• halfaouine

    3.
    öksüz topraklardaki çocukların üzerlerinde balonların değil de bombaların uçtuğu günlerde, başımın üstünde yeriniz var dedikleri döne döne semaya yükselip birer birer onu terk ederken renklerini soldurmaya başladığı zamanların fon müziğiydi; üstelik kendisi onları tüm renkleriyle güzelleştirmeye çabalarken... hiç bitmemesini dilediği o unutulmaz anı kendi elleriyle durdurup tozlu anılar sandığına gömmeden öncesindeydi. ne zaman ki son nota duyuldu; akrep yelkovanı takibine kaldığı yerden devam etti ve tekrar işlemeye başladı takvim...

    zaman yeniden başladıktan sonra eskiyi anlatan o parçaydı.

    https://m.youtube.com/watch?v=PhVUm29rHEc+
    6 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının rüyaları

    2326.
    bazıları gerçekten tuhaf rastlantı ve kehanetlerle örülü ruyalardır. lise yıllarından bir yaz gecesi ruyasıydı bu: dikilitaşta çocukluğumun bir kısmının geçtiği o kocaman evdeyim. üst katta bir gürültü. birileri müzik yapıyor belli. ev ahalisinden kimse yok ortalıkta. ev her zamankinden de loş ve tozlu. yukarı çıkıp kapıyı açtığımda terasın bir prova stüdyosuna çevrilmiş olduğunu görüyorum. içeride üç ihtiyar bangır bangır müzik yapmaktalar. benim gelmiş olmam kendilerini rahatsız etmemiş gibi görünüyor. bilakis sanki beni bekliyorlar gibi. mikrofonun başında olan bana hoşgeldin diyor ve diğer gitarı işaret ediyor. şaşırıyorum zira gitar çalmaktan zerre anlamam! "merak etme biz sana öğretmiştik..." diyorlar. baterist olan çok şeker bir adam. sürekli gülüyor ve kafasını kaşıyor. bass gitarist ise biraz soğuk ve sanki bitse de gitsek modunda. vokalist amcayı kıramıyorum ve ikinci gitarı boynuma asıp başlıyorum onlara eşlik etmeye. nasıl oluyor da hiç bilmediğim bir enstrumanı çalabiliyorum hiç takılmadan! hem parçalar hem de amcalar iyice tanıdık gelmeye başlıyor. birer birer çalmaya devam ederken hatırladım diyorum. "hatırladım ya! siz üç hürel'siniz!!!..." müzik duruyor ve asık suratlar benim üzerimde kilitleniyor. neden, niye o an öyle yaptığımı anlayamasam da gitarı boynumdan alıp hızla yere çakıyor ve parçalamaya başlıyorum. aniden kapı aralanıyor ve dedem içeri giriyor. belinden silahını çıkartıp yere koyuyor ve amcalar enstrümanlarını orada bırakıp koşarak çıkıyorlar odadan. müziği çok sevmeme rağmen neden hala bir şeyler öğrenmeyişime kızıyorum. dedem biraz daha bekle, üniversiteyi kazanınca sana bir gitar alacağım diyor. "ne yani yaşım 20 olduktan sonra mı?!.." bu ruyadan 3 yıl kadar sonra üniversiteye başlıyorum. fakültedeki ilk yıl sanat tarihi dersimize giren hocanın adı haldun hürel! ikinci yıl da reklamcılıkla alakalı bir derse giriyorum ve onun da hocası feridun hürel oluyor. ve ben 20 yaşından sonra Gaza gelip bir gitar ediniyorum ve kendi kendime öğrenmeye başlıyorum...

    bazı ruyalar hatırlıyorum bunun gibi. aradan seneler geçmiş olmasına rağmen dün gibi hatırlayabildiğim bu ruyaların çoğunda gelecekte yaşayacağım şeylere dair tuhaf izlerin olduğu.
    11 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının olmak istedikleri şeyler

    26.
    ben olmak, hep olmak, hiç olmak. varla yok arasında, hiç kimse kadar kendim olmak. aynadaki aksimden bile farkım olsa fakat kimse bizi ayıramasa... ruyada ama ayık, eksikliği özünde, tam olsak.
    9 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11176.
    zaman mefhumunu yitirip yeni bir sayfa çeviriyorum evrende; diğer tüm sayfaların açıldığıyla aynı günde. yeni ve tertemiz... daha evvel hiç yazılmamış gibi yapıyorum; tekrar tekrar doldurmuş olduğumu bilsem de. görüyorum; kelimeler kelimeleri eziyor, kirli cümleler birbirini boğuyor aynı sayfada... bedenimdeki yükleri atmalıyım önce; eskiye ait kirlenmiş ne varsa... sonra nasılsa tekrar tekrar doldururum. delik deşik ederim, kendim de dahil olmak üzere her şeyi... ne yaptığımı hiç bilmiyorum aslında. nasıl yaptığımı bilmiyorum. umut kesemi dolduracak bir şeyler yapıyor muyum? biliyorum; eksik kinayeler, gösterişsiz hayalet taklitleri ve abartılmış mütevazılıklarla dolduracağım zamansızlıkta donmuş kalan anlarımı yine. sayfa giderek kararıyor, özenle seçtiğim kelimelerim birbirlerini taciz ettikçe ruhum daha da acıyor ve hayatımın şarkısını duyamadan o melodinin hasretiyle sağır oluyor kulaklarım. o kadar yüzeysel, öyle olduğu gibi görünüyor ki her şey, yavaşça kısıyorum inatla yaşa diyen sesimi... sayfam karanlık, gözlerim kör, dilim lâl, aklım yorgun, bedenim statik, ruhum alabildiğine gri. kimdi bu diye soruyorum kendime. tüketip de hiç bir yere koyamadığım kimdi? görmek istediğin adam o muydu? zaman geçiyor... günler, saatler, dakikalar, saniyeler; tersine akan bir nehir gibi... ve her şey duruyor. sayfada sadece bir noktalık yer kalıyor. o tek noktalık yer bir başına bekliyor; boşluk... onlarca dolu görünen boşlukla yüklü sayfaya +1 ekleniyor ve ben bekliyorum... durağanlığa çapasını atmış hayatım sanki sadece bir nefes gibi... nefesimi tutuyorum sonra. içimde öylece büyüyen sonra çabucak yok olan hava için yeni bir nefese izin vermiyorum. bitiyorum... son noktalık yere yaraşır cinsten afili bir dokunuş yapmak istiyorum. yaşamımı çizdiğim kalemimin ucunun değişmiş olduğun görüyorum. incelmiş; daha az yazar, daha çok kırılıyor olmuş...

    bugün, hangi günse o, işte bugün... olabildiğin kadar vardın diyerek keşkelere takılmadan, başladığım sayfaya dönerek sonlanabilmeyi umuyorum. ve belki tam da orada yeni nefesime kucak açarken beni bekliyor artık...
    11 ... serenity painted death
  • can alıcı şiir dizeleri

    1686.
    yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
    ikimizdik, iki kişi değildik
    bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
    birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
    yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
    sanki bir bakıma ayrılık böyle...

    karşılıklı otursak da ne zaman
    masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi
    bir tırnak yeşilinden gerisin geriye
    ayak bileklerimizden gerisin geriye
    bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
    gereksiz ama yalnızlık böyle...

    bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu
    çıkarsak toplamak yerine
    her hüzün başka türlü olurdu
    ne yaparsan yap saati kurma
    öyle dağıldık ki hepimiz
    her günün geçmesi yeni bir gerçek oluyor
    seninle her uzaklık gibi böyle

    (bkz: edip cansever)
    17 -1 ... serenity painted death
  • anime izleyen kız

    30.
    "Imım hıtıplıdır vi bıyız kınvırs giyiyirdır..."

    Bir konuda ön yargılı olmayı bıraksanız. Kafada illa ki belli kalıplar mı olmak zorunda? Kaldı ki öyle olsalar NE fark edecek?

    Sürekli yemek fotoğrafı paylaşan kızlar da değirmen götlüdür deseler mesela?

    Dangalakça değil mi?

    Ne marifet ne eziyet, keyfini çıkarıyorsa başka söze ne hacet...
    23 -3 ... serenity painted death
  • zevk alınan ufak sapıklıklar

    1438.
    Kek pişirdikten sonra bir saat boyunca hiç dokunmadan koklayıp izlemek.

    Nefsime hakim olup o eşsiz güzelliğin kokusu ve görüntüsü ile sarhoş olmaya çalışıp tadına vardıktan sonra ekstra haz duyarak binlerce kez şükrediyorum rabbime...
    24 ... serenity painted death
  • kek yapamayan kız

    54.
    darth vader'Dan geliyor cevabı:

    "Noooooooooüüüğğüüüğğğ!!!"

    Kek yapamayan bir kızla evlenirsem bütün kek işleri bana kalır. iyi mi kötü mü bilemedim. Ama yok kek yapamayan bir kızla evlenemem. Hayır. Olamaz. Sakın. Kul kınadığını yaşamadan ölmezmiş. Evlenilecek kadında aranılan en temel özelliklerden biri, güzel kek yapabilmesi. Rabbim acı bana!!!

    Kek yapmayı öğren de öyle gel. Lütfen...
    20 -1 ... serenity painted death
  • göz

    170.
    şahit oldukları yanlışları görmek istemeyen duyarsızların inatla yummaya çalıştıkları, ifadesiz ve donuk çehreleriyle telaşla salınan kireçten heykeller misali insancıkların serlerinde yanan alevlerdeki yazıları okuyan, karanlığın dehlizlerini yutarak gelen canavara yem olmak istemeyenlere yoldaş olan, hayallerini seyre dalarken yüzünün yarısını karanlığa kaptırdığında yansımadaki ötekini gören, gerçekleri hayallerle birbirine katarak anılarla yaşanmamışlıkların raksını temaşa eden, kulaklardan içeri süzülen musıki ile efsunlanmış belleğine balta vuran gürültüye kızan, isyan edip de çaresiz kaldığı anlarda lal olup birkaç damla yaş ile hislerini dışa vuran gözümüz.

    güneş batmadan maskelerin ardındaki hakikate kavuşması umuduyla...
    12 -1 ... serenity painted death
  • ishal olmak

    77.
    sanırım en kötüsü üniversite sınavının olacağı günün sabahında ishal olmaktır. öyle boktan öyle berbat bir durumdur ki tarif edilemez. sen dur bütün sene boyunca hiçbir hastalık, sağlık sorunu yaşama, o sıcak günlere rağmen sınavdan bir önceki gün üşüt. sabah da motoru boz, kayışların gevşesin... motorun su, gaz ve katı atık koyverme riskinin yüksekliğinden dolayı sınav sabahı yalnızca yarım bardak nane limon içerek gittiğimi hatırlıyorum. hoş içtiğim o zımbırtı neye yaradıysa, hala anlayabilmiş değilim. sınav başlangıcı esnasında karnımdan gelen acayip sesler karşısında önümde oturan zavallı şahsiyetin durmadan arkasını dönüp endişeli gözlerle bana baktığı anı dün gibi net hatırlıyorum... "dostum koyversem de sen bana aldırış etme, önündeki kitapçıkla olan meseleni hallet..." cevabımla şaşkınlığı daha da artmıştı. sorularla cebelleşmeye başladığım andan itibaren zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım. ki sanırım bu özel durumun yaşattığı heyecandan olsa gerek yeterli bir güdülenme sağlamıştı. bittiği an ise kapıdan çıkar çıkmaz en yakın tuvalete uçmuştum. neyse ki sınavın kendisi sıçışla sonuçlanmamıştı...
    12 -2 ... serenity painted death
  • kanser olduğunu öğrenmek

    78.
    Moral çok önemli. Asla pes etmemeli. Güçlü durmalı. Sevgi, destek ve dualarla yanında olmalı bu illetin misafir olduğu kişiye. iyi beslen, iyi düşün, iyi uyu ve iyi yaşa...

    Uzaktan da olsa desteğimiz kanser olan arkadaşımızın yanında. Bunu bilsin. Bir işe yarar mı, moral verir mi muamma lakin Gerekirse bir 4 sene sakal bırakmam, yeter ki iyileşsin.

    Allah şifa versin tüm hastalara.
    36 -1 ... serenity painted death
  • sözlük kızlarının kaşar olması

    28.
    erkeklerin sucuk olduğunu bilmelerindendir.

    peki bu durumda salça olan kim? tost nerede? Hazırlayacak kişi hani?

    Lanet olsun, acıktım.
    17 -2 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

    11169.
    Gökyüzünde oradan oraya savrulmayı marifet sayan, efsunlu kozmetiğin sahtekar elleriyle boşluğa dikilmiş süslü ve parlak ruhların bakışlarından kaçma isteğindesin. Tuhaf olana tekme savurmaktan çekinmeyenlerin hakkına düşen küfürlerin porsiyonunu dağıtıyor gibisin. Senin zamanın daha gelmedi diye düşünme. Hepimizin zamanı farklıydı. Arşa değen kendi dört duvarlarımızın arasında yaşanmış birbirinden habersiz ve bağımsız onlarca hikayemiz saklı.

    Fizyolojik dönüşümlerin manasız bulunup korku ile karşılandığı o yaşlarda aynada kendini izleyip dakikalarca sırıtabilen aptal bir suretin vardı mesela. Asık suratlı baba figürlerine inat daima tebessüm eden bir mizaca sahip olan güçlü bir babanın gölgesini ve hep aynı köşeden yarı ölü bakışlarla yaptıklarını yalnızca kaşlarıyla onaylayan sakinlik abidesi bir annenin soğukluğunu aradığın pembe köpükten balonlarla süslenmiş dünyan çokça sıradan sayılırdı. Çizgileri sertleşmemiş bedenler ruhlarından bihaber kalbini işgal ediyordu. Züppeliğin prim yaptığı, normal olanların istediği gibi fink attığı akranlarının arasında sesi en az çıkan fakat duyulduğu zaman en çok hasar yaratan kişilerinden biriydin. Çizgili defter yapraklarında bile rotayı tutturamayıp isyan ederek yönünü şaşıran başına buyruk cümlelerin müsebbibi sendin. Saçlarının nasıl kesildiğini umursamıyordun. Fakat suretini gizleyecek bir modelde saçlara sahip olabilmeyi istediğin aşikardı. Hafızana kokularıyla işlemeye başladığın mekanlarda eşyaların yeri değişse bile aklına düşen hayallerin muhteviyatı hep benzer mevzulardı. Sapkınlıklarından bihaber olduğun seslerin izlerini arıyor olabilirdin. Sapkınlık nedir onu bile bilmiyordun aslında. Çoğu kez düşünemeyenlerdendin; çokça düşen lakin düşmesinden çok düşünmesinden korkanlardan. Düşünce suç sayılırdı senin bulunduğun topraklarda. Parmak uçlarında daimi bir sızı, kızarık yanaklar bırakırdı ardında. Şimdikinden daha az ağlamıyordun o yıllarda. Sadece acıya karşı hassasiyetinin boyutu daha başkaydı; eşiği daha sağlam, daha sert duvarlarla örülüydü. Öfkeyi anlamlandıramadığın kıt hayallerin bugünkülerden çok da farkı değildi. Gitmek isteğin daha o zamanlarda başlamıştı. Birkaç sokak öteye, kocaman caddenin ardına, büyük mavi çizginin diğer tarafına, daha uzağa, daha derine, daha karanlığa, ışıkların ortasına, sen olmayana, belki senin gibi görünmeyip senden farksız olmayana... içine doğmaya mahkum edildiğin sırça fanusun dışına çıkarak farklılığını keşfetmeye çalışacaktın. Kendine dokunmak nedir bilmezken kıymeti bilinmeyen masumiyetin farkına varıp öyle yakın olmuştun ki dudaklarından öpmeye ramak kalmıştı. Doğru noktaya temas edemedin ve öfke ile düşlere daldığın gecelere başlamaya karar verdin. Ruhunda bir delik açıldı ve her bir yaşta daha da büyüyen kanaman o vakit başladı. Bilmezdin bu kan kaybı neyin ölüm sebebi olacaktı. Kendine dönmeye başlamıştın. Doğduğun noktaya uzak kalan haritanın sınırları içinde riskleri göze alıp bedenini keşfe çıktıkça büyümeye başladın. Sessiz ve yavaş adımlarla ilerledin. Kıvrılarak göğe selam duranların aralarında kaybolan ve renklerini yitirenlerle beraber yozlaştın kimi zamanlarda. Yalanın kıymet gördüğü dünyaya teslim bayrağı açarak esir düşmüştün. içeride savaş sürerken düşen bomba sesleriyle dans etmeye başladın. Sanal mutluluklar ve aşklar ile eğlenceli suretinin maskesini takınmışken mutsuzluğunun gizlenmeye çalıştığı kadehlerle devrildin. Ardında görüneni umursamadığın buğulu camların üzerine çocukken yazdığın şeylere çok uzak resimler çizerek yıkıntılarından yeni yapılar inşa etmeye çalıştın. içindeki derin dünya rüzgarda dans eden yaprak tanelerinin sana getirdiği kartları tek tek açtı karşında. Yalnızlığı öğrendin. Tekil olmayı benimsedin. Terk edildin. Terk ettin. Çemberin daralmaya başladı zamanla. Yıldızlarını söndürdün. Yörüngendeki gezegenleri tek tek öldürdün. Açılmayacak mektuplar yazdın. Sahibi olmayan satırlar. Adresi belirsiz zarflarla postaladın onları. Karıştılar gökyüzüne duman bulutuyla. içindeki yangını söndürmek için tere dönüştün. Koştun hiç durmadan. Kendin gibi olmaya tekrar dönmek için ant içtin aynadaki kendine bakmadan hızla koşarken. Bağırdığın sokaklar boyunca, karşına çıkan insanlarla tartıştın. Ayna tuttukça onlara, onlardan daha fazla yara aldın. Aydınlık sokakların karanlık köşelerinde takılıyordun. Silahlar buldun o izbe mekanlarda. Namlunun ucunu kendine doğrulttun. Delik deşik etmek istedin kendini. Tetiği her çekişinde satır aralarında boğuştun. Kurşun darbesine yabancı kalmana şaşırdın. Yaralarına alışıyordun oysa. Serüvenlerle esaretten kurtardın ruhunu. Buhar olup ardında bırakıyordun geçmiş hikayelerini. Sonsuz çemberde dönüp duran zaman tünelinde sürükleniyordun hızla. Canın yandı. Yan yaktın. Suçluluk hissettin, haklı sebepler buldun ve pişman olmadın yaptıklarından. Tatmaya başladın bir kez daha. Koklamayı, dokunmayı ve görmeyi en başından öğrendin. Kokular pusulan olmuştu. Suya düştün yeniden. ihanetin dizlerine başını yasladın. Düşlere daldın onun kucağında. Celladının masallarıyla düşlerinden uyandın. Düşünmeye zorladın kendini. Konuştun, sustun, konuştun. Daha çok konuşmaya başladın sonra. Kendine, diline, geçmişine yabancılaşmaya başladıkça büyüdün. Büyüdükçe güzelleştin. Ne vakit büyüdüğünü anlamaya çalışırken yaş aldın. Yaşlandın hızla. Cümlelerle beslendin. Toprağından ayrı kaldıkça suyunu başka köklerde aradın. Acılarını anlattıkça daha fazla anlamaya başladın. Ondan uzaklaştığını anladığın an yine ona dönmeye hazır olduğunun farkına vardın. Özlemin zehri damarlarında yayılmaya başladığında eşyalarını dipsiz bavula yerleştirmeye hazırlanıyordun çoktan...

    oradaydın yine, ait olduğun yerde. Daha evvel bulunduğun o yerin ortasında dimdik ayakta dururken başını eğmiyordun. Neredeydin, nereden gelmiştin, ne zamandan beri buradaydın? Şaşkınlıkla etrafına bakınırken tüm yaşlarını geri dilenmiyordun. Günahlarını dillerinden düşürmeyenlerden uzak durmalıydın. Kararmış gözleri ve dikenli cümleleriyle etrafını sarmaya çalışan leş kokulu suretlerin klişelerinden arınıyordun. Gülümsüyordun artık. Umutsuzluğu cami avlusuna terk etme zamanı çoktan gelmişti. Nihayet Kendini bulduğun o yerde, yalnızca kendinleydin...
    12 -1 ... serenity painted death
  • pazar banyosu

    48.
    Pazar banyosu güzeldir, hoştur, nostaljiktir ve fakat yalnızca haftada bir kere her pazar akşamı bizimkiler'den evvel yapılanıyla yetinilmemesi gerekir. ortada ne bizimkiler kaldı ne de çocukluğumuz. Bu yaşınızda şu bedenlerle iki gün üst üste duşa girmezseniz leş gibi kokacağınız kesin. Günlerce suyun altına girmemezlik yapmayın. Kokmayın. yapmayın bunu. bunu bize yapmayın.
    11 -1 ... serenity painted death
  • recep ivedik 5

    86.
    Şu sikko filmle alakalı sözlükteki yorumlara bakarsan gişesi yüz bin bile olmaz dersin fakat 5 milyon kişi izliyor ortalama her bölümü. Takiye yapıyor yine birileri. Ben vermedim, sen vermedin e hangimizden gitti bu oyların yüzde ellisi hesabı.

    Bıkmadan usanmadan utanmadan çekip duruyorlar. En azından kazandıkları çuvalla paranın yarısını sinema için kayda değer şeylere yatırsalar. Çok değil, 2-3 yılda bir doğru düzgün film çekseler diyor insan ama tiplere bakınca sözünü geri alıyor. Birilerini yalamaktan keyif alan, görgüsüz ve duyarsız bir kafadan böyle incelik beklemek saçmalık. Son model spor otomobilinin siparişini vermiştir, parasını çıkartmak için pamuk eller cebe diyor. insanlar da kahkahalar eşliğinde cüzdanlarını seriyor. Gülünç.
    10 ... serenity painted death
  • aziz yıldırım

    6871.
    (bkz: istifa demedim istifra dedim)

    Bu adamı görünce istifa edişleri geliyor aklıma. Futbolla çok alakadar değilim gerçi. 20 sene mi oldu? Bak gidiyorum deyip bir türlü gitmeyen Ziya modeli. Yine bir şeylere kızmış belli ki. Pavalı köpeklev neden susuyor? Gerçek ve onurlu Fenerlilere olan oluyor... Top benim değil mi, istediğimi yaparım diyen ergen veletler gibi herif. Şikeyi de fener için yaptığını söylemişti. Başka kimin için yapacaksa artık. Tepedeki malum şahıs gibi. Bozuk teyp mübarek. Bırak git baksana sesin ses değil, ziyansın kabul etmen gerek.
    6 ... serenity painted death
  • facebook fotoğraf yorumları

    75.
    Yaşı kırka yaklaşmış, kurumsal bir şirkette iyi bir pozisyonu olan talihsiz adamın fotoğrafının altına teyzesinin yazdığı yorum:

    "Oy oyyy teyzesinin gülü, ne kadar da yakışıyor ona sakal, büyük adam olmuş da avrupaları gezermiş, daha dün sidikli bezlerini yıkıyordum tabi sen hatırlamazsın az mı işemiştin altına (: bir keresinde okulda altına işemiştin de ağlayarak dönmüştün eve (: sidiklim diye severdim seni gidi seni (: ah be özledim yavrum o suratsız cadoloz hanımını al da gel bir hafta sonu (; hadi öpüyorum gözlerindeeen"

    Bu talihsiz yorum sonrasında adamın tepkisi:

    "Buraya yazdığın yazıyı herkes görebiliyor... Sanırım Facebook hesabımı kapatmam gerekiyor. Çok sağ ol teyzeciğim, en kısa zamanda görüşürüz..."
    13 -3 ... serenity painted death
  • the lover of beirut

    1.
    bir türlü yazılamamış öykünün dile gelişi. kavuşamayanların parçası, yarım kalmış bir filmin müziği, tam ortasında uyanılmış en güzel ruyanın yegane unutulmayan anı ve hiç görülmediği halde özlem duyulan bir şehrin hikayesi...

    http://www.dailymotion.com/video/x2zd6f1

    anouar brahem'den.
    5 ... serenity painted death
  • sound of silence

    20.
    sözleri, ezgisi, duygusu her bir zerresi ayrı güzel. 40 sene müzikle uğraş, tonla boktan şey yap ama bir tek şu güzelliği çıkarsan da kafi. gerçi bu abilerin başka bir sürü dinlemeye değer eseri var. hem coverlanmalı diyorum hem de içine sıçılmasından endişe ediyorum. bırakalım da söylemeye devam etsinler.

    https://m.youtube.com/watch?v=qn0QBXMYXsM+
    3 ... serenity painted death
  • bir yazar

    476.
    Beğeniyor. bir yazar, malum yazar. ısrarcı, takipçi yazar. hep aynı insan ise karizmatik. beğenileri(!) merak uyandırıcı bir hoşluk. ha yok hepsi farklı ise ve fakat birbirinin aynısı ise durum vahim(?) çokluk dolu yokluk. Varlığı ile yokluğu arası Kocaman bir boşluk.
    16 -1 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum