memleketin içine sıçalı 5 yılı geçmiş, insanların aslan kafa, bol kazaklar, omuzlarda vatka ve birbirleriyle kapışmak istercesine alabildiğine rüküş gezindiği dönemlerde yaşanmış yeni bir okul dönemi başlangıcıydı. henüz okul hayatına kavuşamamış ve bunun eksikliğini abilerinin okul defterlerini kurcalayıp onları ders çalışırken izleyerek okuma yazma öğrenmiş bir çocuktum. bir an evvel okula başlamayı, daha fazla şey öğrenmeyi öyle çok istiyordum ki okul yıllarımda bunun acısını geçirdiği her zorla gidilmiş okul gününde sıkıntıdan patlayıp uyuyarak, kaçmak isteyerek çıkaracaktım... okulun bu ilk günü öncesinde evde deli bir telaş hakim; defter kitapların yarına kadar kaplanması gerek! feci şekilde özeniyorum abilerime lakin henüz okula başlayacak yaşta değilim. kitaplardan defterlere sıra gelecekken bant bitiyor, acilen tedarik edilmesi lazım. ufak abim bu konularda dünyanın en uyuz insanı, hayatta gidip almaz. büyük olanı her zamanki gibi bu görevi de üstlenecek fakat aniden ortaya çıkıyorum, "ben alıcam, ben gidicem!!!" ev ahalisi şaşkın. tek başına ilk kez bir yere gitmek istiyorum. daha evvelinde tek başıma ekmek almak için bile gönderilmemişim lakin bu görevi kendim istiyorum. abim beni destekliyor, "artık yanında kimse olmadan dışarı gidip bir şeyler alabilecek kadar büyüdü bence..." ve nihayet hazırlanıp çıkma vakti geliyor. özenle giydirilip silahlandırılarak savaşa gönderilen, ölüme hazırlıklı askerler gibiyim. görev o derece kutsallaştırılmış... önce evin kapısı, sonra asansör ve en sonunda apartmanın kapısı açılıyor; özgürüm!.. hoplaya zıplaya gidiyorum iki apartman ötedeki bakkala. sanki o an benden daha mutlusu yokmuş gibi. "amca bana bi" tane selobant verir misin!" "buyur çocuğum, ...lira" (hafızam fil gibidir lakin memlekette enflasyon canavar gibi olunca hatırlayamıyorum) aynı neşeyle oynayarak eve doğru yol alırken bant elimden uçuveriyor ve hoppadanak rögar kapağından içeri! ona bok nehirlerinde berbat bir yolculuk, bana göz yaşları, mutsuz son!.. hayır hayır hikaye burada sona ermeyecek elbet. ilk kez tek başıma bir şey almaya gönderilmişken bu büyük görevi böyle büyük bir beceriksizlikle yüzüme gözüme bulaştırdığımı söyleyip hayal kırıklığı olmamalıyım. cebimdeki kalan parayla gidip tekrar bant alsam gitti de kendine bir şeyler aldı, paranın tamamını harcadı diyecekler. gururuma yediremem bunu! gözümdeki yaşları siliyorum ve doğru bakkala. bir yolunu bulup bakkal amcayı oyalamalı ya da başka bir tarafa baktığını gördüğüm anda... hikayenin bu kısmını doğru tahmin etmişsinizdir. o minik bantlardan bir tanesini kaşla göz arasında cebime atıp soluk yüzüm daha da beyazlamış, gözler faltaşı gibi kocaman vaziyette eve dönüyorum. evdekiler telaşlı. neden bu kadar geciktiğimi soruyorlar. ufak abim detaycı, gözümdeki kızarıklığa ve ifadelerime takılıyor, "bir yaramzlıkl yapmış, ağlamış bu ya, belli!" ser veriyorum sır vermiyorum ve olay kapanıyor. artık tüm defterler ve kitaplar kaplanmış durumda. abilerim ertesi güne hazır!..

    olayın üzerinden yıllar geçiyor ve ben bir türlü unutamıyorum yaptığım bu hatayı. bazı geceler kabuslarım oluyor o küçücük bant parçası. ateşten bir yaratık sürekli beni rahatsız ediyor ve çaldığın o bantın cezasını çekeceksin diyor. seneler sonra bir kahvaltı masasında evdekilere bu olaydan bahsediyorum. onlar için gülüp geçilecek bir mevzu gibi ama benim içimdeki sıkıntı tarifsiz... annem keşke paranın kalanıyla bant alsaydın da döndüğünde bize haber verseydin diyor. abim de her zamanki gibi onu destekliyor, "git ve bakkal amcaya bantın parasını ver. hakkını helal etmesini söylemeyi de unutma!"... o gün bakkal amcaya gidip olayı anlatıyorum ve ısrarla kabul etmemesine rağmen parasını vererek helallik alıyorum. artık içim rahat; geceleri beni rahatsız eden büyük bir yükten kurtuluyorum...

    yıllar sonra aklıma gelen bu hikayeyle beraber kafamda kocaman bir soru işareti bir türlü rahat bırakmıyor beni. bugünlerde kendilerine tapan, ne yapıyorlarsa kabul ettirecekleri, düşünmekten ve sorgulamaktan uzak koyundan farksız nesiller yetiştirmek için daha ilk günden yalanlarla beslemeye çalıştıkları o küçücük çocuklara unuttukları insani değerleri aşılamamız gerektiğini hatırlatmamız gereken vicdandan mahrum büyükbaşların bulunduğu bir memlekette yaşıyor olmamız ne acı.

    illa ki dindar bir gençlik istiyoruz diye kasmadan önce, nefretten beslenmeyen, insanları ötekileştirmeyen, riyakarlık, fırsatçılık ve dolandırıcılıktan uzak sağduyulu bir nesil yetiştirmeli...
    15 ... serenity painted death
  • yazarların mesleklerinin en kötü tarafı

    86.
    Süper kahramanlık:

    Esnek çalışma saatlerinin suyunun çıkarılması,

    Hafta sonu, bayram, özel gün demeden tatillerin piç olması,

    Sponsorluk anlaşması olmaması,

    Ve SGK'nın sizi sikine takmaması!

    Sigortası olsaydı iyiydi...
    9 ... serenity painted death
  • ölümlü dünyadaki en değerli şey

    20.
    (bkz: zaman)

    geçip gidince, özellikle boşa geçince, kaybolunca, harcanınca ve arayınca anlarsın kıymetini.

    ölümsüz olsan zamana dair sıkıntı yok zaten. Fakat Onun düşüncesi bile ağır bir yük, eziyet.
    37 -2 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum