• aşk acısının geçme süresi

    56.
    Zaman görece kavram. Aşklar kimine sabun köpüğü, kimine ömürlük. Acılar zamanla iyileşir der kimisi, kimilerine ise tuz biber. Aşkından geberiyorum, çok seviyorum diye feryat figan ederken bir de bakmışsın 3-5 güne başka birini bulmuş. Bir öncekinden kalmamış eser. Sessizce acı çekip duvarlar Örenler ise yıllar geçse de acı çekmeye devam eder. Geçen geçiyor, geçirip gidiyor.
    14 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160037.
    çocukken koca koca tabelalarında necdet, osman, hayrullah, kuddusi ve benzeri isimler yazan fotokopici firmalarının ozalit isimli çok zengin ve köklü bir aileye ait olduğunu düşünüyordum. yetmezmiş gibi soyisimlerini kendi sahip olduğumdan daha uyduruk bulup dalga geçiyordum.

    saflık işte. neyse ki çok geçmeden acı gerçeği öğrendim...
    13 -2 ... serenity painted death
  • beni ne kadar seviyorsun

    79.
    Israrla bu soruyu sorar. hiç bıkmadan, usanmadan. istediğini alıp doyar. sonra da ardına bakmadan siktirolup uzar. çok sevmeyin. ya biri ya da tanrı alır, kalan da ardından bakar. nafile olana bağlanırsanız sonu pişmanlık ve derin yaralar.
    8 ... serenity painted death
  • adele

    598.
    götünü memesini gösterip siktiriboktan şarkılarına çektikleri anadan üryan kaltak işi videolarla ünlenen beş para etmez şakıyıcıya, sadece sesi ve güzel parçaları ile meydan okuyan hatun.

    umarım tombikliğini kaybedince diğerlerine benzemez.
    17 ... serenity painted death
  • sinemada izlenen en boktan filmler

    35.
    5-6 yıl evvel istanbul film festivali'nde izlediğim bir Cezayir filmi. Adını bile unuttum, o derece boktan bir şeydi. Hayatım boyunca ilk kez bir filmi bitirmeden salondan çıkmıştım. Çıkmak da az kalır kaçmıştım adeta. Ben ayağa kalkınca da arkamdan salonun yarısı gelmişti, beni bekliyorlarmış gibi... öğrenciliğimde ve sonrasında yüzlerce film izlemişimdir. içlerinde hayli uzun, yorucu, deneysel ve büyük bir izleyici kitlesinin sıkıcı bulduğu eserler de vardı. Fakat o film kadar boktanına ne öncesinde ne de sonrasında rastlamadım. Sıkıcılık ve anlamsızlıkta Nirvana. Yarım saat boyunca bir çölde mal mal etrafına bakan tipler ve hiçbir derinliği olmayan, manasız üç beş diyalogla kafa siken bir film. Hatırladıkça asabım bozuluyor. Gideyim de bir iki bölüm anime izleyeyim bari.
    5 -1 ... serenity painted death
  • bir yazar entryni beğendi

    89.
    (bkz: hepimiz bir yazarız)

    Bir yazar yazılanları beğendiği vakit akıldan geçen cümle. Haksız da sayılmaz bunu düşünen. Heyecan vesilesi zat ı şahaneleri. Saklanmayı seviyoruz. Anlam çıkaran çıkarana...
    9 ... serenity painted death
  • hafıza

    51.
    düşman. gizli düşman. hep yanındaymış gibi gözüken, her an yardımına koşan, öyle sandığın, hain bir arkadaş. karanlık sırlar ve derin yaraları sakladığın gizli sandığın. ne vakit unutmanın keyfindesin o an kendiliğinden açılıp ne var ne yok dökülen, birden ortaya çıkarak sancıdan seni kahreden sinsi bir çıban...

    mavi otobüs gelsin ve çarpsın. içinde gereksiz ne varsa ortalığa saçsın, tekrar toparlamasına imkan vermeden kaçmasını sağlasın. lütfen bana benden daha yakın olma. ihanetin böylesi yakından gelişi, insanı asıl yaralayan.
    8 ... serenity painted death
  • balık burcu kadını

    908.
    çok mutlu olduğu, eğlendiği zamanlarda kahkahalar içindeyken bir anda tokat atıp saldırganlaşabilir, en üzgün ve mutsuz anlarından birinde salya sümük ağlarken hiçbir acı yaşamıyormuş gibi gıdıklamak ve muzurluk yapmak isteyebilir... zor kadınlar.
    4 -2 ... serenity painted death
  • çocukken hayal edilen tanrı şekli

    896.
    büyük, en büyüğünden kocaman bir bulut. bembeyaz, tertemiz ve yumuşacık bir varlık düşüncesi. herhangi bir köşesi, keskin kenarı, sert hatları yok. saflık, huzur, mutluluk ve rahatlık. tabi o vakit düşüncelerimde cehennem, kötülük ve karanlığa yer yok; ne güzelmiş. Lakin siyah olmasa beyazın da anlamı kalmazdı. Beşer bu gerçeği bir türlü görememiş.
    10 ... serenity painted death
  • ikinci el hatunla evlenmek

    22.
    araba mı alıyorsunuz? bu düşüncenin tek sebebi var, yıllarca 31 çekmekten helak olmuş bir el. o ele öyle bir bağlanmışsınız ki ikinci bir el düşüncesi sizi kahrediyor. bir de şey var. kul kınadığını yaşamadan ölmezmiş. boşanmış bir kadına aşık olup evlenirseniz şaşırmayın. bu sözlerinizi unutmayın. intihar etmenize gerek yok. aşk dedik, sevgi dedik. giren çıkanı düşüneceğinize girip çıktığınız yerleri gözden geçirin. allah gönlünüze göre bir eş versin. kalbiniz temizse ne âlâ.
    19 -5 ... serenity painted death
  • en karizmatik anime karakterleri

    64.
    jin - samurai champloo (karizma abidesi gözlüklü samuray!)

    http://1.bp.blogspot.com/...ABb8/ygv8ds2ALu0/s640/Jin.(Samurai.Champloo).full.732348.jpg

    mifune - soul eater (samuray değil de rock star mübarek.)

    http://fc02.deviantart.ne..._paulonunes90-d5d8uj4.png

    olivier mira armstrong - fullmetal alchemist brotherhood (tüm fma serisinin en karizmatik insanı bile olabilir...)

    http://www.zerochan.net/568708#full

    Ve Alemin en karizmatik anime karakteri

    saitama - one punch man (...)

    http://static1.comicvine....9562-3425876202-8e42f.jpg

    http://img13.deviantart.n...dopplerdefekt-d9ku4uc.png

    http://vignette2.wikia.no.../latest?cb=20170129065322
    6 ... serenity painted death
  • yazılar yazmak mı kapısına çiçekler bırakmak mı

    15.
    Yazdın. Yazıyorsun. Yazarsın da. En alasını. Üstüne katarak. Sonra? Hiç. Hani unutulmazdın? Hani vazgeçilmezdin? Hani en sevdiğin? Gidiyor. Gider. Yazı da söz gibi. Uçar kuvvetli bir rüzgarla... Ya çiçekler? Onlar cümlelerden bile daha çabuk solup kaybolacak. Nafile, uğraşma.
    10 -1 ... serenity painted death
  • karanlık

    154.
    bir taş atıyorum, göğü delsin diye. yırtıldı zifiri karanlık, kayboldu sonsuzluk içinde. ne ben çok güçlü idim ne evren yeterince küçük. olmadı dünyam bir türlü aydınlık. ve fakat ne hikmetse, hangi delikten sızdı bu ışık? Sonrası ani bir ayrılık.
    12 ... serenity painted death
  • duş

    71.
    Noktasız düş. Renksiz, şeffaf bir örtüyle sarılıp kirlerden arınarak hayallere bürünüş. Gözler açık, eller serbest mümkünse. Yastığınız boşluk. Kirlerden kurtul, uyan ve çık.
    7 -1 ... serenity painted death
  • dc comics vs marvel

    68.
    dc en iyi benim, tanrıları anlatıyorum, ilham veriyorum, öncüyüm, karanlık ve büyüleci dünyalar yaratıyorum, çizgi roman aleminin efendisiyim der.

    marvel en iyilere öykünür, taklit eder, pürüzlerini törpüleyip daha net, rengarenk, eğlenceli, sürükleyici ve bağımlılık yapan şeyler inşa eder.
    5 ... serenity painted death
  • trabzonspor

    3354.
    futbolla pek alakadar biri sayılmam; oynamayı beceremediğimden ve de kurallarını pek bilmediğimden olabilir. zaten bunun bir önemi yok... fakat trabzonspor'un trabzon ve türkiye için ne anlam ifade ettiğini iyi bilirim.

    "futbol sadece futbol değildir" varsayımının, necip türk milletinin spor veyahut futbol tarihinin içinde yer alarak ne kadar doğru olduğunu gösterircesine; futbol başkaldırıdır, karanlıkta ya da sağanak yağan bir yağmurda çığlıktır, sürekli çalım atan feleğe son çizgide kayarak müdehale etmektir, 90 + 3 de kafa golüne çıkan ve atan kaleci cesaretidir, şarkın garba tüm handikaplarına rağmen külhanbeyliği yapabilmesi, kimse başaramaz, imkansız bu yapılamaz derken, anadolu'nun bağrında yetişmiş bir avuç kuzeyli hırçın çocuğun şampiyonluğu konstantinapolis'in, dersaadet'in elinden bir hamlede almasıdır. ufak bir şehirin kabına sığmayan çoşkusu, hiç bitmeyen kondisyonu, her şeye rağmen buradayım diyerek küllerinden doğmaya çalışmasıdır...

    daha yazacak çok şey var ama en kısa tanımıyla bu topraklarda futbol "trabzonspor"dur ve trabzonspor da taraftarı olan insanlar için neredeyse her şey demektir. onunla ve onun gibilerle daha güzeldir.
    5 -3 ... serenity painted death
  • müzeyyen senar

    472.
    Gövdesi eskimiş fakat ruhu z kuşağı kadar genç bir adet gramofona, kendisine ait bir taş plağı yerleştirdiğinizde gözlerinizi kapar kapamaz yanınıza ışınlanan, dirilen, küllerinden yeniden doğan ateşi hiç sönmeyecek kocaman heybetli bir kuş. keramet hem onun hem de gramofonun. taş plağa ödeyeceğiniz onlarca liranın her kuruşuna helal olsun. hanımefendinin ruhu nurla dolsun. edison büyük adamsın ama tesla'ya da kocaman bir özür borçlusun!
    9 ... serenity painted death
  • 14 şubat

    1166.
    Sevdaların fatura şişkinliğine ve hediyelere bağlandığı gün. Dışarıdan sıradan. içeriden pompalanan ise özel olduğu. Çok yaşa kapitalizm sultan! Ayrılık da sevdaya dair ve rivayet odur ki en çok ayrılık yaşanan gün imiş. Sebebi yapılmayan süslü planlar ve hayali kurulup kavuşulamayan hediyeler. Eskiden insanlar birbirlerine kavuşmayı bekler imiş. Şimdilerde ise aşkların göstergesi gösterişli paketlerde gizlenmiş. Başkaları şunu yaptı biz neden kalıyoruz yavan soruları yüzünden birbirlerine girenler var. Penguen ordusunun Yılmaz neferleri olmak için çığıran sahtekar güruha dahil olma çabaları anlamsız. Kredi kartı ekstresine eklenti yaşatabilmek için aşkı bahane etmek sahtekarca ve gereksiz. Sevgililer günü kendilerinin olsun, 364 gün gerçek aşıklara yeter de artar. Bilesiniz.
    13 ... serenity painted death
  • conte de l incroyable amour

    1.
    üniversitedeki ilk günümdü. bir miktar tedirginlik, bolca heyecan ve şimdilerde onda biri kadarı bile kalmamış hayallerimle varlığımın anlamını bulmaya, hayata katabileceğim renklerimi ortaya çıkartmaya çabaladığım, yükselme devrindeki ergen yaşlardaydım.

    daha ilk günden hayal kırıklığı yaratan okulumu gezip tanımaya başlamıştım. ön yargı kötü bir şeydi, uzak durmaya çalışıyordum ama ne öğrencileri ne de bu okulu sevebileceğimi düşünmemeye başlamıştım. herkesin yavaş yavaş kaybolmaya başladığı vakit panolardan birine asılan ders programlarından kendi bölümüme ait olanı inceliyordum. ne okuduğunu, niye okuduğunu ve ne zamandır orada olduğunu unutmuş vaziyette uzun bir süre karşımda duran tabloya anlamını çözemediğim bir dilmiş gibi manasız bir şekilde bakakalmışken bir el omuzuma dokundu: "pardon, rts'nin ders programı mı bu acaba?" zaman durmuştu o an. bedenim oradaydı da ben milyonlarca ışık yılı ötede bir yerde kaybolmuştum sanki; zavallı frodo'nun yüzükle haşır neşir olduğu anlarda neler çektiğini çok daha iyi anlamıştım. daha bu sesin büyüsünü üzerimden atamamışken başımı çevirdiğimde gözlerimin içine bakan bir çift bal rengi gözün karşısında dizlerim titremeye başladı; sanki gözlerimin ardında ne var ne yok görüyor, tüm sırlarımı hemen oracıkta içimdeki zindanlardan kaçırıyor gibiydi...

    "eee, evet rts bu..."

    "merhaba adım d., aynı bölümdeyiz sanırım. okul konusunda sen de aynı hayal kırıklığı içinde misin?"

    "Hııı, ne, d. mi?!!"

    "evet?"

    d. ne tesadüftür ki çocukluğumdan bu yana en sevdiğim isimdi. hepsinin üstüne bir de bunun eklenmesi içimde olup bitenleri anlatabilmeye kelimelerin yetmiyor oluşuna tuz biber ekmişti. hiç şüphesiz ki bu olan biteni tanımlayabilme çabam için o kelimeye sığınmam gerekecekti; adına onca şarkılar ve kitaplar yazılmış olan üç harfli tarifi mümkünsüz gri renkli şey...

    okulun ilk iki haftası onu birkaç kez daha gördüm. bir iki gülümseme ve selamlaşmanın dışında başka bir sohbet şansım olmadı ve birden kayboldu. uzunca bir süre, oldukça uzun bir süre onu düşündüm. ne yediğim yemek yemekti benim için, ne de gözüme ilişen herhangi bir renk. bu duyguyu daha önceden yaşamamıştım, ya da yaşadığım sandığım şeyleri aynı kefeye koymakla farkında olmadan çok büyük haksızlık yapmıştım. acaba bir daha görebilecek miydim, onu tanıma şansım olabilecek miydi; ya sonrası?.. bunları düşünmemem gerekti. sadece tekrar görebilmek istiyordum onu. bu bile yeterliydi benim için...

    aradan çok uzun zaman geçti. epeyce bir süre kopmaya çalıştığım o aptal okula yeniden gitmeye başlamış ve iyi kötü alışmıştım. başka insanlar tanıdım, sevdiğimi sandım, adına ilişki denen o süreçleri tekrar tekrar yaşadım ve hafızamın ulaşılması en güç klasörlerinden birindeki varlığını bile unutmaya başladım. ta ki o sesi tekrar duyana kadar... okuldaki üçüncü yılımdı bu. sonbaharın tüm o güzel renklerini hissettirdiği, kurumuş yaprakların dans edercesine toprakla buluştuğu bir günde, fakültenin bahçesinde sırtımı bir duvara yaslamış kitap okuyordum. öylesine dalmıştım ki yanımda oturan kişinin varlığını bile o bir şeyler söylemeye başlayana kadar hissedemez olmuştum...

    "çikolata sever misin?"

    "d. !!!"

    yıllar sonra yeniden karşımda görünce kendime gelebilmem pek kolay olmadı. o şaşkınlık, heyecan ve pek de hakkım olmamasına rağmen kırgınlıkla dilim tutulmuştu. sonrasında uzun uzun sohbet ettik. neden kaybolduğunu, sıkıntılarını ve yapmak isteyip de yapamadıklarını anlattı. artık okula düzenli olarak gelmeye başlamıştı. derslerde yanıma oturuyor, sınavlara beraber giriyorduk. okul dışındaki ketumluğunu korumaya devam etse de artık enikonu arkadaş sayılırdık. gel zaman git zaman yıl sonu finallerinin yaklaştığı bir dönemde ona açılmam gerektiğini düşünüp konuşma kararı aldım. bu çok salakçaydı aslında biliyorum, yani bir şekilde hislerimi anlamışsa bunu söylememe gerek yoktu fakat kararımda kesindim ve vazgeçmeyecektim. finallerin son gününde sınavdan sonra ona açıldım. ey sevgili okuyucu bu kısımları fazlaca uzatıp canını sıkmak istemiyorum ki zaten buraya kadar sabredebilmen bile büyük incelik farkındayım...

    uzun uzun yürüdük. ona her şeyi anlatmıştım. dinledi, gülümsedi, bir süre sustuktan sonra cevap verdi.

    "keşke bir hafta öncesine kadar söylemiş olsaydın, yeni bir ilişkiye başladım..."

    duymak istediğim, beklediğim herhangi bir cevap olmadığını anlatmaya çalıştım ne kadar inandıramamış olsam da... sadece itiraf etmek istiyordum. sonuç mühim değildi. ulaşılabilirlikten ziyade bilmesini istemiştim... uzun uzun gözlerimiz birbirine kilitli kaldı. sonra gitmesi gerektiğini hatırlattı ve vedalaştık. kafamda sorular ve üzerimden büyük bir yükü atmanın rahatlığıyla biraz yürüdükten sonra durdum ve döndüm. aynı anda durup birbirimize bakıyorduk. el salladı ve uzaklaştı...

    o yaz bu imkansız aşkın etkisiyle iyice dibe vurmuştum. fazlaca alkol, uyku ve iç karartıcı müziklerle kendimi oyalamaya çalışıyordum. bendeki bu berbat hallerden rahatsız olan abim bir gün kafamı dağıtabilmem için elinde bir cd ile geldi.

    "al bak şunu senin için aldım, anoar brahem'in albümü. belki seversin. senin o gürültülü müziklerine benzemez ama hissiyatlı ve derin olduğu kesin..."

    "adı ne bunun?"

    "conte de l'incroyable amour"

    "yani?"

    "inanılmaz aşkın öyküsü"

    tüm yaz neredeyse o albümü dinleyerek geçti. 4. sınıf başladı ve d. yine ortalıkta gözükmedi... mezun oldum, hayatıma yine başka insanlar girdi ve olağan sıkıntılarla cebelleşmeye devam ettim. unuttuğumu sanıyordum hatta artık buna emindim; hafıza i beşer nisyan ile maluldü ve ben de nihayetinde unutabilmiştim...

    bundan birkaç yıl evvel büyük bir kitabevinde cd'ler arasında gezinerken çalan parça ile şaşkınlığımı gizleyememiş, yüzümde kocaman bir tebessümle aradığım albümün bulunduğu türlerin olduğu rafa doğru yönelmiştim. şaşkındım zira o zamanki kız arkadaşıma hediye etmek için alacağım albüm bu albümdü ve çalan parça da albümle aynı isimde olandı. cd'yi bulunca sanki ilk kez görmüş gibi uzun uzun bakarken hemen yanıbaşımdan gelen bir ses duydum...

    "anouar brahem! ben de çok severim..."

    "d. ?!!!"

    okulu bitirdikten iki yıl sonra evlenmiş. o zaman bahsettiği şu malum adamla. Birbirinden tatlı iki de çocukları olmuş. huzurlu bir evliliği varmış; allah bozmasın. ki daha fazlası ne beni ne de okuyanı ilgilendirir. mutluluklar dileyelim...

    sadede gelecek olursak; evet, aşk çoğu kez imkansız bir masal olsa da tesadüfleri sever derlerdi fakat bu kadarı oldukça tuhaftı...

    http://www.dailymotion.co...nte-de-l-incroyable_music

    ben mi? kum saatini izlemeye devam...
    12 -1 ... serenity painted death
  • sözlük erkeklerinin fotoğrafları

    3768.
    Burayı mütevazılık, kendisiyle barışıklık ve alaycılık kisvesi ile kullanıp fotoğrafını atanlar var. tamam çok tatlısınız. bir şekilde ilgi çekeceksiniz. ay ne hoş, ne doğal, ne sempatik çocuk, üstelik de komik diyerek ıslanan kızlar sıraya dizildi sizi bekliyor. Bir de cümle kurabilseniz keşke. Yazmak kavramını yanlış anlamış olabilirsiniz.
    6 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum