• havanın çok soğuk olması ama sen çay içmek

    81.
    “Soluk benizli adam gelmek ve sözlüğün formatını sikmek...”
    3 ... serenity painted death
  • çocukluk

    266.
    yedi tepeli şehri dört bir köşesinden izleyebildiğimiz, yedi odalı dede evinde yeni bir güne uyanıyorum. aylardan ağustos. üst kattaki karanlık odada uyumuşum yine. güneş bu sabah da uğramamış yanıma. yatağım milyonlarca yıldır bitmeyen bir harbin izlerini taşıyormuşçasına yorgun, darmadağınık. oysa ben henüz yaşı parmaklarının sayısından küçük bir çocuk... tavanı izliyorum. ne kadar yakın. uzanmaya çalışıyorum. kollarım ve ayaklarım uzuyor, uzuyor, uzuyor. fakat yetişemiyorum. yetmiyor gücüm. gökyüzünden daha derin, daha yüksek görünmeye başlıyor; kaçıyor benden. büyüyünce çok daha güçlü olacağım diyorum. benden kaçmaya çalışırsa gökyüzü, pes etmeyeceğim. inatla elimi uzatmaya devam edeceğim... yataktan kalkıyorum. alt kattan çilek reçeli kokuları geliyor burnuma, en sevdiğim. önce banyoya koşuyorum. gözlerimdeki çapaklarla oynuyorum yüzümü yıkamadan evvel. gözlerim hala çok sulu. burnum hala çok kırmızı. yüzümün resim defterimdeki yapraklardan daha da beyaz olması hoşuma gidiyor. dişlerimden birinde kazılı olan göçmen martının resmi silinmemiş; seviniyorum. bugün de hiç büyümemişim. koşarak terasa çıkıyorum. bulutlar çekilip güneşe yer açıyorlar gökyüzünde. kız kulesi yerinde duruyor. vapurlar ağır ağır ilerlerken sesleri duyuluyor uzaktan. kayıp martının arkadaşları ardından ağıtlar yakıyor çatıda. acı çekiyorlar hâlâ. göz göze geliyorum birkaçıyla. dinliyorum onları. neler söylediklerini anlayabildiğime eminim, oldukça uzun bir süredir. büyüyünce ben de böyle vefalı bir insan olacağım diyorum. yitirdiğim insanları, dostlarımı, ailemi, sevdiklerimi asla unutmayacağım...

    alt kata iniyorum. mutfaktan gelen çilek reçelinin kokusu daha bir keskin, daha bir anlaşılır. koridor boyunca uzanıyor, çağırıyor beni yanına. midemden yükselen tuhaf gurultuları duyuyorum ama söz geçiriyorum açlığıma. salona gidiyorum. pencereden içeri süzülen güneş ışığının heyecanı ile dans ediyor minik zerrecikler. danslarına eşlik etmeye çalışıyorum. ışığın düştüğü parkeler kuruyup çatlamaya başlamış. ayrılan her bir parçanın aralarından fırlayıp koskoca dünyayı keşfe çıkan onlarca cesur karıncayı izliyorum. eğilip seslerini duymaya çalışıyorum. onlar benden korkarken, ben de onlardan tiksinen insanları düşünüp insanlıktan tiksiniyorum. kitaplıktaki senelerdir yaprakları gün yüzü görmemiş kitaplardan gelen toz kokusunu içime çekiyorum. o anı hafızamda ölümsüzleştiriyor bu koku. büyüyünce bütün güzel anılarımı çabucak hatırlayabilmek için koku hafızamı asla kaybetmeyeceğim diyorum. mutfaktan gelen çilek reçeli kokusu, salondaki eski kitapların kokusu, en yakın arkadaşımın evlerindeki ilaç kokusu, alt kattaki yaşlı komşu kadının evinden eksik olmayan lavanta kolonyası ve hatta dünyaya kafa tutan karıncaların kokusu... mis kokulu çilek reçeli, bir bardak süt, bir dilim ekmek, burun kıvrılan bir parça beyaz peynir ve bir avuç dolusu mutluluk ile kahvaltımı sonlandırdıktan sonra sokağa çıkıyorum. gün benim. günün kahramanı benim. dilediğim gibi oyunlar oynayabilirim...

    yokuşun sonundaki parka gidiyorum. faili meçhul maktullerden birinin daha adının verildiği, o malum ölümlere utanmayanların ölünün adını vermekten ötürü gurur duymalarından utanmaları gerektiğini bile anlayamadıkları bir parka. kimse yok benden başka. özgürüm. salıncaklar benim. kaydıraklar, kum havuzları ve daha bir sürü oyuncağın tek sahibiyim orada. neden sonra sıkılıyorum. oysa ki ne kadar da eğleneceğimi düşünüyordum en başta. anlıyorum ki mutluluk paylaşınca güzeldir, yalnızlığın içine milyonlarca mutluluk sığdırsan da nafile, yanında sevdiğin bir insan olmayınca tadı hep eksik, hep kırık dökük...
    4 ... serenity painted death
  • seninle şöyle olabilirdik

    327.
    seninle şöyle olabilirdik

    Miskinliğin keyfi...
    5 -2 ... serenity painted death
  • çocukluk anıları

    230.
    (#34689419)

    hiç beklemediğiniz bir anda ölüm gelir, arkadaşınızla beraber çocukluğunuzu da alıp götürüverir...
    2 ... serenity painted death
  • yazarların merak ettiği şeyler

    161.
    liseye başlamadan evvelki yazdı. şehre yeni taşınmıştık. adapte olamıyordum. arkadaşlarımdan uzakta, başka bir şehir, başka insanlar, yeni bir ev...

    ilk bir hafta sokağa çıkamamıştım. bizden iki gün sonra da onlar taşınmıştı. sessiz sedasız, çok az eşya ile yerleşmişlerdi. benimle yaşıt olabilirdi. yan bloktaydılar. balkonlarımız birbirine bakıyordu. her gün erkenden uyanıp temmuz sabahını balkonda karşılıyordum. o da benimle beraber erkenden uyanıp sitenin arkasındaki parkı izliyor, kuşlara yiyecek bir şeyler atıyordu. ilk birkaç gün boyunca sadece bakışmıştık. cevap vermiyordu. tepki bile göstermiyordu. sesini merak ediyordum. sanırım bir hafta geçmişti, sadece el sallamıştı. yüzünde hiçbir tebessüm kımıldaması olmuyordu. bembeyaz tenli, kulaklarıyla aynı hizada küt kesim saçları ve ah, gözleri öyle güzeldi ki maviliği metrelerce öteden bile ışıldıyordu. bir gün sonra köpük balonlar yapıp bana üflemişti. yine tek bir kelime çıkmamıştı ağzından. sonraki gün benden erken uyanmış, balkonda bekliyordu. donmuş bir şekilde bizim balkona bakıyordu. çıktığımda hiçbir tepki göstermedi. el salladım. gülümsedim. akşamdan yaptığım kağıt uçağı ona gönderdim. yine çıt yoktu. ve bir anda o hiç beklemediğim hareketi yaptı. tişörtünü altından yukarı doğru çekerek memelerini gösterdi. ardından buruk bir gülümseyiş ve içeri kaçtı. sonraki günlerin hiçbirinde balkonda belirmedi. sokağa da çıkmıyordu. yaz bitiyordu. eylül başında okullar açılmadan apar topar oradan da taşınmışlardı. tuhaf bir aileydiler. gidişlerinin ardından haklarında türlü söylentiler dolaşıyordu. duyduklarımdan biri de adının betül olduğu ve konuşamıyor oluşuydu. bir daha da görmedim. ne o şehirde ne de başka bir yerde...

    acaba gerçek adı neydi?

    konuşabiliyor muydu?

    hikayesinde neler gizliydi?

    şu an yaşıyor muydu?

    nerede olabilirdi?

    merak ediyorum...
    2 -2 ... serenity painted death
  • çocuklarla girilen diyaloglar

    1626.
    "serenity amca!"

    "efendim tontiş?"

    "annemle babamı sen tanıştırdın di miii?"

    "evet."

    "yani sen olmasaydın ben doğmayacaktıııım!"

    "yani, galiba öyle."

    "pekiiii babamla seni kim tanıştırdı?"

    "biri tanıştırmadı, aynı yurtta kalıyorduk..."

    "haaa yani allah tanıştırdıııı..."

    "ahaha öyle mi diyorsun?"

    "eveeeet, iyi ki tanıştırmış, ona da teşekkür ediyorummm..."

    "!!!"
    5 ... serenity painted death
  • rüya

    726.
    gözlerim kapanıyor inatla ve yeniliyorum uykuya. tenimde milyonlarca iğne var sanki ve her biri çekilirken kan değil de başka bir şey dökülüyor ortaya. bu bir ruya... aynalar kırılıyor etrafımda; on, yüz, bin, milyonlarca parça! her birinde bir başka beni görüyorum. geçtiğim ve henüz varmadığım yaşlarda benden zibilyonlarca. bu bir ruya biliyorum... içlerinden biri kurtuluyor ve elinde bir deste kartla çıkıyor karşıma. konuşmaya çalışıyorum duymuyor. dokunmak istiyorum hissetmiyor. hangimiz taklitçi bilemiyorum. fakat bu bir ruya biliyorum... mavi duvarlara dönüşüyor her bir kart ve ev yapıyoruz onlardan; tam 3 katlı. içeriden bir müzik sesi duyuluyor. katların hepsine tek tek bakıyoruz. ortada kimse yok. bir kuş geçiyor tepemizden tüylerini dökerek. gri mor tüyler boğazımıza kaçıyor ve aynı anda hapşırırken kartlar devrilmeye başlıyor. molozların altında, bodrumdan ses gelmeye devam ediyor; sanki bizi çağırıyor. ulaşmak için kaldırıyoruz hepsini. iyi değilim fakat bu bir ruya biliyorum... tüm enkazdan kurtulup en dibe varmışken ses kesiliyor ve sadece bir kart buluyoruz. üzerinde bir yazı: "uyumaya ne dersin?" korkuyorum ve kendime sarılıyorum. önce gözlerimi içime çekiyorum sonra yavaş yavaş geri kalan tüm bedenimi. kayboluyorum kendi karanlığımda. evet hiç iyi değilim fakat bütün bunlar bir ruya biliyorum... gözlerimi açtığımda avucumda bir kağıt buluyorum. kendimden bir not: "uyanma zamanın gelmedi mi?" bahsettiğim şeyler çok saçma evet ve hiç iyi değilim fakat bütün bunlar bir ruya biliyorum...

    müziği kapatıp uyumak istiyorum. onun çağrısı işte, sadece bir ruya görme isteği bu.
    2 ... serenity painted death
  • monica bellucci

    484.
    Duvarda posteri vardı. Sol üstteki bant yerinden yırtık, yine de dimdik. Matilda’nın yanından bize bakardı. Masum mu seksi mi, yoksa davetkar? Neden bakıyorsunuz, Ne olacaksa olsun artık der gibi. Karşısında oturmuş saatlerce onu izlemiştik. Önce bir filmi, ardından birkaç kadeh, fonda hiç hatırlamadığım bir ezgi. Ayağa kalkmış ve bana dönerek “kadın, güzel, ama ne kadın!” Demişti. Boşlukları doldururdum. Hadi gel çıkalım artık cevabımdan sonra tam kapıdan çıkarken “bu kadın da mı yaşlanacak?” Diye söylendi. Aynada kendine bakınca o sözleri hatırlar mı bilemem. Zaman kimi yenmedi ki?
    -1 ... serenity painted death
  • bilim kurgu kitapları

    9.
    (bkz: Mehmet açar)

    (bkz: siyah hatıralar denizi)

    (#40148265)

    Türk bilim kurgu romanı yok diyenler için...

    Arayınca bulabilirsiniz.
    3 ... serenity painted death
  • market poşetlerinin paralı olması

    33.
    market poşetlerinin paralı olması

    Kral dönüyor...

    (bkz: pazar çantası)
    16 ... serenity painted death
  • bana çok iyi geliyorsun

    31.
    Ama yavaş gel. Ağır ol. Köprüyü kullanma. Çarpışmayalım. En fazla sesin düşsün bu topraklara. Yerle bir olmayalım. Ben giderken hep dikiz aynasında kal...

    Diyor olabilir.
    4 ... serenity painted death
  • insanı duygusuzlaştıran şeyler

    329.
    insan.

    Virüs gibi insanlık. insan olmak da, olmayı anlayamamak da sıkıntı.

    Bu dünyaya En büyük ceza biziz. Kanser gibiyiz.
    13 -1 ... serenity painted death
  • bursa denilince akla gelenler

    339.
    Bursa geliyor. Bir türlü gitmiyor. Akla gelen başka hiçbir türlü gelmiyor. Bitiyor...
    2 ... serenity painted death
  • uçurtma uçurmuş efsanevi nesil

    5.
    Çocukluğumdaki koca bir yaz mevsiminin neredeyse her gün uçurtma yapıp onları uçurmakla geçtiğini hatırlıyorum. Rüzgara direnmeye çalışırlardı ip kesikleriyle kanayan ellerimize acıyarak. Dün gibi. En mutlu olduğum dönemlerdi belki. Boyu boyumdan aşkın, bazıları çirkin ama güçlü, bazılarının ömürlük kuyruğu olan, bir kısmı da rengarenk uçurtmalar. Gökyüzünden çocukluğuma el sallayıp duruyorlardı. Belki hala oradalar...
    6 ... serenity painted death
  • gecenin şiiri

    13240.
    gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
    gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak

    sen bir şehir olmalısın ya da nar
    belki granada, belki eylül, belki kırmızı

    gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
    çok idil, çok deniz, çok rüzgar

    çocukluğun tutmuş da yine aşık olmuşsun
    sanki bana, sanki ah, sanki olur a

    aşk bile doldurmaz bazı aşıkların yerini
    diye övgü, diye sana, diye haziran

    heves uykudaysa ruh çıplak gezer
    gazel bundan, keder bundan, sır bundan

    gözlerin şehirden yeni ayrılmış
    gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

    hadi git yeni şehirler yık kalbimize bu aşktan

    (bkz: haydar ergülen)
    6 ... serenity painted death
  • yoğurtlu brokoli ve karnabahar salatası

    22.
    ikisini de yerim, affetmem... üstüne bir de kek olsa!
    3 ... serenity painted death
  • sting

    166.
    incecik ruha sahip bir müzik insanı. 100 tane leş şarkı yapsaydı bile çıkarttığı 10 ölümsüz eser ile onları unutturabilirdi.
    1 ... serenity painted death
  • bennu gerede

    58.
    Oha!

    Bu çocuklar hangi ara bu kadar büyüdü? ilk üçü boy boydu ve öğrencilik yıllarımda nişantaşı sokaklarında onları gezdirirken görürdüm. Aşırı tatlı veletlerdi, Sevmeme de izin verirdi, çok rahat bir kadındı.

    Zaman...
    1 -1 ... serenity painted death
  • yılmaz özdil in sıradaki kitabı

    20.
    Atatürk’ü nasıl sömürdüm!

    Yok yok, bu kadar samimi olacağını sanmam yozdilin.

    Muhtemelen şu olabilir;

    Atatürk ve enter tuşu...
    4 ... serenity painted death
  • ne yapıyorken ölmek isterdiniz

    27.
    Çizgi roman okurken...

    Keyifle yaşamak zor, giderken olalım bari.
    3 -1 ... serenity painted death
  • yeni şeyler getiriyorum