• kızların porno izlemesi

    56.
    izler. Arşiv de yapar. Hatta türlere göre seçmece yapıp beğendiklerini daha çok izler. Erkeklerden daha fazla düşkün olanları da mevcut. Eğitim durumu, statüsü yahut hayatında biri olmasıyla çok da alakalı değil. Sizlerden farksız anlayacağınız.
    9 ... serenity painted death
  • uzaylıların iletişime geçmeme nedenleri

    42.
    Şu dünyanın nesi ile iletişime geçecekler? Boka batmış, Allah'a emanet gidiyor insanlık. Bulaştığı her şeyi kirletip berbat etme konusunda üstümüze yok. Bizimle mi irtibat kuracaklar? Kaos, hastalık, savaş ve uyumsuzluk had safhada. Kafaları güzel değilse, dertsiz başlarına dert almak istemiyorlarsa hiç bulaşmazlar. Akılları varsa tabi.
    8 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    159047.
    Ufak bir çocuk iken bazı şarkıları dinlediğimde yanımda birileri varken acayip utanırdım. Üstelik bahsettiğim şarkıların öyle aman aman edepsiz sözleri de olmazdı. Mesela arkadaşım eşek. Kuzularla oğlaklar sevişiyor mu kısmını söylerken barış abi, etrafımda birileri varsa utancımdan yerin dibine girer kıpkırmızı kesilirdim. Şimdiki şarkılara ve çocuklara bakıyorum da bizler ne kadar naif ve masum kalıyormuşuz yanlarında. Bunlar ergenliğe girmeden cinselliği öğreniyor zaten, kafa siken şarkılarla özellikle. Bunlar dedim de malum şahıs gibi hissettim kendimi. Allah benzetmesin!
    24 -2 ... serenity painted death
  • hulusi akar ın yanlış selam vermesi

    9.
    Ceketi dar gelmiş, kolunu kaldıramadığından öyle selam vermiş. Yedek subaylık yapanlar bilir, o kıyafetle çok da rahat selam verilemiyor. O değil de herifin siki taşağına denk, istediği gibi selam verir zaten.
    6 -1 ... serenity painted death
  • yaran olaylar

    2227.
    Arkadaşımın başına gelmiş bir olay.

    Vaktinde babası marangoz iken bir iş yapmış adamın tekine. Adam da parası yetmediği için elindeki paranın üzerine video kaset oynatıcısı vererek tamamlamış borcunu. Neyse baba video oynatıcıyı almış eve götürecek ama kaset yok elinde. Videocu bir arkadaşına gidip olayı anlatmış, kendisinden bir kaset istemiş makineyi kontrol etmek için. Herif de dümdüz beyaz bir kutuda kaset vermiş; Al bunu güzel filmdir diye. Akşam maaile toplanılmış. Video kurulmuş. Kaset koyulmuş ve anne, baba, üç çocuk tv başında merakla çıkacak şeyi beklemeye koyulmuş. Saf saf beklerlerken bir anda ekranda onlarca herif dal taşak dans ediyor! Adam şok. Çocuklar ağlıyor. Anne çıldırmış; "Mahmuuuut kapa şu televizyonu, boyu devrilesice, kudurmuş bunlar, canını yesinler e mi!!!..."

    Meğer pezevenk videocu şaka yapayım demiş arkadaşın babasına. Şaka da ne şaka, eşek şakası!
    21 -2 ... serenity painted death
  • sözlük erkeklerinin fotoğrafları

    2319.
    insan ne tuhaf bir mahluk. Kendini rezil etme pahasına dalyarak pozlara girip ilgi çekeceğini bile düşünebiliyor.
    11 -1 ... serenity painted death
  • eternal rains will come

    6.
    Prog rock olayını bitiren güzide eser. Mikael abiden. Ders niteliğinde bir parça. Hiç mi sarkan, dokuyu bozan bir yer olmaz arkadaş? Olmayabiliyormuş işte. Kitapsız mikael daha ne kadar iyisini yapacaksın merakla bekliyoruz sonbaharı.

    Sonsuz yağmurlar başlayalı çok olmuş da görmemezlikten geliyormuşuz. Boğulup tekrar uyanmak için beklemeye devam...
    4 ... serenity painted death
  • pale communion

    6.
    Tam bir olgunluk eseri. Şaheser. Olmuş demek az kalır. Olgunluğun zirvesi. Heritage ile düşündüğü şeyi bu kez tam manasıyla kotarmış mikael. Büyük adam vesselam. O albüm seneler evvelinden kalma toruna gönderilmiş bir mektup ise eğer bu da torunun dede evine gönderdiği mektup sanki. Geçmiş ile geleceğin ortak bir noktada buluşup aynı dili konuşabilmesi adeta. Her köşesi, her milimi, her saniyesi dinledikçe daha bir güzelleşen, anlam bulan ve büyüyen bir eser. Hiçbir boşluk, anlamsız ve renksiz detay yok. En iyi albümleri mi bilemem, zor bunu söylemek. Fakat şu an en özel albümleri olduğu kesin. Daha ne kadar büyüyüp görkemli bir noktaya gelecekler merak ediyorum.
    4 ... serenity painted death
  • uzak mesafe ilişkisi

    2931.
    boş yere lafı uzatmaya gerek yok.

    yürümez!

    ihtiyacını en çok hissettiğiniz anlarda karşılanamayan her şeyiyle yalanlarla dolu bir oyuna döner çoğu kez. Taraflardan birinin tüm özverisine rağmen diğeri hep sıkılır ve yaşadıkları ona yetmediğinden bitirmek için sikindirik tavırlar sergiler. Sonrası aynı bok; güçlü ve gerçekten birbirine bağlı iki yürek değillerse, bu ilişkiden kimseye hayır yok.
    9 ... serenity painted death
  • en iyi gitar soloları

    59.
    Opeth - burden.

    Devam etseler dakikalarca bıkmadan dinlenebilecek karşılıklı solo atışması mübarek.
    10 ... serenity painted death
  • pepeçura

    3.
    Rengi, kokusu, tadı ve hafızadaki hoş anılarıyla tatlıların şahıdır. Mümkünse Mısır unu ile yapılmalıdır. Tadan ya çok beğenir ya da bir daha yanına bile yaklaşmaz. Bağımlılık yapar, dikkatli tüketiniz!
    7 ... serenity painted death
  • sevişme başlatıcı diyaloglar

    435.
    "3... 2... 1... motor!"

    en azından bazı filmlerde böyle başlıyor...
    7 ... serenity painted death
  • yılmaz özdil

    3074.
    kendisine kendi üslubu ile cevap vermek gerekirse eğer;

    feci...

    şekilde...

    bay...

    dın...

    !
    19 -4 ... serenity painted death
  • mfö de ki fuat ne iş yapar

    5.
    adama sormazlar mı fuat'ı bırak da sen ne iş yaparsın, kimsin, neye yararsın diye?

    sorarlar elbet.

    niye mi?

    eh be yavrucuğum, eh be çocuğum. ota boka başlık açacağım, formatın içine sıçacağım ve fazlasıyla meraklıyım diyorsun da biraz araştır, bak sağına soluna; olmadı interneti kullan da bir şeyler öğren. boş yere parmaklarını yorup insanları meşgul etme. gör bak zor değil; adam kimdir, neler yapmıştır. sonra çay demle, içerken de güzel güzel oku o bulduklarını...

    derler yani, haklı olarak.
    30 -4 ... serenity painted death
  • sonda

    6.
    öyle berbat bir zımbırtıdır ki çıkartılış anında ömrünüzden ömür eksilir; hayata küsersiniz. sonrasında işemenin keyfini bozar ve akan her damlayı eziyete dönüştürür.

    minicik deliğin içine giren o upuzun hortumu düşündükçe kadınları çok daha iyi anlayabiliyor insan...
    8 ... serenity painted death
  • ciddi ilişki yaşayabilecek kız aramak

    3.
    (bkz: why so serious)
    * *
    11 ... serenity painted death
  • öğrenci evinde yaşanan diyaloglar

    418.
    -evde yiyecek bir şeyler var mı?

    +yok!

    -makarna bile mi?

    +evet.

    -ekmek?

    +bayatı bie yok.

    -bende beş kuruş kalmadı gidip bir şey alayım, sende var mı?

    +sıfırı tükettim ben de.

    -hassss... o zaman uyuyalım abi, açlığımızı anca böyle unuturuz.

    +katılıyorum süper fikir...
    18 -3 ... serenity painted death
  • barış manço nun tırt bir şarkıcı olduğu gerçeği

    12.
    barış manço tırt bir şarkıcıdır? tırt nedir?

    barış manço sadece basit bir şarkıcı mıdır?

    üç beş şarkıyla değerlendirme yapan kıt zekanın angut bir saptamasıdır bu.

    memlekette doğru düzgün müzik icra edilemezken 70'li yılların başında mazhar ve fuat ile beraber yaptığı saykıdelik çalışmalardan bihaber misiniz? o basit ve manasız diye dalga geçilen birçok parçanın alt metninde ne derin manalar yatabildiğini görememekte misiniz? birileri onu küçümseyip acun ılıcalı neyse o da aynıdır yakıştırmasını yaparken benzetildiği insanın bir komedi programında taklidi yapılırken kelime oyunuyla acur ismi verilen tiplemeye karşı hazımsızlık yaşarken onun bir parçasında "bugünlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum..." diyebilecek kadar kendisiyle barışık bir ironi üstadı olabildiğini anlayamamakta mısınız?

    ne kötüdür ki birileri gerçekten hıyardan farksız olmalarına karşın bu durumu kabullenememekte ve meyve veren ağaçları taşlamaya inatla devam etmektedirler...

    ha bu arada, sesi için tırt ve kötüdür demeden önce herhangi bir enstruman olmadan sadece kendi sesini kullandığı şu parçası iyice dinlenmelidir.

    https://video.uludagsozluk.com/v/barış-manço-nun-tırt-bir-şarkıcı-olduğu-gerçeği-22141/



    başarılar dilerim sana pek sevgili arkadaşım eşek!..
    21 -1 ... serenity painted death
  • ders mi çalışıyorsunuz

    1.
    sıradan bir gün daha. can sıkıntısı, insana neler hatırlatıyor bir kez daha gösterdi işte. durun hemen bahsettiğin nedir diye sormayın, yavaş yavaş konuya uygun bir girizgah bulacağım elbette...

    içi doldurulmamış bakınızlar girip sözlük kişilerini boş yere umutlandırarak her tıklayışın ardından açılan başlığın kurak çöller gibi ıssız olmasından ötürü sinirlendirip hayal kırıklığı ile başka bakınızlardan medet uman kendilerinden bolca küfür yememek için amme hizmeti yapayım da hem edecekleri küfürlere mani olup günaha girmelerini önleyeyim hem de fuzuli anılarımı paylaşayım diyerek yazmak istedim.

    maksat sözlüğe renk katıvermek olsun...

    eğitim sistemimizin ne kadar kaliteli (!!!!) olduğunu buradan bir kez daha tekrarlamaya gerek yok, malum... mezunu olduğum güzide üniversiteyi kazanabilmek için ben kişinin de öss'ye girmesi gerekiyordu; öss'nin bana girmemesi için de bir miktar çalışmak lazımdı tabi. gerçi pek bir yatarak hazırlanmıştım aslında; öhööööm, tevazuya gel! yüksek lise demekten çekinmediğim sıradan devlet okullarından biri işte, şimdi çok pişmanım kazandığıma ya; neyse, itiraf com a dönmesin sözlük...

    öss hazırlık sürecinde pek kıymetli üstadım, yol göstericim, bilge kişilik ağabeyim benimle az uğraşmamıştır; sağ olsun hakkını teslim etmek gerekli kendisine. çözmeye doyamadığım * testlerin keyfini doyasıya yaşadığım o günlerde üniversite 1. sınıfta okurdu kendileri. sırt sırta verip soluksuz ders çalışırdık beraberce. ben sorularla cebelleşirken o da vize ve finallerine hazırlanırdı deli gibi. yok kendimi kandırmayayım genelde hep su koy verirdik aslında; yarım saatlik çalışmaının ardından 2 saatlik molalar ve geyik muhabbetleri ile noktalardık koca günümüzü. bu bitmek bilmeyen geyik muhabbetimlerimizin odak noktasında ise peder beyimiz ve onun her gün istisnasız gerçekleştirdiği bizi teftiş etme ritüelinin çattığı an olurdu. saati gelince kendimizi hazırlardık. fırtına öncesi sessizliğe benzer bir bekleyiş hakim olurdu bizde. önce ayak seslerini duyardık; akabinde ani bir hareketle, tıklatma gereği duymadan açtığı kapının rahatsız edici sesi!.. kafamızı çevirip kendisine baktığımızda bizi görmezden gelir salonda televizyonun olduğu yöne çevirirdi kafasını; ses gelmemesine rağmen aptal kutusunun karşısında biri olduğunu umarak... hayal kırıklığı ve muz kabuğu ile sonuçlanan bu bekleyişin ardından hep aynı soruyu sorardı inatla; sanki ne yaptığımızın farkında değilmiş ya da gördüğü tablo karşısında çalışkan evlatları ile gurur duymasını sağlayacak o kısa cevabı bekliyormuş gibi:

    ders mi çalışıyorsunuz !? * *
    3 ... serenity painted death
  • bu ne bu

    3.
    sanırım üniversite birinci sınıfta okuduğum seneydi, ya da iki... her neyse, bu hafıza sorunu son zamanlarda fazlasıyla sıkıntı oluşturmaya başladı bende. esasında bununla alakalı bir şeylerden söz etmek değildi niyetim. uzun zaman önceydi işte...

    kavurucu yaz sıcağının etkisiyle kuzenlerim ve abimle beraber evde tıkılı kaldığımız bir yaz günüydü. yapılabilecek tüm seçenekleri gözden geçirip en makulu olan evde oturup film seyretmekte karar kılmıştık. yata yata pek bir büyüttüğümüz popolarımızı kaldırıp dışarıdan film kiralamaya üşendiğimizden, tvdeki program listesinden keyfimizi yerine getirecek bir film arar olduk. ve nihayet şansımız yaver gitti de zamanında pek bir kaliteli filmler veren, dekodersiz evlerin fazla hoşlanmadığı cine5'de 10 dakika sonra başlayacak olan filmi izlemeye niyetlendik: le diner de cons. "ben bu filmi biliyorum!" dedi abim; "tiyatro uyarlaması, tam bize göre..." salaklar sofrası idi türkçe adı. haliyle fransızca eğitim görmüş birisi olduğundan şaşırmadık film hakkında bilgi sahibi olmasına. gerçi bilmediği bir şeyler var mı diye sorsanız sanırım bu soruyu yanıtsız geçiştirmek zorunda kalırdım...

    baştan sona kadar kahkaha bombardımanı şeklinde ilerleyen salaklar sofrası hayatım boyunca izlediğim en komik filmlerden biriydi, belki de en komiği!.. haftanın belli günlerinde arkadaşları ile çıktıkları yemeğe buldukları bir dolu salağı çağıran filmin kahramanları, kimin getirdiği adam en salak seçilirse ona ödül vermek için iddialaşırlar ve olaylar böylece zıvanadan çıkar. filmden sonra sabaha kadar film hakkında konuştuğumuzu ve hatırladığımız her sahnede katıla katıla güldüğümüzü bilirim. hatta bazan öyle bir gülme krizi tutuyordu ki kasıklarımıza kramplar giriyor, tuvalete yetişemesek altımıza kaçıracak oluyorduk...* filmde dikkatimi en çok çeken oyuncu jacques villeret olmuştu. dış görünüşü ile bile güldürme potansiyeline sahip olan bu oyuncuyu bir yerlerden gözüm ısırıyordu. hafiza-i beşer nisyan ile malüldür derler ama bu durum o zamanlar bende pek geçerli değildi sanırım. zira zehir gibi hafızamın hatırlayamayacağı pek az şey vardı... kısa bir süre sonra bu komik sıfatlı tıknaz vücutlu adamı nerden hatırladığımı buldum. cumartesi cumartesi adlı türk alman ortak yapımı filmde karısını doğrayarak salam yapan psikopat kasap rolünde muhteşem bir performans sergilemişti. tunç okan'ın otobüs'le beraber çektiği iki filmden biri olan bu film türk sinemasının en özgün mizah örneklerinden biriydi bana göre...

    eğer ki canınız gülmek istiyorsa, karın ağrısından ve kasıklarınıza kramp girmesinden hoşlanıyorsanız bu iki filmi şiddetle tavsiye ederim. şu satırlara kadar konunun bu ne bu başlığı ile ne alakası var derseniz hemen anlatayım. mevzubahis ikinci filmin bir yerinde kreşe bırakılan yaramaz bir çocuk vardır. sürekli ortalığı karıştırır, arkadaşlarını döver, oyuncakları kırar. bu şımarık veled haylazlıklarını yaparken çevresindekilere durmadan aynı soruyu sorar. onu geçiştirmelerinden de hiç hoşlanmaz. işte ısrarla düzgün bir cevap alabilmenin umudu ile sorduğu bu sorudur; bu ne bu?.. * *
    2 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum