• kahvaltı

    350.
    bir tabak dolusu bebe bisküvisinin süte doyduğu an ve sonra bu güzel ikiliyi tadarak midemin şenlenmesi; mutlu son! bu sabahın en güzel anıydı. epeyce nostaljik fakat en azından leziz...

    merak ediyorum, acaba hangimiz doğru düzgün kahvaltı yapabiliyoruz sabahları; tatlı uykularımızdan feragat edip zaman ayırabiliyor muyuz yeterince? malum, iş ve okul hayatımızın üzerimizdeki ağır sorumlulukları hasebiyle kargalar kendi bokları ile oynamadan uyanmak zorunda kalıyor birçoğumuz. merak işte.

    çocukken amma da safmışız; ne özenirdik şu aptal saptal reklamlara. neymiş, sağlıklı ve besleyici bir kahvaltı için vazgeçilmez bir ürünmüş mısır gevrekleri. koca bir tas süt ile karışıtırınca tadına doyum olmuyormuş, üstelik çok da pratikmiş!.. annelerimizin başının etini yerdik; o zamanlar dünyanın parası eden malum mısır gevreklerinden alsın, biz de izlediğimiz o reklamlardaki çocuklar gibi mutlu olalım, (sözde)sağlıklı beslenebilelim diye. şimdilerde neredeyse her allahın günü mecburiyetten yediğimizden midir bilinmez, çok pişmanlık duyuyorum çocukken annemin hazırladığı o mükkellef sofralara yanaşmayıp bir kase süt - mısır gevreği karışımı ile karnımı doyurmaya çalışmama. kahvaltı anlamını yitirmeye başladı artık modern zamanlarda...

    kaybedince daha iyi anlıyoruz bazı şeylerin değerini. sonra ömrümüzün sonuna dek benzer izlerin peşinden gidiyoruz; aynı tadı alabilmenin umuduyla... kafamı kurcalayan ve canımı sıkan asıl mesele sabahleyin masada beni bekleyen güzel bir kahvaltının eksikliği mi, hazırlamasını istediğim bir kişinin yanımda olamayışı mı, fedakar annelerimizin değerini bilemeyişimiz mi? yoksa yaşlanıp o günlerden uzaklaştıkça içimizde büyüttüğümüz geçmişe duyulan özlem mi? sanırım hepsi...
    14 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarının itirafları

    160301.
    bazı zamanlar bebekleri feci kıskanıyorum, çünkü bebe bisküvisini çok seviyorum...

    ihtiyar bir adam olsak da fikrim değişmeyecek sanırım; vazgeçemiyorum! zira kendimi bildim bileli favori besinlerimden biri ve böyle kalmaya devam edecek gibi...

    süt ile bir araya geldikleri o düşsel anda oluşan lezzet patlamasını tarif edemiyorum. bu eşsiz tadın farkına varamayıp yalnızca çocuklara ait olması gerektiğini düşünenler için üzülüyorum. hele o bazı zavallı bebeler yok mu; zorla yiyenler! büyüdükleri zaman anlayacaklar nasıl bir lezzeti geri çevirdiklerini.

    kabul etmem gerek sanırım; galiba ben bir bağımlıyım(!)
    8 ... serenity painted death
  • sözlük kızlarının saçları

    640.
    Rengi solmuş, tipi kaymış, yağlı ve bakımsızdır çoğu. Buradaki Fotoğraflarda görünen tablo böyle. bir de çok fazla uzatınca seksi, çekici, alımlı ya da masum görünmüyorsunuz. bakımsızlıkla birleşince daha bir leş oluyor. kuaför değilim, kadın da değilim. naçizane tavsiye. Hepsinden mühim olanı şudur ki; merak edilmiyorlar. Saç yerine başka başka yerleri göze sokan karelerle dikkat çekme çabası da şahane.
    15 -1 ... serenity painted death
  • sapyoseksüel kadınlar

    24.
    sapyoseksüelim der onca erkeği kalbinden vurup defolur, uzunca bir süre yalnızlığa gömülür aseksüel olur, en sonunda da öküz ruhlu kamilin birine yâr olur, herifin 3-5 dakikalık sevişmeleriyle yetinip geçmişini unutur, evli mutsuz çocuklu bir şekilde günlerini doldurur.
    8 ... serenity painted death
  • ayrılık şarkısı

    64.
    haziran ayının 25'ini gösterdiği 2005 senesinde, en büyük korkum dediği kansere yenilerek aramızdan ayrıldı şair ceketli çocuk; karadenizin asi topraklarından gelen gerçek sanatçılardan, güzel insan kazım koyuncu. sessizce gidiyorum dedi... vefatından bu yana seneler geçti, daha bir özlendi. şarkılarını her dinleyişimizde eksikliği hissedildi. tam da anlaşılmak üzereyken, sesini kitlelere duyurmaya başlamışken gencecik bir yaşta sonsuzluğa karışıvermişti. yokluğunun ardından söylediği şarkılar yüreklerimize bıçak gibi saplanır oldu; ne vakit sesi kulaklarımızda duyulsa dolan gözlerimizi durdurmak güçleşti. Vefatından sonra dinlenildiğinde insanın etkisini kolay kolay üzerinden atamadığı, yürekleri daha da çok burkan o parçalarından biri de ayrılık şarkısı idi.

    Anlamlı sözleri ile sanki ağıt gibi.

    ardımda bırakıp gül çağrısını
    ayrılık anı bu sisli şarkıyı
    ırmaklar gibi akıp uzun uzun
    terk ediyorum bu kenti
    ah, ölüler gibi

    şarkılarla sığınıp çığlıklar ardına, kolayca çekip gitmeseydi, bırakmasaydı keşke sevdiklerini.
    8 ... serenity painted death
  • yaran olaylar

    2233.
    13-14 yaşlarındaydık, ergendik. birkaç arkadaş ile bir yaz gününde kırk yılda bir topluca cuma namazına gidelim diye niyetlendik. arkadaşlardan biri gelmemek için direndi fakat ısrarımıza dayanamadı. tam namazın ortasında farz kılınıyordu ki mevzubahis arkadaş fısıltıyla "abiii ben cenabetim..." demesin mi!? sonrası tam bir curcuna. etrafımızdaki insanlardan bazıları namazı kılmak için hocayı dinlemek yerine bize odaklanmış, konuşmaları duyunca da ortalığı ayağa kaldırdılar. namaz bölündü haliyle, yalan oldu... dayak yemeden kurtulduk fakat o korkuyla ayakkabıları camide bırakıp kaçmıştık.
    9 -1 ... serenity painted death
  • düş

    54.
    yokluk ırmağından olsun gölüne düşüş. sudan çıkınca kendini çölde buluş. ıslanmak iyi güzel hoş da fazla düşten hasta olmamak için dikkat et. yoksa sonrası, aslını unutup kayboluş.
    5 ... serenity painted death
  • pdf kitap vs normal kitap

    79.
    kitap olsun da pdf'si anormali(!) çok da mühim değil. kağıt kokusu ve dokunmanın verdiği hissiyat ve keyif bir miktar romantik yaklaşımlar olsa da güzel. lakin önemli olan içerik. yazı. okuduğumuz şeyler. taşa da kazınsa okuyun. okuduklarınızı paylaşın başkalarıyla. iş olsun diye değil, kendinize ve çevrenize katma değer kazandırabilmek için özellikle. okuyun!
    9 ... serenity painted death
  • yalnızlık

    8304.
    kainata karşı inatla ben tek siz hepiniz oynamak. oynuyormuş gibi yapmanın pik noktası. kainat bile benim kadar karanlık olamaz demek isteyip de diyecek tek bir kişinin bile olmayışına alışmak. başını omuzlarının üzerinden geriye doğru çevirirken arkanda kendinden başkasını bulamamak. kendi kendine bulanıp kendi kirlerinle silinip kaybolmaya yüz tutmak. acını acından başka anlayan yok. yalnızca burası varsa tabi. neyse ki eşiği geçince söylenecek söz çok. bekle bakalım.
    9 ... serenity painted death
  • can alıcı şiir dizeleri

    1549.
    çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan

    susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
    ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
    kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
    aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
    seni bekliyorum orada, o kirlenen ütopyada

    kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
    sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
    hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.

    çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

    (bkz: Ahmet telli)
    12 -1 ... serenity painted death
  • sözlük yazarlarına tavsiyeler

    395.
    yazdıklarınızı ve yazılanları fazla ciddiye almayın. iki cümle kurdum diye yazar sayılmazsınız. olsa olsa bir sözlük yazanısınız. Evvela Okumayı sevin. Parmaklarınızı fuzuli yere yormayın.
    15 ... serenity painted death
  • jack nicholson

    213.
    hakkındaki en kısa ve açıklayıcı tanım yaşayan en büyük aktörlerden biri olduğudur.

    alamet i farikası; nev i şahsına münhasır bakışlarını perçinleyen, istediği zaman ters v şekline sokabildiği o eşsiz kaşlarıdır. yüzü görünmese sesi ile, sesi duyulmasa mimikleri ile oyunculuk yapabilecek yegane aktörlerdendir. oyun gücü hakkında fikir edinebilmek için referans gösterilmesi gereken başarılı performanslarını saymak gibi hataya düşülmemesi gerekir. zira vasat işler çıkardığı rollerini sayarsak daha az yorulmuş oluruz.

    dileriz sağlığından bir şey kaybetmez ve biz de ömrünün sonuna kadar bu efsane aktörü daha nice unutulmayacak rolde izlemeye devam ederiz. Ölmeden bir Oscar daha alıp rekor kırarsa şaşırmayız.
    5 ... serenity painted death
  • ben evlenmeyeceğim diyen erkek

    7.
    ilkokul 3. sınıftayız. okulun bahçesinde oyun oynuyoruz üç arkadaşımla beraber...

    g: ben evlenmicem ya kızlar iyyyrenç.

    i: ben de ben de, çok aptallar yaa...

    s: siz evlenmezseniz ben de evlenmem!

    Spd: niye ya ne güzel işte ben evlenicem. öğrtmenimin kızı beni öptü zaten. belki onunla evlenirim...

    Öğrendim ki üçü de evli ve çocuklu şu an!

    üniversite zamanları. biri okuldan üç arkadaşla beraber içip sohbet ediyoruz...

    o: abi bu evlilik olayı doğamıza aykırı. ben evliliğe karşıyım. Hiçbir zaman evlenmeyeceğim...

    b: katılıyorum sana. zaten kadınları anlamak ayrı bir dert. dır dır dır susmazlar... aynı evi paylaşmak kabus oluyor. erken yaşlanmak istemiyorum!

    f: bence de abi, aptal mıyım. evliyken balayına, bekarken alayına, oh ehehehe... benim gibi bir çapkının işi olmaz evlilikle!

    spd: lan öyle demeyin be. hayatımın aşkını bulsam falan, ne güzel olurdu. hem evlilik hayatı düzene sokar derler. huzur bulursunuz. Büyük konuşmayın bence...

    b. 7 yıldır evli, çocuğu da olmuş. f. 5 yıl önce boşandığı eşiyle tekrar evlenmeyi planlarken vazgeçip geçen yıl başka biriyle evlendi. o. da evlenip eşinin sözlerinden çıkmayan bir kılıbığa dönüştü.

    demek ki neymiş? ben evlenmeyeceğim diyen erkeklerin bu sözünü ciddiye almamak lazım. zira tükürdüğünü yalıyor birçoğu!

    Biz de hâlâ hayatımızın aşkını beklemeye devam edelim...
    62 -1 ... serenity painted death
  • huzur

    582.
    Oldukça uzun bir süredir berbat geçen günlerin etkisinden midir bilinmez; en saçma kabuslarınızı bile özler olduğunuz uykusuz bir gecenin ardından, sabahın köründe saatler 6 30' u gösterirken evden çıkıp koyulursunuz yola. mide sancıları çeken vücudunuz kahvaltı yapmamanızı istemiştir. havanın nasıl olduğunun farkında olmadan incecik giyinip çıktığınızdan, öncelikle burunda başlayan kızarıklıkla kendini belli eden üşüme hissi kaplar her yanınızı. sallana sallana metroya doğru yürürken kulaklarınızda gümbürdeyen o en sevdiğiniz grubun parçasına takılırsınız. rifflerin aralarında belki de kimsenin farkına varamadığı gitar süslemelerinin ve parçanın ruhunu asıl yansıtan şeylerden biri olan back vokalin o vurucu etkisinin büyüsüne kapılıp bir üçüncü de ben olayım da şarkıya eşlik edeyim duygusuyla yoldan geçenleri sallamayarak ekvator götüme dünya sikime anlayışıyla ve olanca bet sesinizle avaz avaz söylersiniz sözleri; yarım yamalak bir şekilde... playlistinizin çorba gibi olmasından mütevellit, erkan oğur'un yorumladığı zeynebim parçası nezaketini yitirmeden sıradaki yerini alıverince, şöyle bir duraksarsınız metronun merdivenlerinde. alakasız ve gereksiz türlü ayrıntılarla örülü bir dünyanın içinde yolumu bulmaya çalışıyorum sanırım diyerek düşüncelere dalarsınız. parçanın yarattığı hüzün bombardmanı, aşk acısından mecnun'a dönmüş bedenlerde çıkan kıvılcımları hatırlatırken metrodan çıkarsınız. midenizdeki boşluğun beyninizdeki yarattığı açlık hissini yenmek için bir büfeye uğrarsınız. en etkili yöntem olan karbonhidrat depolarından çikolata seçeneğini seçiverirsiniz; rafta gördüğünüz bitter olanın yarattığı karşı koyulamaz çekicilik ile. iştahla mideye indirdiğiniz çikolatanız lezzet patlamaları yaratır damağınızda ve büyük bir keyifle iş yerinizin kapısından içeri adım atarsınız. Görmek istemeyeceğiniz gerçeklerle yüzleşmeyi, hayat gailesini ve can sıkıcı insanlarla muhattap olmayı aklınıza bile getirmezsiniz. işte hayattan alınan ender zevklerden birini yaşadığınız bu kısacık anın sizde yarattığı tarifi güç hissiyatın en kısa tanımıdır huzur.
    11 ... serenity painted death
  • darkshines

    6.
    Muse'un ümit besen ile ortak çalışması. Daha sonradan ümit abimizin vokal kayıtlarını albümde kullanmayıp araya bir iki sert gitar numaraları ekleseler de özünde fantezük taverna ruhunu layığı ile taşıyan oldukça başarılı bir parçadır. Dileriz günün birinde tamamen ortak parçalardan oluşan bir düet albüm yaparlar da nikah masası gibi bir efsanenin manyak ötesi coverını matt kardeşimizin o eşsiz sesinden dinleriz.
    5 ... serenity painted death
  • en güzel kadın organı

    41.
    Dili(!)

    Kelamı doğruysa, yalana, iftiraya, nefrete düşmansa, aşk ile dönüyorsa ve çatallaşmamışsa eğer...
    11 -1 ... serenity painted death
  • yazarların merak ettiği şeyler

    33.
    cadde-i kebir'de yürüyordum, bir cumartesi akşamı; kulaklarımda saatler boyunca hep aynı piyanodan gelen melodi... onlarca insan geçiyor yanımdan. sesler ve görüntüler birbirine karışıyor, o anlaşılması güç tablolar ve sınırları zorlayan müzikler gibi. içlerinden bazılarının suretini yakalamayı başarıyorum ve kaybolmaya başlayıncaya kadar uzun bir süre seyre dalıyorum yüzlerini... 13-14 yaşlarında bir oğlan çocuğu. yüzünde sivilceler, saçları dağınık, kızarmış burnu, elleri ceplerinde. sırtında vücudunun yarısını tartabilecek kadar kocaman çantası. gözlerini yerden kaldırmıyor; karolardaki çizgileri takip ederken yavaşça geçiyor yanımdan. kim bilir ne hayaller peşinde... ihtiyar bir amca beliriyor sonra. elinde benden daha yaşlı gözüken bir baston; en az kendi kadar yorgun. pamuktan daha beyaz saçları var. yüzünü saran çizgiler öyle derin ki, içlerinde binlerce hikaye gizli sanki. kendi kendine konuşuyor. yüzündeki o hüzne rağmen öyle güzel, sıcacık gülümsüyor ki, insan onu görünce keşke böyle bir yaşlılık bize de nasip olsa diyor. kim bilir hangi güzel anılarını aklına getiriyor... o eski sinemalardan birinin önünde genç bir adam bekliyor. boynuna sıkıca doladığı upuzun atkısı ve kalın çerçeveli gözlükleriyle fazlasıyla dikkat çekici. biraz takıntılı gibi. sol ayağını sürekli sallarken saçıyla oynayıp sık sık saatine bakıyor. tedirginliği yüzünden okunabiliyor. öylesine delici bakışlarla etrafını süzüyor ki, gözlüğünün camları yerinden çıkacak sanki. kim bilir böylesine telaşlanmasının sebebi ne idi... tramvay durağında genç bir kız oturuyor. kucağında çantası, tırnakları ile kapağını parçalıyor. ağlamaktan şişmiş gözleri kıpkırmızı, yanaklarından süzülen damlaları gizlemek için mor beresiyle yüzünü örtmeye çalışıyor. öfke, acı, hayal kırıklığı ve pişmanlık iç içe geçmiş sanki. kim bilir o dinmeyen gözyaşlarının müsebbibi olan şey ne idi... caddenin tam ortasındaki o eski okulun bahçe duvarına yaslanmış otuzlu yaşlarda bir kadın. telefonu çalıyor ve kısacık bir konuşma yapıyor. ardından yüzünde kocaman bir tebessüm beliriyor. kucağında sıkı sıkı tuttuğu minik bir yavru kedi, sürekli başını okşarken akıp geden insanları izliyor. sanki mutluluğunu onlarla paylaşmak istiyor gibi. göz göze geldiğimizde gülüşü belirginleşiyor. onu anladığımı ifade edercesine başımı hafifçe sallayıp gülümseyerek uzaklaşıyorum oradan. kim bilir onu bu kadar çok mutlu eden o güzel haberi veren kişi kimdi...

    onlar ve diğerleri... akşam eve gidip yatağıma uzandığımda derin düşüncelere dalmama sebep olan hiç tanımadığım/tanıyamayacağım insanlar... ziyadesiyle merak ediyorum; o gördüğüm suretlerin ardında sakladıkları hikayelerini...
    10 ... serenity painted death
  • sebepsiz fırtına

    21.
    bazen bir fırtına gelir, ne var ne yok alır götürür. aldıklarının yerine yenileri eklenir de bir şey var ya hani, o yeri dolmayan tarifsiz kıymetlinin yerine yenisi asla gelemez. renklerin gider sanırsın ama renklerin de solmaz. hep o eksiklikle yaşamaya devam edersin. yumrular, dikenler, sözde kıymet verenler, kıymetli görülsün istenilenler. bir de bakmışsın ömür geçer. ömür dediğin tam yazmaya başlayacakken yarıda sonlanan bir defter. şarkılar çoğu kez dile gelemeyeni söyler. böyle işte.
    9 ... serenity painted death
  • anneanne evi denilince akla gelenler

    283.
    taşlaşmış, beton sertliğinde yastıklar, parlak baklava dilimi yeşil yorganlar, dolapta nuh u nebiden kalma tuhaf bir forma dönüşmüş çikolatalar, misafir yatağının üzerinde hazır kıta bekleyen seccade, hasır iskemleler, kuzinede 24 saat demli çaydanlık, kapıda doyurulmak için sıraya girmiş kediler, anneannenin pamuk yanakları ve erken göçüp gitmiş dedenin biraz daha yaşasaydım da sizlere doysaydım diyerek hüzünle bakan fotoğrafı...
    13 ... serenity painted death
  • susmak

    543.
    güneşin gecenin örtüsü ardında saklandığı, can sıkıcılık konusunda üst sıralara oynayan soğuk bir ekim gecesinde yine her zamanki gibi şükür nedir bilmez bir şekilde dört bir yanı karanlık duvarlarla örülü olmasına karşın içindeki karanlığın Dışardakinden daha fazla olduğu yalnızlık mesailerinin timsali olan düş tutmaz odanın içerisinde ne yaptım da bunca saati böylesine çabucak öldürebildim diye düşünürken, kendisine eşlik eden parçaların kestiği yaraların bir bir açılmasıyla bir yanı hala eski canlı günlerine özlem duyan dudaklarının arasından usulca diline gelen paslanmış metal tadının uyuşturduğu beyninin içerisindeki tüm o cevap bekleyen soruların hiçbir zaman karşılık bulamayacağını ve belki de o en çok istediği şeye asla kavuşamayacak olmanın kabullenişiyle ortaya çıkan çaresizlik karşısında yapabildiği tek şey; anlatamadığı ve anlamlandıramadığı her şey için lal olmak.
    11 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum